Google Play Store
App Store
5 Haziran Dünya Çevre Günü değil, Ekolojik Yıkımla Mücadele Günü

Canfidal BOLDAŞ* 

5 Haziran, Birleşmiş Milletler tarafından 1972’de Dünya Çevre Günü olarak ilan edilmiştir. Ve o günden bugüne kadar özel bir anlam atfedilerek kutlanıyor. Yine bu yıl da muhtemelen sistem içi çevreciliği benimsemiş kapital zihinli kâr maksimizasyonunu önceleyen politikaların aktörleri, dünyanın dört bir yanından sosyal medya platformlarında, eğitim kurumlarında, meydanlarda, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü kutlayacaklar. Aynı kriterlere haiz akademisyenler de kentlerde öğrencilerin ve kamu görevlilerinin doldurmuş olduğu salonlarda düzenleyecekleri panellerle bu kutlamalara omuz vereceklerdir. Ve bunların tümü kendilerine “çevreci” diyecekler.

Bunlara çevreci demek yaşam mücadelesine büyük bir “hakaret” olur. Çünkü bunlar aslında yaşama prangalar vurup yaşamı ve yaşam alanlarını metalaştırarak sermaye birikimine evirmeye çalışanlardır. Bunlar aslında şantiyelerde, fabrikalarda, maden ocaklarında emeği ve emekçiyi sömürenler ve “iş kazalarıyla” katledenlerdir. Yine bunlar aslında Stuttgart 21 projesi ile tarihi Stuttgart İstasyonunun ve Haydarpaşa Park projesi ile tarihi Haydarpaşa İstasyonunu belleğinden koparıp sıradan bir yapıya dönüştüren, Marmara ve Karadeniz kıyılarını, Hewsel Bahçelerini kullanıma açmaya çalışan, Suriçi-Nusaybin-Cizre’de ve tarihi Hasankeyf’te yıkımların üzerine ürettikleri inşalar ile zenginleşen şirketlerin yol arkadaşlarıdır. Kısaca çevreyi, yaşamı ve yaşam alanlarını sadece çıkarlara kurban eden yıkımdan ve kıyımdan yana olanlardır.

∗∗∗

Biz de; bizler gibi yaşamı ve yaşam alanlarımızı, kapitalizmin ve faşizmin yıkım ve kıyım politikalarına karşı korumaya çalışan duyarlı çevrelerle birlikte 5 Haziran’ı, ekolojik yıkımları ve hak gasplarını alenileştirdiğimiz bir gün olarak ele alıyoruz. Ranta, sermayeye, savaşa, yıkıma ve kıyıma karşı verdiğimiz ekoloji mücadelemizin örgütlü gücünü, yaşamı özgür kılma temelinde gün be gün yatay olarak büyüterek yeni yaşamı ekoloji perspektifiyle örmeye gayret ediyoruz.

Yıllardır Amazonlardan, Dersime, Bingöl’den Şırnak’a, İzmir’den Muğla’ya yaşam alanımızın dört bir yanında orman kıyımlarına şahitlik ediyoruz. Hem küresel hem ulusal çapta ciddi bir ormansızlaştırma politikasıyla karşı karşıyayız. Bu politikaları bu gün aşırı sıcaklık, kuraklık, ani-kısa süreli-güçlü yağışlar gibi olaylarla hayatımıza yansımasını görüyoruz. Yine kar hırsının dereleri ve akarsuları tutuklaması da üzerine gelince yer yer felakete varan selleri-su taşkınlarını görüyoruz. Bu olaylara birkaç örnek verecek olursak; servet ve sermaye için dünyanın yaşam kaynağı olan Amazon Ormanları yok edildiği için 2024 yılının Mayıs ayında Brezilya’da yüzlerce insanın hayatını kaybetmesine sebep olan sel olayı yaşanmıştı. Yine aynı mantıkla Karadeniz ormanlarının yok edilmesiyle 2021 yılının Ağustos ayında Kastamonu-Sinop bölgesinde sel yaşanmış ve onlarca insan hayatını kaybetmişti. Yine güvenlikçi politikalarla Bingöl’de, Dersim’de, Şırnak’ta ısrarla sürdürülen orman kıyımıyla; Şanlıurfa’da, Diyarbakır’da ve Batman’da su taşkınları ve seller yaşanmıştı; can kayıpları, kullanılamaz hale gelen evler, hayatını kaybeden hayvanlar, yok olan yaşam alanları ve hayatlar…

∗∗∗

Ekolojik yıkımlar sonucu doğayı tüketen zenginler, bedelini ödeyen de maalesef ki yine yoksullar ve mazlumlardır. Bu yıkımların ve kıyımın kaynağı bireyler değildir; sınırsız büyümeyi hedefleyen ve doğayı metalaştıran neoliberal ekonomi modelini benimseyen sermaye dostu hükümet politikalarının doğrudan sonucudur.

Bu vesileyle 5 yıldır Şırnak’ta çeşitli gerekçelerle tüm itirazlara rağmen devam ettirilen orman kıyımına karşı; tüm canlıların yaşam hakkını koruyabilmek için, ekolojik yaşamı birlikte örmek için duyarlı çevrelerin en demokratik şekilde tepkilerini dile getirmeleri gerektiği çağrısı anlamlı olacaktır. Yaşasın ekoloji mücadelemiz!

*Çevre Yüksek Mühendisi, TMMOB Bingöl İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri