15 Şubat Öcalan Günü
PKK Lideri Abdullah Öcalan 15 Şubat 1999 Pazartesi günü özel bir uçak içinde elleri arkadan bağlı, ağzı bantlı şekilde Türkiye’ye getirildi.
PKK Lideri Abdullah Öcalan 15 Şubat 1999 Pazartesi günü özel bir uçak içinde elleri arkadan bağlı, ağzı bantlı şekilde Türkiye’ye getirildi.
Ertesi gün gazeteler haber yerine okurlarına masallar anlatan manşetlerle çıktılar:
“Bordo bereliler, Afrika’da operasyon yaptı, Apo’yu kaptı!”
O günlerde Türkiye’deki her “saf” vatandaş bu operasyonun Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı özel bir birlik tarafından yapılmış olduğuna inandı.
Aradan belli bir süre geçip de siyasiler bu işin kaymağına talip olunca Cumhurbaşkanı makamında oturan Süleyman Demirel, gazeteci Yavuz Donat’a “sahici gerçeği” tane tane anlattı:
-MİT Başkanı geldi, Amerikalılar Apo’yu yakalamışlar, size verelim mi, diye sorular dedi.
Demirel devam etti:
-Versinler dedim!
Böylece “bordo berelilerin” havası sönüverdi!
O günlerdeki gazetelere ve televizyon ekranlarına bakarak, durumu okuyunca basit bir suç örgütünün “elebaşı” yakalanmıştı!!!
Oysa gerçek hiç de öyle değildi. Abdullah Öcalan “esir alınmış bir devlet başkanı” başkanı gibi muamele görüyordu. İmralı Adası’na getirildiğinde Abdullah Öcalan’ı Albay Atilla Uğur karşılamıştı. Albay, sıfatını da bildirmişti:
-Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun temsilcisi olarak buradayım!
Genelkurmay Temsilcisi Albay Uğur, Öcalan’a taşıdığı ağırlığın bilincinde bir asker gibi davranıyordu. İlk sözleri de bunun göstergesiydi:
-Ortada bir oyun var, bunu birlikte bozalım!
Albay Uğur, geleceğe dair iyimserlik mesajları vermişti:
-Sen bile içerde uzun süre kalmazsın!
İmralı’da Öcalan’ın sağlık muayenesi ilk önce ABD devleti tarafından görevlendirilmiş iki doktor yaptı. Bunun anlamı şu idi: Biz size sağlıklı olarak teslim ettik!
Öcalan’ın ilk sorgusunda Genelkurmay, MİT, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünden üst düzey temsilcilerle birlikte Kıvrıkoğlu’nun özel temsilcisi de yer aldılar. Komisyon içinde bulunan bir yarbay konuşmasına başlarken barış mesajları vermeyi ihmal etmedi:
-Kardeşliği kuracağız!
Abdullah Öcalan da karşılık olarak “ülkeye hizmet etmeye hazırım” diye sözlerine başlıyordu:
-Ama bana yol vereceksiniz. Ciddi olacaksınız!
Şimdi bu diyalogların ve İmralı’daki karşılamanın hangisi Türkiye medyasında yer aldı?
Amerika PKK Liderini Türkiye’ye teslim ederken uzun vadeli bakıyordu. Irak’ta Saddam Hüseyin devrilecekti. Operasyonun sağlıklı yürüyebilmesi için TSK- PKK çatışmasının bitirilmesi gerekiyordu.
Ama Türkiye’nin iç dinamikleri böylesine önemli bir fırsatı harcamak konusunda hiç tereddüt etmediler.
Halka yansıtıldığı gibi Öcalan yakalanmadı! Getirildi, teslim edildi.
Kürt sorununun çözümü için tarihi fırsat ortaya çıktı.
Türk medyası uluslararası gelişmeleri okuyarak gerçeğe uygun yayın yapmak yerine çatışmalı ortamdan nemalananların üfledi masallara itibar etti:
-Apo çözüldü! Yalvarmaya başladı!
Gazeteci Cengiz Kapmaz’ın olay yaratan kitabı “Öcalan’ın İmralı Günleri” tarihi gerçekleri, isimlerle, tarihlerle, günlerle, saatlerle kanıtlayarak açıklıyor. Bu açık gerçekler, zamanında okunamadığı için Türkiye’nin 12 yılı heba edildi.
