"19. yüzyıla dönüş"
Şu sıralar herkesin dilinde "19. yüzyıla dönüş" var. Bunun sebebi, dünyanın her yerini kendi oyun sahası ilan eden Amerikan başkanı. 19. yüzyıl denildiğinde akla hemen sömürgecilik gelir. Amerikan başkanı, Venezuela devlet başkanını kaçırdıktan sonra çok daha açık sözlü: "Ben Monroe Doktrini'ni, Donroe Doktrini yaptım." Şimdi hedefinde Grönland, Küba, İran ve diğerleri var.
Büyük savaşlar -19. yüzyıldan beri- küresel ve bölgesel güvenlik mekanizmalarının etkinliğini yitirdiği, ülkelerin yayılma hırslarının açık hale geldiği, silahlanmanın arttığı, ülkelerin içinde ve dışında kriz alametlerinin yoğunlaştığı dönemlerde ortaya çıkmıştır.
Birinci Dünya Savaşı, Avrupa'da egemen kuvvet dengesinin bozulması ve ekonomide yükselen ülkelerin dünyayı yeniden paylaşma isteğinden doğdu. Eski Düzen'e itiraz eden ve yeni güç dengesi temelinde yeniden bölüşüm isteyen ülke Almanya idi. Bu savaş, daha sonra literatüre -Alman savaş mentalitesi- olarak geçen Alman tekelci kapitalizminin yayılma politikalarını yansıtır.
Savaş dönemleri, küresel çapta çöken güvenlik mimarisinin yerini tek tek ülkelerin askeri güvenlik arayışlarına sahne olur. Bu tekil veya grupsal arayışlar, başka ülkelerin karşıt arayışlarını tetikler. Geçen yüzyılın ortasındaki savaştan hemen önce Mihver'in ve Üçlü Pakt'ın, Demokrasi İttifakı ve hatta Sovyet-Alman Saldırmazlık Paktı, işte bu arayışların ürünüdür.
Bugün, BM tarafından üç çeyrek asırdır kurulmuş uluslararası güvenlik ve hukuk sisteminin yıkıldığı, hukukun yerini gücün aldığı, kuralın yerini kuralsızlığa bıraktığı, NATO'nun -yıllar evvel söylendiği gibi- "beyin ölümü"nün gerçekleştiği, buna karşın ABD'nin Uzakdoğu'da Japonya ve diğerleriyle, Ortadoğu'da İsrail, Katar ve diğerleriyle itifaklar kurduğu, Rusya ve Çin'in de BRICS ve diğer itifaklarla başka ülkelerle biraraya geldiği görülmekedir.
Savaşa dair liberal tarihçiler, ülkelerin "ekonomik güvenlik arayışı"na dikkat çekerler. Özü doğru olan bu tanımlama, kapitalist devletlerin hammadde, kaynak ve değerli madenler için yayılma politikalarını ifade eder. ABD'nin Venezuela saldırısı veya olası Grönland işgalinin gerisinde "değerli madenlerin gasbı"nın olduğu, bizzat Trump tarafından söylenmektedir.
II. Dünya Savaşı'nda Japonya'nın saldırganlığı, bu ülkenin geleneksel ticaret yollarıyla sürdüremeyeceği ekonomisini, Çin ana karası ve Güneydoğu Asya'nın kaynaklarıyla karşılama planından kaynaklanıyordu. Hitler'in SSCB'ye karşı başlattığı savaş, Avrasya'nın zengin hammadde ve tarımsal kaynakları içindi. Aynı şekilde İtalya'nın Akdeniz'deki savaşları da Süveyş Kanalı ve Ortadoğu'nun petrol zenginliklerini ele geçirme amacına dayanıyordu.
Lebensraum kavramı Almanlara özgüdür. Yaşama alanı anlamına gelir. Almanların II. Dünya Savaşı'nda Orta Avrupa'da, Rusya'da, Avrasya'da ayrı ayrı lebensraumları vardı. Buna karşın Mihver'i oluşturan Japonların ve İtalyanların da ayrı lebensraumları vardı. Kavram, kapitalist tüm devletlerin yayılma ve sömürgecilik dürtüsünü ifade eder.
19. yüzyıl, kuralsızlığı akla getirmektedir. Açık sömürgecilik ve işgalleri gözler önüne sermektedir. Ancak dünya, o yüzyıldan hiç çıkmadı; hep on dokuzuncu yüzyıldaydı. Bunun sebebi, sermaye egemenliğidir. Nitekim Amerikan Başkanı yalnızca bu süreci dürüstçe ifade etmektedir.


