2026 asgari ücretinde gerçekçilik ve beklentiler
Tüm çalışanları ve ailelerini yakından ilgilendiren asgari ücret görüşmeleri, 2026 yılı artış oranına odaklanmış durumda. Ancak rakamın kendisi kadar, o rakamın nasıl belirlendiği de bu yıl yine tartışma konusu. Çünkü “Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yapısı aynı tartışmayı yeniden gündeme getiriyor: İşçiyi gerçekten kim temsil ediyor?
DİSK’ten Türk-İş’e, Hak-İş’ten bağımsız emek örgütlerine kadar pek çok sendika, komisyonun mevcut yapısının adil olmadığını savunuyor. Konunun uzmanları da aynı görüşte. Örneğin Prof. Dr. Aziz Çelik Hoca, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun yapısına eleştiriler yöneltiyor ve 2018 sonrası çıkarılan yönetmeliklerle komisyonun artık doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlandığını, bunun da karar alma sürecinde işçi temsilinin etkisini azalttığını belirtiyor.
Sendikalarda konuya ilişkin tepkilerini şöyle veriyor:
DİSK, komisyon sürecinde “masada olmadığını” açıkça ifade ediyor. İşçilerin büyük bölümünü temsil eden bir konfederasyon olarak sürece katılmaması ve komisyonun yapılandırılmasının yeniden ele alınması gerektiği yönünde açıklamalar yapıyor.
Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan “50 yıldır bu komisyonun yapısına itiraz ediyoruz. Bu şekilde sağlıklı bir asgari ücret çıkarmak mümkün değil” diyerek yapısal reforma vurgu yapıyor.
Türk-İş ise mevcut üyelik ve yapısı değişmezse, birlikte bu yapı içinde hareket etmeyeceklerini belirtmiş durumda ve yönetmelik değişmeden komisyonda yer almayacaklarını açıklıyor.
Netice itibarıyla devlet ve işveren temsilcilerinin ağırlığı, işçi tarafının etkisini neredeyse sembolik düzeye indiriyor. Bu nedenle her yıl açıklanan rakam, “geçim ücreti” olmaktan çok, “geçiştirme ücreti” olarak yorumlanıyor.
Bu tartışmaları bir yana bırakıp ülkemizde milyonlarca insanı yakından ilgilendiren asgari ücretin günümüz koşullarında ne kadar olması gerektiğine bakacak olursak, devletin çıkarttığı Asgari Ücret Yönetmeliğinin 4. maddesinin d şıkkına bakmak yeterli aslında.
Peki, ne diyor yönetmeliğin bu maddesi?
“d) Asgari ücret: İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücreti” tanımlar.
Yani işçi çalışması karşılığında:
• Gıda
• Konut
• Giyim
• Sağlık
• Ulaşım
Kültür giderlerini asgari ücretle karşılamalı, diyor yönetmelik.
Yönetmeliğin tanımına göre, bir işçi çalışması karşılığında alacağı asgari ücretle gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmelidir. Ancak ülkemizdeki güncel veriler, bu ideal ile fiili durum arasındaki uçurumu net biçimde gösteriyor.
DİSK‑Araştırma Birimi’nin (DİSK‑AR) raporundaki verilere göre, dört kişilik bir ailenin “açlık sınırı” 2025 yılı itibarıyla yaklaşık 25 bin 92 TL düzeyinde. Öte yandan “yoksulluk sınırı” aynı dönemde 81 bin 734 TL olarak hesaplanıyor. Türk‑İş verileri de benzer sonuçları gösteriyor.
DİSK’in önerisine gelince: Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu 2026 yılı için asgari ücretin en az 45 bin TL olması gerektiğini savunuyor. Ayrıca DİSK’in açıklamasında “2025 yılı asgari ücreti yalnızca yüzde 30 oranında artırılmıştı; bu resmi enflasyonun yaklaşık 15 puan altında kaldı. Böylece asgari ücretli enflasyona ezdirildi” ifadeleri yer alıyor.
Bu veriler ışığında, yönetmeliğin tanımına ve ruhuna uygun bir asgari ücretin şimdiden en az 70‑80 bin TL düzeyine çıkması gerekirken 2026 yılı için beklenen tahmini artışlar dahi 30 bin TL’nin altında kalıyor. Bu da 2026 yılının da ne yazık ki milyonlarca çalışan ve aileleri bakımından yine açlık ve yoksulluk sınırlarının aşılamayacağı bir yıl olarak yaşanılacağını şimdiden gösteriyor.


