Google Play Store
App Store

Tutuklu gazeteci Furkan Karabay, “Zulüm büyürken umut da karşısında dağ gibi duruyor. İlk duruşmam tutukluluğumun 7’nci ayında... 70’inci ayda da çıkarsalar, gerçekleri haykırmaya devam edeceğim” dedi.

Zulmün karşısında dağ gibi umut var
Furkan Karabay
İsmail Arı
İsmail Arı
ismailari@birgun.net

Gazeteci Furkan Karabay, doğum günü olan 15 Mayıs’ta tutuklandı. Bir YouTube kanalındaki açıklamaları ile ve sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek tutuklanmasının 114’üncü gününde "Cumhurbaşkanı’na hakaret" ve "Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme" suçlamalarıyla hakkında iddianame düzenlendi, 6 yıldan 15 yıla kadar hapsi istendi.

İddianamede, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Can Tuncay, Cumhuriyet Savcısı Ahmet Şahin ile Hâkim Hatice Kozan 'mağdur' olarak yer aldı.

Silivri Cezaevi'nden BirGün’ün sorularını yanıtlayan Gazeteci Karabay, “Zulüm büyürken umut da karşısında dağ gibi duruyor” dedi. Karabay iddianamesine dair de “İlk duruşmama tutukluluğumun 7’nci ayında çıkmış olacağım. İsterlerse 70’inci ayında çıkarsınlar, suratlarına gerçekleri ve yaşanan zulümleri haykırmaya devam edeceğim. Ben kendime bir iddianame yazsam daha iyisini yazardım. Kendileri de inanmıyor hazırladıkları iddianamelere” ifadelerini kullandı.

NEDEN HÜCREYE ALINDI?

Yaklaşık 150 gündür cezaevindesin. Cezaevinde de yazmaya, üretmeye devam ettin. Koğuşundan insan hikâyeleri kalem aldın ama bir süre önce tek kişilik bir hücreye alındığını öğrendik. Bu kararı nasıl verdiler? Sen mi talep ettin?

Silivri 5 No'lu Cezaevi’ne Metris Cezaevi’nden sevk olduğumda hapishane idaresi hem gazeteci olmam hem de “terörle mücadelede görev almış kişiyi hedef gösterme” maddesinden tutuklu olmam nedeniyle bana uygun koğuş bulamamıştı. En başından mesleğim ve ‘suç’ maddem gereği 5 No'luya sevk edilmem gerekiyordu. Hapishanede idaresi de şaşırmıştı. Siyasi, PKK koğuşuna da atamıyorlardı, çünkü iddiaya göre savcıları belirli bir terör örgütüne değil herhangi bir örgüte hedef gösteriyordum. “Ne yapacağız seni?” diye sormuşlardı.

Daha önce iki kez aynı maddeden tutuklanıp 9 No'luya gönderildiğimi, şimdi neden buraya geldiğimi sordular. Güldük, “Gönderdiler, geldik” dedim. 5 No'lu hırsızlık, dolandırıcılık hükümlülerinin ağırlıklı olduğu bir hapishanedir. Her cezaevinin ağırlıklı suç grubu vardır, suç ayrımı yapılması gerektiği için. 9 No'luya sevk yapılması için ilk tutukluluk günlerimde dilekçe yazmıştık. Ancak tutukluluğumun beşinci ayınca sevk yapıldı. Adli hapishanede siyasiydim, şimdi siyasi hapishanede adli kaldım.

UMUT ZULMÜN KARŞISINDA

Sen cezaevine girdikten sonra ülkede pek çok şey yaşandı. Cezaevinden memleket nasıl görünüyor?

Hapishanede gündemi elimden geldiğince yoğun takip etmeye çalışıyorum. Notlar alıyorum, haber yapmaya çalışıyorum. Dört duvar arasında memleket çok daha karanlık görülebilir tabii. Günbegün büyüyen otokrasi, zulüm çok daha çarpıcı hale geldi. Ancak aynı zamanda seslerin yükseldiği, yumrukların havaya kaldırıldığı, bunca kötülüğün karşısında omuz omuza daha sıkı durulduğu, mücadelenin daha da arttığı da görülüyor. Zulüm büyürken umut da karşısında dağ gibi duruyor.

