Semra Kardeşoğlu
semrakardesoglu@birgun.net7’lik depremi iki şişe su bir düdükle beklemek
İstanbul depremini bekliyoruz. İki şişe su, bir bisküvi, bir düdükle. Oysa düdüğü enkazdan ses vermek için değil enkaz hiç olmasın diye hemen şimdi kullanmalı.

Önce küçük küçük sonra sıçratan bir sarsıntıydı. Ne yaptık peki deprem anında? Kendi deneyimlerimiz ve görüp, duyduklarımıza bir göz atalım.
1) Her nerede olunursa olsun, hızla ‘deprem anında ne yapmamız gerekiyordu’ bunu hatırlamaya çalıştık. Ne var ki o kadar kolay olmadı. Yaşam üçgeni, cenin pozisyonu neydi? Kirişin yanında mı yoksa altında mı duracaktık? Masanın altına mı girecektik?
2) Üst kat, alt kat, orta kat fark etmedi, hemen herkes ilk fırsatta sokağa fırladı. Ne var ki sokak binadan daha tehlikeli gibiydi. Yan yana sıra sıra dizilmiş binaların biri olması diğeri yıkılır endişesi daha çok gerilim yarattı.
3) Açık bir alan aradık. Metrelerce yürüdük. Risksiz bir küçük alan dâhi bulamadık.
4) Yakınlarımızı aradık telefon düşmedi, internetten yazdık ulaşmadı.
5) Bulabilen kendini parka attı. Parklar dolup taştı.
6) “Gündüz neyse de gece güvenli olur” denilerek parklara, otoban kenarlarına derme çatma çadırlar kuruldu. Orada sabahlandı.
7) Gece açılan camilere, spor salonlarına gidildi.
8) Evinin sağlam olduğu düşünülen anne babanın eşin dostun yanına giderek bir gece konaklandı.
9) Okullar tatil edildi iki gün, üniversiteler de.
10) Ve sonra dönüldü evlere çaresiz. Parkta ne kadar kalınabilir. Evde hemen deprem çantaları kontrol edildi. Yoksa satın alındı. İki şişe su, bir bisküvi, bir düdük. Beklenen 7 üzeri depreme karşı bizim minik minnacık silahlarımız.
Öyle derin, öyle çaresiz, öyle yoksul iki şişe su yan yana uzanmış yatıyor şimdi başucumuzda. Daha 6.2’de yerimizden zor kıpırdamışken. Topla tüfekle gelen koca bir orduya karşı bir çakıyla karşı durmaya çalışanların hüzün veren çaresizliği gibi.
BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ
Peki bu akşam ne olacak? Hava da soğudu. Parkta yatılmaz. Mecbur eve dönülecek. Telefonun şarjı tam olsun denilecek, yastık altına düdük konulacak. Odasında henüz yatmaya alıştırdığımız evlat yanımıza alınacak… “Çatlak varmış ama kolonda değilmiş” denilecek. “Bizim bina yapılırken zeminden böyle kocaman kocaman kayalar çıkmış” diye anlatılacak.
Oysa bugünden itibaren yapılacak ne çok şey var.
•23 yıldır elinde imkân olanların gereğini yapmadığını bilmek.
•Rant silindirinden canını zor kurtarmış birkaç metrekarelik parkın yan yana durabildiğimiz son kara parçası olduğunu hatırlamak.
•Şu andan itibaren kentte tek bir çivi bile çakmanın insanlık suçu olduğunu bilmek.
•Kentsel dönüşümün şu anki haliyle umut vermediğini görmek (Kentsel dönüşümün neden en çok Kadıköy’de olduğuna bakmak. Dönüşüm denilerek, üç damla yağmurun düşeceği birkaç metrekarelik apartman bahçeleri ve balkonların satışa sürüldüğünü görmek.
•Bir depremde aramızdan kaçının öleceğini bilmeden ille de kanal yapacağım diyenlere “dur” demek için hemen şimdi harekete geçmeyi düşünmek.
Öyleyse hemen şimdi o düdüğü alıp ses verme vakti. Deprem olduktan sonra değil olmadan önce seslenme vakti. Karanlık enkazlara “Sesimi duyan var mı?” çağrısını karanlık enkazlara değil önce gökyüzüne savurmak. O düdüklerin sesi bir araya geldiğinde görün bakın nasıl sarsar bu kenti.


