Zoraki mutabakat
ABD-İsrail destekli HTŞ’nin saldırıları akşam saatlerinde varılan mutabakatla şimdilik durdu. Anlaşmaya göre HTŞ, Haseke ve Kamışlı’ya girmeyecek. Entegrasyon için 4 günlük süre tanındı. Amerikan emperyalizminin elçisi Barrack’ın devreye girmesiyle gelen anlaşma kapsamında, Kürtlerin dilsel, kültürel ve vatandaşlık haklarını düzenleyen 13 Sayılı Kararname uygulanacak.

POLİTİKA SERVİSİ
Emperyalistlerin ve gerici rejimlerin desteğini arkasına alan HTŞ rejiminin Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki bölgelere saldırılarıyla başlayan çatışmalar dün de sürerken akşam saatlerinde anlaşmaya varıldı. Saat 20.00’den itibaren devreye giren anlaşma ABD’nin Türkiye ve Suriye Elçisi Tom Barrack’ın devreye girmesiyle geldi.
Barrack, önceki gece SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile HTŞ yönetiminin lideri Ahmed Şara’nın olumsuz sonuçlanan Şam’daki görüşmesinde de yer almıştı. SDG bölgedeki gerginliği düşürmek adına Şam yönetimiyle sağlanan uzlaşıya tam olarak uyacaklarını duyurdu.
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın, Colani’nin Ofisi’ne dayandırdığı anlaşmaya göre;
• HTŞ çeteleri Haseke ve Kamışlo şehir merkezlerine giriş yapmayacak. Kürt köylerinde yerel güvenlik modeli uygulanacak.
• SDG’ye bakan yardımcılığı ve valilik temsili verilecek.
• SDG’ye bölgelerin pratik birleşme mekanizmasına dair detaylı bir plan hazırlaması için dört günlük bir istişare süresi tanınacak.
• Kamışlo dahil olmak üzere Haseke vilayetinin barışçıl bir şekilde devlet yapısına dahil edilmesine ilişkin takvim ve detaylar daha sonra müzakere edilecek.
• Ayrıca Suriye Halk Meclisi’nde temsil edilecek isimler ile devlet kurumlarında istihdam edilecek kişilerin listesi de SDG tarafından sunulacak.
• SDG’ye bağlı tüm askeri ve güvenlik güçleri kademeli olarak Suriye Savunma ve İçişleri Bakanlıkları bünyesine katılacak.Sivil kurumlar da Suriye hükümetinin genel yapısına dahil edilecek.
• Kürtlerin dilsel, kültürel ve vatandaşlık haklarını düzenleyen 13 Sayılı Kararname uygulanacak.
ŞAM’DA UZLAŞI ÇIKMAMIŞTI
Gerilim ve çatışmalar gün boyu sürerken Şam’daki toplantıya katılan Rojava Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) Genel Komutanı Rohilat Efrin de Şam’ın diyalog yerine "tam teslimiyet" dayattığını söyledi. Toplantının beş saatten fazla sürdüğünü belirten Efrin, “4 Ocak’taki görüşmelerde özerk yapının korunması üzerinde bir anlayış birliği vardı. Ancak bu toplantıda her şeyi inkar ettiler. Bize 'Haseke ve Kobani’yi derhal boşaltın, silahları bırakın ve orduya tek tek katılın' dediler” dedi.
ABD, HTŞ’YE GÖZ YUMUYOR
Kendilerinin yeni durumun değerlendirilmesi ve entegrasyonun gözden geçirilmesi için zaman istediğini ancak bunun kabul edilmediğini kaydeden Efrin’in açıklamalarını doğrulayan Demokratik Birlik Partisi (PYD) yöneticisi Foza Alyusuf da Rudaw’a yaptığı açıklamada, "Şam 'her şeyinizi teslim edeceksiniz ve durum 2011'dekinden öncesine dönecek' diyor. Hiçbir şekilde varlığımızı kabul etmeye yanaşmıyor" ifadelerini kullandı.
Abdi-Şara buluşmasında yer alan ABD’nin Türkiye ve Suriye Özel Elçisi Tom Barrack’ın olanları izlemekle yetindiğini kaydeden Efrin, IŞİD’e karşı Uluslararası Koalisyon’un da olanlara sessiz kaldığını söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump da önceki gece Şara ile telefonda görüştü. Kürtlerin haklarının birleşik bir Suriye içerisinde korunması gerektiğini söyledi.
GENEL SEFERBERLİK İLANI
Şam'dan eli boş dönen Abdi Rojava’ya dönerken Kürt yönetimi genel seferberlik etti. Kuzey ve Doğu Suriye (Rojava) Özerk Yönetimi seferberliğin tüm parçalar için geçerli olduğunu açıkladı.
