Google Play Store
App Store

Türkiye’de son zamanlarda ilginç bir yönetici sınıf ortaya çıktı. Her şeyi bildiğini zanneden, çalışanlarına ya da üyelerine yukarıdan bakan, bulunduğu mevkiyi kamu yararına değil de kendi çıkarına kullanan egosantrik bir yönetici sınıfı.

Bu özel sektörde de, kamu idaresinde de, sivil toplum kuruluşlarında da böyle ne yazık ki. Son zamanlarda müzik meslek birliklerinin yönetim kadrosunda da benzer bir hastalıklı yapıyla karşı karşıyayız. Amaçları sadece seçilmek olan bu insanlar bulunduğu kabın şeklini almakta benzersizdirler. Ne telif umurlarında ne üyelerinin aldığı hakedişler ne de müzik sektörü. Onlar için önemli olan sürekli göz önünde olmak üyelerine şirin görünmek bu sayede yeniden koltuğa oturabilmek. Cenazede de onlar vardır, düğünde de, herhangi bir anmada da. Teşvikiye Camii'nde de onlar vardır. Okmeydanı Cemevi’nde de.

Bir bakarsınız sağcı bir partiden milletvekili adayı olurlar, bir bakarsınız Nâzım Hikmet anmasında en ön sırada. Sorduğunuz hiçbir soruya doğru cevap vermez, duymazdan gelirler.

∗∗∗

Mesela "Ustacım senin meslek birliğinden aldığın maaş ne kadar" diye sorarsınız onlar “Hayırlı cumalar” diye cevap verirler. Ya da "Bir bina almışsın meslek birliğine ama bina sağlam çıkmamış, yıkıp yeniden inşaata başlamışsın, niye satın alırken sağlam mı değil mi diye kontrol ettirmedin, üyenin parasına yazık değil mi" dersin “Bence bu maç berabere biter” diye cevap verirler.

"Başkanım birlikte yola çıktığın arkadaşların ya istifa ettiler ya da haysiyet kurulu kararıyla atıldılar" diye yakınırsın, elektronik sigarasından bir nefes çekerek “Bir sütlü latte alabilir miyim” diye pişkince sırıtırlar.

"Kardeşim burası hakediş örgütü üyelere kocaman hediyelik paketlerle parfüm, mum, termos, deodorant, powerbank, maske vereceğine, onlara harcadığın parayı üyelerin aldıkları üç kuruş telife eklesene" diye çıkışırsın. "Bu sene henüz forma sponsoru bulamadık“ diye uzaklara dalarlar.

"Meslek birliğinin amaçlarına aykırı bu avans sistemi de neyin nesi, ülkenin starlarına milyonlar saçarken ülkenin âşıklarına, geleneksel müzikçilerine de böyle cömertçe davranıp milyonlar veriyor musun" diye sesini yükseltirsin. "Ama ben de Nişantaşı çocuğuyum” diyerek uzaklaşırlar.

Bu günler de geçecek. Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacak. Binbir emekle ve zahmetle hayatını sürdürmeye çalışan, alacağı telif hakkıyla biraz nefes almaya çalışan müzisyenin, eser sahibinin, yorumcunun hakkına göz diken, bu koltukları kendi çıkarı için kirleten kim varsa hesabını hem üyenin karşısında hem de kanun karşısında vermeli. Verecek de…

∗∗∗

Neyse biraz da güzel şeylerden söz edelim. Bu sene başkanlığını yaptığım Müzik Yorumcuları Meslek Birliği (MÜYORBİR)'in 25. Kuruluş Yılı. Ülkemizin en önde gelen yorumcularının üye olduğu meslek birliğimiz 25. Yılı çeşitli etkinliklerle kutlamayı sürdürüyor. En önemli projelerimizin başında yer alan “Sanatçı Müzesi” artık çizim ve projelendirme aşamasında. Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği panellerimizin daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için hazırladığımız iki kitap yolda.

Ekim ayında ise Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin değerli hocalarının katılımıyla “Dünya’da Yorumcu Hakkı ve Pay Oranları” başlığı altında uluslararası bir çalıştay bizleri bekliyor. Gelelim en önemli etkinliğimize.

12 Ağustos Salı günü Yenikapı İstanbul Festival alanında, geliri MÜYORBİR’e kalacak çok büyük bir konserin heyecanı şimdiden sardı hepimizi. Aynı zamanda MÜYORBİR Sosyal İlişkiler Komitesi Başkanı olan Nükhet Duru, Cem Adrian, Melek Mosso, Kubat, Gökhan Türkmen ve Hande Yener’in sahne alacağı “Rüya Gibi Bir Gece” adını verdiğimiz konser aynı adı gibi bizleri bekliyor. Bu konserden hiçbir ücret talep etmeyen tüm sanatçı dostlarımıza ne kadar teşekkür etsek azdır. Bir teşekkür de konser alanını bize ücretsiz açan İstanbul Festivali’nin yapımcıları Özlem-Hakan Adıgüzel’e.

Hem birbirinden değerli sanatçılarımızı izlemek hem de meslek birliğimize ve üyelerimize katkı sunmak isterseniz hepinizi bu güzel geceye bekliyoruz.

Kalın sağlıcakla…