Federal Almanya Cumhuriyeti (FAC ya da BRD) bugün 75’inci yaş gününü kutlarken, “artık bir anayasamız olsun” tartışması da devam ediyor.

Başkenti Berlin olan FAC, 23 Mayıs 1949 tarihinde eski başkent Bonn’da “temel yasa/Grundgesetz” adı altında geçici bir anayasanın imzalanmasıyla kurulmuştu. Bu yeni devlet Hitler Almanya’sının yenilgisinin ardından Batılı müttefikler ABD, Birleşik Krallık ve Fransa tarafından işgal edilen, ülkenin doğusundaki 11 eyaleti kapsıyordu. Ayrıca otomatik olarak bu tarihten birkaç yıl önce başlayan “Soğuk Savaş”ın da tarafı olarak ortaya çıkmıştı.

Bu sırada ülkenin doğusu da İkinci Dünya Savaşı’ndaki diğer müttefik ülke Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) işgali altındaydı. Orada da Orta ve Doğu Avrupa’daki diğer ülkelerde olduğu gibi sosyalist bir devlet kuruluşu için hazırlıklar sürüyordu. Tabii bu devlet de içinde bulunulan Soğuk Savaş’ta SSCB’nin bir müttefiki olacaktı.

Bu arada yeni Almanya’nın “tarafsız bir demokratik cumhuriyet” olarak kurulması gerektiğini savunanlar da vardı. 25 yıl gibi kısa bir süre içinde iki büyük dünya savaşının (1914 ve 1939) başlamasında büyük rolü olan Almanya’nın gelecekte “bağımsız” kalması gerektiğini düşünüyorlardı.

Ancak ABD ve müttefiklerinin dayatmasıyla FAC kuruldu ve “bağımsız Almanya” beklentileri boşa çıktı. Bunu takip eden birkaç ay içinde de doğuda sosyalist Alman devleti, Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DAC ya da DDR) adı altında kuruldu (7 Ekim 1949). Bilindiği gibi 41 yıl devam eden bu devlet, 1990’da ortadan kalktı ve FAC’nin bir parçası oldu. Tabii böylece kuruluş belgesi olan “sosyalist” anayasası da tarihe karıştı...

BATI’NIN ALMANYA’SI

Kapitalist Batı blokunun cephe ülkesi FAC ise halen ayakta...

Ve bugün 75’nci kuruluş yıldönümünü ve bu kuruluşun belgesi olan “temel yasa”yı kutluyor. Müttefiklerin dayatmasıyla iki hafta gibi kısa bir süre içinde görüşülüp kabul edilse de daha önceki anayasal cumhuriyet (Weimar Cumhuriyeti) ve onu takip eden Nazi diktatörlüğü döneminden çıkarılan derslerin ipuçlarını taşıyan bu “temel yasa”, çoğulcu ve demokratik bir anayasa niteliğindeydi. Tabii bu dersleri çıkarıp temel insan haklarına “anayasal” nitelik kazandıranlar o dönemki Almanya halkını “demokratik” olarak tercih etme durumunda olmayan bir avuç politikacı ve teknokrattan oluşuyordu. Aralarında Hitler döneminde diktatörlüğe direnenler de vardı, uşaklık edenler de. Halkın büyük çoğunluğu ise halen Nazi ideolojisinin taraftarıydı. Yeni devletin “temel yasası”ndaki temel haklar onların umurunda bile değildi.

Sonuçta Doğu’da kurulan sosyalizmle mücadele etmek için müttefikler tarafından kurdurulan yeni devlet, çoğunluğun öyle bir beklentisi olmasa da kapitalist Batı dünyasındaki diğer ülkeleri model alan, hatta “demokratik” bir anayasayla tarih önüne çıkmıştı. Bu Almanların “evrensel insan haklarını içeren ilk anayasası”ydı. Hem içeriği,  hem de işlevi itibarıyla bir anayasaydı. Ancak “anayasa” (Verfassung) adını taşımıyordu. Çünkü bu devletin kurucuları, asıl Alman devletinin Doğu’da sosyalizme yönelen diğer Almanya’yı da içine alması gerektiği görüşündeydiler. Dolayısıyla aslında anayasa olan kuruluş metni için farklı ve geçiciliği sembolize eden başka bir kavramı tercih ettiler.

GERÇEK BİRLEŞME

Almanya, bu “temel yasa”nın resmen “anayasası” olarak kabul edilmesi için çıkan tarihi fırsatı değerlendirmedi. Fırsat 1990’dan sonra iki Almanya’nın “birleşme süreci”nde yakalanmıştı. Sosyalist sistemin yenilgisinin ardından doğudaki devlet yıkılmış ve FAC’nin bir parçası olmuştu. Ancak dönemin hükümeti bu sürecin yasal olarak hızla tamamlanmasını hedefliyordu. Çünkü her ne kadar dost ve bu birleşmeyi destekler olarak görünseler de başta Birleşik Krallık ve Fransa olmak üzere Batılı müttefikler birleşme sonucu ortaya çıkacak “Büyük Almanya”ya kuşkuyla bakıyorlardı. Helmut Kohl’un başında olduğu Hristiyan demokrat ve liberal hükümet birleşme sürecini hızlandırdı. Yeni bir anayasa ya da FAC’ın anayasası niteliğindeki “temel yasa”nın resmen anayasa olarak kabul edilmesi gibi beklentilere kulak asılmadı.

Aradan 30 yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen, iki Almanya’nın “birleşme” sürecinin özellikle ülkenin doğusundaki nüfusun önemli bir bölümü tarafından benimsenmemiş olmasının nedenlerinden biri de bu.

Almanya’da 1871’de kurulan “Alman Reich”ının halen devam ettiğini savunan, bunun için darbe hazırlıkları içinde bulunan ve bir bölümü bu nedenle bugünlerde mahkeme önüne çıkarılan aşırı sağcılar da buradan besleniyorlar.

“Artık bir anayasamız olsun!” diyenler, sembolik bir nitelik de taşısa, bugünden itibaren 75’inci yıldönümü kutlanacak olan “temel yasa”nın artık “anayasa”ya dönüştürülmesini istiyorlar. Gerçek birleşmenin de o zaman tamamlanmış olacağını savunuyorlar.