Google Play Store
App Store

Son yıllarda ülkenin çok partili siyasal yaşamı giderek ağırlaşan bir bunalıma sürükleniyor.

Bu sonu belirsiz ortamda kilidi açacak olan sandıktır.  Bu durumda O’nun doğumunu ya da geçmişin o parlak sayfasını anımsatmak kaçınılmaz oluyor.

EŞİTLİK İLE

Cumhuriyet, 1945’te henüz 20’li yaşlarında çok partili siyasal yapıya geçiyor ve çok kısa sürede, üstelik tek dereceli olarak 1946 seçimlerini yapmayı başarıyor. Ancak, muhalefetteki Demokrat Parti-DP, seçimlerde hile yapıldığı gerekçesiyle ve haklı olarak iktidardaki CHP’yi çok yoğun bir biçimde eleştiriyor. Ülkenin ağır bir bunalıma sürüklenmesi karşısında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, tarihsel bir tutum alıyor; Başbakan Recep Peker ve DP lideri Celal Bayar ile ayrı ayrı görüştükten sonra  “12 Temmuz 1947 Beyannamesini” açıklıyor.

…bir yasal partinin yöntemleri ile çalışan muhalif partinin iktidar partisi koşulları içinde çalışmasını sağlamak gerekir… bir devlet başkanı olarak kendimi her iki partiye eşit derecede görevli görürüm… varmak istediğim sonuç… iki parti arasında güvenliğin yerleşmesidir. Bu güvenlik bir bakıma ülkenin güvenliği anlamı taşıdığı için benim için çok önemlidir… muhalefet güven içinde yaşayacak ve iktidarın kendisini ezmek niyetinde olmadığından müsterih (içi rahat) olacaktır… iktidar muhalefetin kanuni haklarından başka bir şey düşünmediğinden müsterih olacaktır. Büyük vatandaş kütlesiyse iktidarın bu partinin ya da ötekinin elinde bulunması ihtimalini vicdan rahatlığı içinde düşünecektir.

Kurtuluşun İnönü Savaşlarının Başkomutanı, Lozan Kahramanı, yılların başbakanı İkinci Cumhurbaşkanı ve ülkemizi II. Dünya Savaşı ateşinin dışında tutmayı başarmış olan İsmet İnönü,  12 Temmuz 1947’de çok tarihsel bir Cumhuriyet adımı daha atıyor.  1946’ya kadar halkın iktidarı iki dereceli seçimle belirlemesinin yerini tek dereceli seçim alıyor. İktidardaki parti ile muhalefetin “eşit koşullarda” çalışmasını gerçekleştiriyor. Askeriyesi ve hukukuyla devletin tüm kurumları emrinde olmasına karşın, muhalefete savaş açmıyor; ülkeyi kargaşaya sürüklemiyor, düzlüğe çıkarıyor. Sonrasında Seçim Yasası’nı iktidar ve muhalefet birlikte yapıyor; seçimlerin yönetimi bağımsız ve tarafsız yargıya bırakılıyor; seçimleri yönetmek üzere bir üst yargı olarak Yüksek Seçim Kurulu oluşturuluyor. Eşit koşullarda çalışma ilkesi asıl çok olumlu sonucunu kamu olanaklarından eşit yararlanmasıyla veriyor: o günlerin tek ulusal iletişim aracı olan devlet radyosundan  ve elbette diğer kamu yönetim birimlerinin olanaklarından partiler eşit yararlanmaya başlıyor. Bu yapı 1961 Anayasası ile iyice sağlamlaştırılıyor.

Sandık, eşitliktir; varsıl-yoksul, kadın-erkek, işçi-işveren, öğrenci-emekli, işsiz-çalışan... sandıkta eşitlenir.

CUMHURİYET EŞİTLİKTİR!

12 Temmuz 1947’de ulaşılan, aslında, Cumhuriyet eşitlikçiliğinin en tepe noktasıdır.

Gerçekte, eşitlik Cumhuriyet’in en temel değerlerinden biridir.

Cumhuriyet, gerçek ve tüzel kişiler için eşit yurttaşlık demektir. Eşit yurttaşlık, yasa önünde eşitliği ve yargı kararıyla kesinleşmedikçe tüm yurttaşların suçsuz  olduğu ilkesini içerir.

Cumhuriyet, yönetim-yurttaş ilişkilerinde eşitlik uygular; kamuda işe almalarda ve devlet okullarında eğitim almada, yalnızca yazılı sınav sonuçlarına bakılır. Söylemeye gerek yok ki, bedelli askerlik bilinmez; askerlik süresi “eşittir”, vergilemede de, ekonomik güce göre tam bir eşitlik geçerlidir.

Sayılan bu büyük eşitsizlik öbeklerine ek olarak,  şu iki eşitsizlik kaynağı ayrıca vurgulanmaya değer.

Cumhuriyet, kamuya mal ve hizmet alımlarında satıcılara eşit davranır; teknik koşullarını uzmanların hazırladığı herkese açık “şartnamelerle” ihale yapılır; ihaleye girecek sermaye sahibi de hazırlığını buna da göre yapar; devlet,  böylece en kaliteli mal ya da hizmeti en ucuza alır. Ek olarak ülkenin teknik kadroları da deneyim kazanır.

12 Temmuz 1947 Beyannamesi sonrası CHP’de baskıcı bilinen Recep Peker CHP Genel Başkanlığından ve Başbakanlıktan istifa eder. Yerine Hasan Saka gelir. Ancak Saka’nın yönetimi özellikle ekonomide başarılı değildir. Bunun üzerine bir hemşerisi, o yıllarda değil cep telefonu mesajı olanağı, telefon bulmak bile zor; CHP’li Başbakan Saka’ya şu telgrafı çeker:

-Yapamaysun, çekil!

Başbakan Saka şu yanıtı verir:

-Hemşerum çekildum, tam 65 kiloyim.

Sonra da yerini ülkeyi o tarihsel 14 Mayıs 1950 seçimlerine götürecek Şemsettin Günaltay’a bırakır.

Günümüzde “yapamıyorsun çekil” diyenlerin başına neler geldiğini her gün bir korku filmi izlercesine yaşıyoruz. Yalnız, görkemli mitinglerle kanıtladığı gibi, halk  korkmuyor, yine  CHP ile,  sandığa, daha doğrusu elinde kalan son güce  tam bir kararlılıkla ve yılmadan sahip çıkıyor. PKK’nin silâh bırakmaya başlaması çok önemli bir barış adımıdır. Ancak, bilinen bir gerçektir ki barışın ana dayanağı güvenli sandıktır.