300 Tende Devriâlem
Tesadüf bu ya, yazıya başlamak için ilk karalamaları yaptığım eski ajanda sayfasının dibinde bir not; onu kullanan öğrencilere yönelik: “Her ne kadar okul hayatı yoğun çalışma istiyor...
Tesadüf bu ya, yazıya başlamak için ilk karalamaları yaptığım eski ajanda sayfasının dibinde bir not; onu kullanan öğrencilere yönelik: “Her ne kadar okul hayatı yoğun çalışma istiyor, vaktinizi alıyorsa da; kitaplarla yolculuk bir başka dünyanın kapılarını açar insanoğluna. Bu hafta neden kendinizi kitapla ödüllendirmeyesiniz?”
Tesadüf bunun neresinde değil mi? Şurasında ki gazetede okuduğum bir haber üzerine almıştım kalemi-kağıdı elime; haber şöyle: “İstanbul’da, askerdeki eşini ‘Çıplak Tenimin Hafızası’ isimli kitabında 300 erkekle aldattığını söyleyen İngilizce öğretmeni Y.Y., kitabı borçlarını ödemek için yazdığını söyledi. Anlatılanların tamamıyla kurgu olduğunu, kitabın çok satması için böyle bir açıklamada bulunduğunu söyleyen Y.Y., öğrencilerinin okula geri dönmesi için imza topladığını, tanıyan velilerin ise destek olduğunu kaydetti” (
Hadi bakalım, işte size bir kitap, kitapta bir başka dünyaya açılan kapı ve buyrun yolunuz açık olsun, ödüllendirin kendinizi!..
Beklenmedik bir şey değil bu aslında.
Kitabın bilgilenmek ve düşünmek için değil, vakit geçirmek, daha doğrusu vakti öldürmek için okunduğu zamanlardayız.
Tıpkı tavla, okey, pişpirik oynamak gibi bir şey artık kitap okumak.
Üstüne üstlük entelektüel olmaktan çok ‘endüstriyel’ bir faaliyet. Kitap, öncelikle para kazanmak için yazılır ve basılır oldu.
O yüzden, ister kurguyu gerçek diye yuttur, ister ‘matbu fahişelik’ yaptır, fark etmez. Yeter ki ‘best-seller’ olsun; çok satsın yani...
İçerik de o kadar dert değil. Onun yerine üç unsur önemli: Birincisi başlık, sonra kapak ve nihayet arka kapak yazısı.
Başlığın çarpıcı, merak uyandırıcı, iç gıcıklayıcı olsun. ‘Çıplak Tenimin Hafızası’ örneğindeki gibi...
Kapakta yazarımızın, ismi YY de olsa tam bir XXX pozu olsun mesela...
Ve arka kapak yazısı bildirsin farzımuhal: “Bu kitapta kocası askerdeyken onu 300 erkekle aldatan öğretmenin tutkulu anıları sunulmakta. Kitabı okurken kendinizi hüzünlü bir zevk okyanusunda yüzerken bulacaksınız”...
Aynen böyle. Kitaptan, daha geniş anlamda ‘yazı’dan muradımız ne bilgi ne de düşünce artık.
O yüzden bilgili, birikimli, donanımlı olmak tek başına yeterli değil kitap yazmak için.
Görünür ve görülmeye (bakılmaya) değer olmalısınız; bilim, kültür, edebiyat sayfaları kadar, aktüalite, hatta magazin sayfalarında da boy göstermelisiniz!
Daha da ileri gidelim: Kitap mı yazmak istiyorsunuz?
Şöhretli, sansasyonel, skandallı olmalısınız; yakışıklı, çekici, seksi olmalısınız; yırtıcı, yırtmış ve dahi ‘yırtık’ olmalısınız!..
Bir kültürün teslim bayrağını çekmesi bu bir bakıma.
15’inci yüzyılın ortasında açılan ve 20’nci yüzyılın ortasına kadar sürdüğü söylenebilecek bir dönem, ‘matbuat’ yahut ‘yazılı kültür’ dönemi kapandı. Görsellik ve temaşa kültürü alabildiğine yaygınlaştı.
Kitap, dergi, gazete bugün televizyon, internet, vcd ve dvd’nin hegemonyası altında varlık sürmekte.
Dolayısıyla matbu eserde de bilgi ve düşünceden çok görsel ve eğlendirici, merak uyandırıcı, ten uyarıcı ögeler ön planda.
Bakın gazetelerin, dergilerin, kitapların çok satanlarına! Derinlikten çok sathilik, ayrıntıdan çok satır başı, analizden çok entrika, bilgiden çok polemik ve fikirden çok ‘frikik’ bulacaksınız...
Kuşakların kitaba yaklaşım ve tutumları bile ne kadar değişti.
Anlaşılmaz, nüfuz edilmesi zor bir kitap karşısında yetersizliği kendinde arayan kuşaklar geride kaldı. Bilgi ve düşünceyle yoğrulmuş ağır satırları kan-ter içinde tekrar tekrar okuyup sırrına vâkıf olmaya çalışanların soyu tükendi.
Kitabı okuyamamanın, bilgiye-düşünceye nüfuz edememenin, yüzlerce sayfanın sonunu getirememenin gerekçesi hazır: Kitap sıkıcı!..
Ergenlikte gitgide elimde daha sık, evimde de daha çok kitap gören bir arkadaşım dayanamamış patlamıştı bir gün: “Kitap okumakla bir şey olmaz abi; bilgin artar o kadar.”
Ne kadar haklıymış! Harcadık gitti koca ömrü...
Neyse, zararın neresinden dönsek kâr. İyisi mi ben şu kitabı okuyayım bu sıcak, rehavetli, yapış yapış yaz günlerinde; gizli gizli, kimseye çaktırmadan...
Yalnız, hafızamdan silinmiş de neydi adı? Neyimin neresinin nesiydi?..