AMAÇLARI DERS VERMEK

İlk duruşman tutukluğunun yedinci ayında, 2 Aralık’ta yapılacak. Seni aylarca cezaevinde tutup ders vermek mi istiyorlar? Seni neden susturmak istiyorlar?

Evet, ilk duruşmama tutukluluğumun yedinci ayında çıkmış olacağım. İsterlerse 70’inci ayında çıkarsınlar, suratlarına gerçekleri ve yaşanan zulümleri haykırmaya devam edeceğim. Ders vermeye çalışmaları da bu yüzden. Bu iktidar isim fark etmeksizin adaletin, liyakatin, hakkın, hukukun, ezilenin, insan haklarının yanında olanların sesinin çıkmasını istemiyor. Gazeteci, siyasetçi, avukat, akademisyen, öğrenci, asker, emekli diye mesleğine bakmıyor, bir çete gibi “Benimle misin, değil misin?” diye bakıyor. Tek dertleri bu. Onlar bu yüzden ders vermeye çalışıyor ama onlara en büyük dersi örgütlü halkımız verecek. Bunun önüne geçemeyeceklerini bildikleri için zulmü arttırarak vakit kazanmaya çalışıyorlar.

SUYUN KARŞISINDA DURAMAZLAR

İktidar ülkedeki korku duvarı inşa etmeye devam ediyor. İmamoğlu, sen, Fatih Altaylı, Ayşe Barım ve hatta son olarak eski AKP milletvekili… Sence bu işin sonu nereye varacak?

Bu işin sonunda onlar için büyük bir yıkım var. Bunu kendileri de biliyor. Tarihte zalimlerin nasıl bir son yaşadığını burada anlatmamıza gerek yok... Zulüm arttıkça sonun daha hızlı geldiğinin farkındalar, pervasızca saldırmaları da bu yüzden. İstedikleri kadar insanları tutuklasınlar, işkence etsinler, öldürsünler, akacak suyun karşısında ne duvarlar ne de dağlar durabilir. O duvarların altında kalmaya mahkûmlar.

DAHA İYİSİNİ YAZARDIM

Yargıyı yakından takip eden bir gazeteci olarak kendi iddianameni okuduğunda ne hissettin, düşündün?

İddianamem aslında beklediğim gibiydi. Herhangi bir savcı tutuklamaya sevk yazısını kopyalayıp yapıştırmış. Ben kendime bir iddianame yazsam daha iyisini yazardım. Kendileri de inanmıyor hazırladıkları iddianamelere. Çünkü hukuk fakültesini bitirmiş kişiler sonuçta. Onlar da biliyor ortada bir suç olmadığını. Ancak bildikleri halde insanları hapiste tutmaya devam ediyorlar. Bu iddianameleri yazdıkları için suç işliyorlar. Ne yazık ki bunu da bile isteye yapıyorlar.

UMUDU BÜYÜTMELİYİZ

Toplumun büyük bir bölümü ve özellikle gençler son bir yılda yaşananlardan dolayı büyük oranda umutsuz. Gençlere, topluma vermek istediğin bir mesaj var mı?

İnsanların geleceksiz kaldığı, emeklerinin karşılığını alamadığı, yaşam hakkını, hukuk güvenliğinin olmadığı bir ortamda mutsuz ve umutsuz olması çok doğal. Ancak biz nefes aldığımız her anda umudun da olduğunu biliyoruz. Namuslu siyasetçilere, avukatlara, aktivistlere, eğitimcilere, gazetecilere de bu ortamda büyük iş düşüyor. Her an var olan umudu büyütmek, umudu mücadeleyle buluşturup halkımıza sunmak bizim görevimiz.

Burada “Memleketi ben mi kurtaracağım?” ya da “Sen mi kurtaracaksın?” diyenler olabiliyor. Evet, ‘Ben kurtaracağım, sen kurtaracaksın’ demek gerekiyor. Söylediğiniz, yazdığınız bir sözle kaldırdığınız bir parmakla öğrettiğiniz bir kelimeyle savunduğunuz bir müvekkille yaptığınız bir eylemle memleketi kurtarabilirsiniz. Bir kişiyi bir eyleminizle değiştirebilirsiniz. Kim bilir belki de o da memleketi değiştirir. Yeter ki biz olalım, eyleme geçelim. Ben değil biz olduğumuz sürece bizim değiştirip kurtaramayacağımız hiçbir şey olamaz.