ANF’ye konuşan PKK yöneticilerinden Murat Karayılan, yaşananları "Kürt halkının tüm kazanımlarına karşı bir komplo" olarak nitelendirdi, Türkiye'yi de bunda "rol oynamakla" suçladı. Karayılan açıklamasında Rojava’daki Kürtlere seslenerek, "Bedeli ne olursa olsun sizleri asla yalnız bırakmayacağız. Tüm Kürt halkı ve biz de hareket olarak ne gerekiyorsa onu yapacağız" dedi. Başta ABD olmak üzere, İngiltere, Almanya, Fransa ve diğer IŞİD'e karşı uluslararası koalisyon devletlerini de saldırılar karşısında Kürtleri yalnız bırakmakla eleştiren Karayılan, "Bu riyakarlığı ne Kürt halkı ne de onurlu insanlık vicdanı unutmayacaktır" dedi.
Suriye Diyanet İşleri Bakanlığı, cami hatiplerine gönderdiği yazıda, Kürtlere ve Rojava’ya yönelik saldırıları "Fütuhat" (Fetihler) olarak nitelendirdi. Kuran’daki Enfal Suresi ile başlayan ayette, birliklerin zaferi için dua etmek amacıyla "Kunut" duası okumaları istendi.Genelgede Saddam’ın 1988’de Irak Kürdistanı’nda 182 bin Kürdü öldürdüğü "Enfal" harekatına atıfta bulunuldu. SDG, Şam’ı “savaş suçu" işlemekle suçladı.
Suriye Demokratik Meclisi Özerk Yönetim bölgelerindeki durum konusunda sert bir uyarıda bulunarak, radikal silahlı grupların Kobani şehri için doğrudan bir tehdit oluşturduğunu açıkladı. MSD "Halep'te Alevilere, Dürzilere ve Kürtlere karşı yaşananlara benzer yeni katliamların gerçekleştirilmesi" ihtimali konusunda uyarıda bulundu. "Saldırı aynı zamanda terörü yenilgiye uğratanlardan intikam alma girişimidir" denildi.
***
CEZAEVİNDEKİ IŞİD’LİLER SERBEST BIRAKILDI
SDG Sözcüsü Ferhad Şami ise HTŞ’ye bağlı grupların Şeddadi Cezaevi’ni ele geçirerek bin 500 IŞİD’liyi serbest bıraktığını ve bu kişilerin kendilerine karşı saldırılara katıldığını söyledi. Şami, bırakılan IŞİD’lilerin Haseke’ye saldırmak için organize edildiğini, Uluslararası Koalisyon’un cezaevine 2 kilometre mesafede olmasına rağmen buna sessiz kaldığını söyledi. Şami, Şam’ın "Haseke’ye 500 metre kaldık" haberlerini yalanlayarak, HTŞ güçlerinin şehre en az 40 kilometre mesafede olduğunu vurguladı. Cihatçıların Kobani’ye yöneldiğini belirten Şami, "Güneydeki Serrin ve doğudaki Çelebi hattında yoğun saldırılar var. Kobani yolu kesilmiş durumda ve şehir fiilen kuşatma altında. Ancak savaşçılarımızın direnişiyle tüm saldırılar boşa çıkarıldı” şeklinde konuştu.
***
BARRACK’DAN FİDAN’A ZİYARET
Bölgede taraflar arasında mekik dokuyan ABD’nin Türkiye ve Suriye Özel Elçisi Tom Barrack dün öğleden sonra Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile HTŞ-SDG gerilimini ele aldı. Basına kapalı gerçekleşen görüşmenin ardından akşam anlaşma haberi geldi. Barrack önceki akşam Şam’daydı.
***

EMEKLİ BÜYÜKELÇİ HAKAN OKÇAL: KÜRTLER DUYGUSAL KOPUŞ YAŞIYOR
ABD’nin Suriye’de merkezi hükümeti güçlendirme tercihi doğrultusunda, geçici Cumhurbaşkanı Ahmet Şara yeşil ışığı gördü ve SGD unsurlarına karşı operasyon başlattı. Aslında SDG de ABD tarafından İŞİD’e karşı oluşturulmuş bir koalisyondu. İçinde Arap aşiretleri de vardı. Bu aşiretler daha önce İŞİD’in de yanındaydılar, şu anda ise Şara’yı destekliyorlar. Ne zaman ki Şara, Şam’da iktidarı ele geçirdi, o zaman ABD’nin SDG’ye ihtiyacı kalmadı. İşte bu noktada Kürtler hesap hatası yapmış oldu ve şimdi Kobani ile Haseke bölgesine sıkışıp kalmış durumdalar. Son günlerde yaşadığımız bu gelişmeler Türkiye’deki Kürt nüfus içinde de duygusal bir kopuş ve kırgınlık yarattı. Türkiye, Suriye’deki Kürtlere destek olursa tarihsel bir dönemeç aşılabilir. Ancak şuandaki iktidarın bunu yapması pek olası gözükmüyor. Ömer Çelik, Suriye’de Kürtçe ana dilden eğitim hakkının tanınmasını ve Nevruz’un resmi bayram ilan edilmesini olumlu bir gelişme olarak açıkladı. Ancak Şara’nın bu yaptıklarına bakacak olursak biz daha geride kalmış bir ülke olarak gözüküyoruz. İktidarın kendi içinde bu çelişkiyi değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum.