Şimdi her 14 Şubat Sevgililer Günü geçip, ertesi sabah güneş doğduğunda herkesin yüreği ağzına geliyor, şafak sökünce “etkinlikler” başlıyor:
-15 Şubat Abdullah Öcalan Günü!
Ertesi gün gazeteler haber yerine okurlarına masallar anlatan manşetlerle çıktılar:
“Bordo bereliler, Afrika’da operasyon yaptı, Apo’yu kaptı!”
O günlerde Türkiye’deki her “saf” vatandaş bu operasyonun Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı özel bir birlik tarafından yapılmış olduğuna inandı.
Aradan belli bir süre geçip de siyasiler bu işin kaymağına talip olunca Cumhurbaşkanı makamında oturan Süleyman Demirel, gazeteci Yavuz Donat’a “sahici gerçeği” tane tane anlattı:
-MİT Başkanı geldi, Amerikalılar Apo’yu yakalamışlar, size verelim mi, diye sorular dedi.
Demirel devam etti:
-Versinler dedim!
Böylece “bordo berelilerin” havası sönüverdi!
O günlerdeki gazetelere ve televizyon ekranlarına bakarak, durumu okuyunca basit bir suç örgütünün “elebaşı” yakalanmıştı!!!
Oysa gerçek hiç de öyle değildi. Abdullah Öcalan “esir alınmış bir devlet başkanı” başkanı gibi muamele görüyordu. İmralı Adası’na getirildiğinde Abdullah Öcalan’ı Albay Atilla Uğur karşılamıştı. Albay, sıfatını da bildirmişti:
-Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun temsilcisi olarak buradayım!
Genelkurmay Temsilcisi Albay Uğur, Öcalan’a taşıdığı ağırlığın bilincinde bir asker gibi davranıyordu. İlk sözleri de bunun göstergesiydi:
-Ortada bir oyun var, bunu birlikte bozalım!
Albay Uğur, geleceğe dair iyimserlik mesajları vermişti:
-Sen bile içerde uzun süre kalmazsın!
İmralı’da Öcalan’ın sağlık muayenesi ilk önce ABD devleti tarafından görevlendirilmiş iki doktor yaptı. Bunun anlamı şu idi: Biz size sağlıklı olarak teslim ettik!
Öcalan’ın ilk sorgusunda Genelkurmay, MİT, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünden üst düzey temsilcilerle birlikte Kıvrıkoğlu’nun özel temsilcisi de yer aldılar. Komisyon içinde bulunan bir yarbay konuşmasına başlarken barış mesajları vermeyi ihmal etmedi:
-Kardeşliği kuracağız!
Abdullah Öcalan da karşılık olarak “ülkeye hizmet etmeye hazırım” diye sözlerine başlıyordu:
-Ama bana yol vereceksiniz. Ciddi olacaksınız!
Şimdi bu diyalogların ve İmralı’daki karşılamanın hangisi Türkiye medyasında yer aldı?
Amerika PKK Liderini Türkiye’ye teslim ederken uzun vadeli bakıyordu. Irak’ta Saddam Hüseyin devrilecekti. Operasyonun sağlıklı yürüyebilmesi için TSK- PKK çatışmasının bitirilmesi gerekiyordu.
Ama Türkiye’nin iç dinamikleri böylesine önemli bir fırsatı harcamak konusunda hiç tereddüt etmediler.
Halka yansıtıldığı gibi Öcalan yakalanmadı! Getirildi, teslim edildi.
Kürt sorununun çözümü için tarihi fırsat ortaya çıktı.
Türk medyası uluslararası gelişmeleri okuyarak gerçeğe uygun yayın yapmak yerine çatışmalı ortamdan nemalananların üfledi masallara itibar etti:
-Apo çözüldü! Yalvarmaya başladı!
Gazeteci Cengiz Kapmaz’ın olay yaratan kitabı “Öcalan’ın İmralı Günleri” tarihi gerçekleri, isimlerle, tarihlerle, günlerle, saatlerle kanıtlayarak açıklıyor. Bu açık gerçekler, zamanında okunamadığı için Türkiye’nin 12 yılı heba edildi.
Şimdi her 14 Şubat Sevgililer Günü geçip, ertesi sabah güneş doğduğunda herkesin yüreği ağzına geliyor, şafak sökünce “etkinlikler” başlıyor:
-15 Şubat Abdullah Öcalan Günü!