***
DIŞ POLİTİKA ANALİSTİ AYDIN SEZER: YENİ BİR SAYFA AÇILDI
BirGün TV’ye konuşan Aydın Sezer şu değerlendirmeyi yaptı:
Suriye gibi çok etnik yapılı, çok dinli bir ülkede, IŞİD artıkları üzerinden bir “cumhuriyet” inşasına çalışılırken birtakım yol kazalarının yaşanması ya da beklentilerin boşa çıkması oldukça olağan. Zira ülkenin güneyi İsrail işgali ve kontrolü altında. İsrail her gün yeni bir tepeye bayrak çekiyor. Öte yandan Türkiye’nin ve TSK’nın Suriye’deki varlığı da biliniyor. Dolayısıyla sadece Kürtlerle değil; Dürzilerle, Alevilerle, Hristiyanlarla, Türkmenlerle ve diğer etnik yapılarla nasıl bir mutabakat sağlanacağı henüz belirsiz.
Şimdi çatışmaların Halep’ten Fırat’ın doğusuna çekilmesi meselesiyle ilgili Türk medyasında yapılan abartılı yorumlara bakacak olursak; SDG’nin ve PKK’nın bittiği, yenildiği ve ABD tarafından “satıldığı” yönünde haber ve yorumlara rastlıyoruz. Öncelikle Mazlum Abdi, Fırat’ın doğusuna çekilmekten zaten birkaç gün önce bahsetmişti. Nitekim 10 Mart mutabakatında da bu husus yer almaktadır. Hatta aynı mutabakatta petrol sahalarının devri ve sınır kapılarının kontrolü gibi başka maddeler de bulunmaktadır.
Dolayısıyla ben, bu son gelişmede Şam kuvvetlerinin SDG’ye yönelik harekâtında elde ettiği —tırnak içinde— başarının ötesinde, SDG’yi oluşturan Arap unsurların çözülmesi ve dağılmasının çok daha öncelikli ve önemli olduğunu düşünüyorum. Zira bu güçlerin Suudi Arabistan veya Türkiye tarafından bir şekilde ikna edilmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir. Bugün gelinen noktada Suriye’de karşımızda, büyük ölçüde Kürtlerden oluşan bir yapı ve Kürt gerçekliğiyle ilgili yeni bir sayfanın açıldığını gözlemliyoruz.
***
SİYASET BİLİMCİ DR. EDGAR ŞAR: YANLIŞ KART OYNANDI
Şam yönetimi ve İsrail’in, ABD arabuluculuğunda Paris’te buluşması, bu harekâtın işaret fişeğiydi diyebiliriz. Anlıyoruz ki, Paris’te belli anlaşmalar yapılmış ve uzlaşmalar sağlanmış. Ardından da Şam yönetimi harekete geçmiş.
ABD politikasını anlamak için iki yere bakmak lazım. Birincisi, ABD’nin kurumsal aklı diğeri ise Trump’un istekleri ve beklentileri. Bu iki aklın Suriye’de kesiştiğini görüyoruz. Çünkü ABD Dışişleri Bakanlığı ile CENTCOM güçleri Suriye’de gömülüp kalmak istemiyordu. Asıl hedef olan İran’a yüzünü dönmek için Trump da Suriye’de merkezi otorite ve sakinlik peşindeydi. Bunun için de en güçlü aday olan Ahmet Şara seçildi. Zaten Trump’ın Şara’yı Beyaz Saray’da nasıl ağırladığını görmüştük. Çünkü Şam sayesinde Rusya’nın ve İran’ın Suriye’deki etkisi kırılmıştı. Bu noktadan sonra da SDG’ye ihtiyaç kalmamıştı. İran’ın, İsrail’in güvenliği ile ilgili yarattığı sıkıntıların çözülmüş olması ve Paris’te aldıkları garantilerle Şam’a ve dolayısıyla da Şara’ya böyle bir rol biçildi ve İsrail de buna karşı çıkmadı. Oysaki Dürzilere saldırı düzenlendiğinde İsrail, Şam’da Cumhurbaşkanlığı sarayını bombalamıştı. Ama SDG için kıllarını bile kıpırdatmadılar.
Ayrıca İsrail SDG’yi desteklerse Türkiye ile de karşı karşıya gelebilirdi. ABD bunu da istemedi. Böylece SDG’nin bir kanadının beklentileri boşa düştü. Bu yanlış oynanmış bir kart olarak tarihe geçti. Bir yandan da buranın Ortadoğu olduğunu unutmamak lazım. Dengeler her an değişebilir. Bu nedenle çatışmaların ne kadar devam edeceğine bakmak gerekiyor. ABD çatışmaların hızlanmasına ve tekrardan iç savaş çıkmasına müsaade etmeyecektir.


