AB Mercosur’da son viraj
Geçtiğimiz günlerde AB üye devletleri, tartışmalı AB-Mercosur (Arjantin, Brezilya, Paraguay, Uruguay) anlaşmasının imzaya açılmasını nitelikli çoğunlukla kabul etti. 21 ülke “evet” dedi; Fransa, Polonya, Avusturya, Macaristan ve İrlanda karşı oy kullandı; Belçika çekimser kaldı. Çoğunluğun “evet”i daha önceden de tahmin ettiğimiz gibi AB’nin anlaşmayı yürürlüğe koymadaki ısrarını kanıtladı. “Hayır” oyları da son iki yılda dalga dalga yükselen çiftçi protestolarının kazanımı olarak görmek gerekir. Ama aynı bu sınırlı bir kazanımın sokakları yeniden hareketlendirdi…
ÇİFTÇİLER NE DEDİ ÜLKELER NE DEDİ, NE ALDI?
ECVC’nin (Avrupa Çiftçi Koordinasyonu / European Coordination Via Campesina) 9 Ocak tarihli açıklaması, bu kararı basit bir ticaret adımı değil, bir yönetme biçimi olarak tarif ediyor: Kapalı kapılar ardında, eski varsayımlarla yürütülen bir müzakere; tarım tekellerinin çıkarını öne alırken üreticiyi ve tarım işçisini geriye iten bir kurgu. ECVC’ye göre ürünlerin yüzde 90’ından fazlasında gümrüklerin kaldırılması, “eşdeğer olmayan” sosyal/çevresel/sağlık standartlarıyla üretilen ithalat karşısında haksız rekabeti derinleştirecek.
Açıklamanın bir başka kritik yanı, kurumsal düzeneğe dair okuması. Buna göre üye devletler, Avrupa Parlamentosu’nun yeşil ışığını beklemeden Komisyon’a uygulama yetkisi verme eğiliminde. ECVC bu nedenle Konsey’in gerçek bir uzlaşı üretmeden imzaya koşmasının AB’yi zayıflattığını söylüyor. Buradaki mesele, yalnızca parlamento ile ilgili de değil. Toplumsal itirazın duyulmaması esas mesele. Yani üye devletler tartışmanın özüne, fiyat baskısı, maliyet, standart eşitsizliği, kırsal geçim gibi sorunlara yönelik anlamlı bir yanıt üretmeksizin “tamponlar” ve “güvenceler” üzerinden krizi yönetiyor.
Örneğin Meloni’nin bazı güvenceleri aldıktan sonra destekleme eğilimine girmesi, itiraz cephesini dağıtan bir manivela işlevi görmekle eleştiriliyor. Yunanistan’da ise benzer bir meşrulaştırma dili, coğrafi işaret koruması ve ihracat fırsatı vaadi üzerinden kuruluyor. Bu tür güvenceler anlaşmanın tarımda yaratacağı rekabet basıncı ve standart eşitsizliği tartışmasını çözmekten çok rıza üretmeye yarıyor.
Konsey de benzer şekilde, ithalatın piyasayı bozması halinde izleme ve tedbir mekanizmalarıyla krizi yönetebileceğini söylüyor. Fakat çiftçiler buna ikna değil. Rekabeti üreten yapısal çerçeve duruyor ve bu yüzden ECVC bu tür vaatleri tehlikeli bir yanılsama olarak görüyor.
HAYIR DİYENLER SOKAKTA
Fransa’da Macron’un “hayır” demesi çiftçilerin öfkesini soğutmaya yetmedi. Confédération Paysanne’in sözcülerinin gözaltına alınması da bu tabloda bir eşik olarak adil fiyat ve gıda egemenliği diyenlerin bu süreçte kriminalize edilebileceği sinyalini verdi. Polonya’da da benzer bir gerilim var. Oylamada “hayır” diyen hükümet çizgisine rağmen çiftçiler sokağa çıktı. Anlaşmanın Polonya tarımını zayıflatıp ülkeyi dış tedarik zincirlerine daha bağımlı hale getireceği, hatta savaş tehdidi gibi koşullarda gıda güvenliği riskini büyüteceği endişesi öne çıkıyor. İrlanda’da hükümet “hayır” demiş olsa da Athlone’da binlerce çiftçinin sokağa çıkması, karşı oyların çiftçide güven üretmediğini gösteriyor.
İspanya’da ise hükümet anlaşmanın itici güçlerinden biri olmasına rağmen sokakta açık bir itiraz var. Katalonya’da Tarragona Limanı girişlerinin traktörlerle kapatılması ve sınır geçişlerinin bloke edilmesi, tepkinin burada da doğrudan lojistik düğümlere yönelen, akışı keserek siyasal sonuç üretmeye çalışan bir hatta ilerlediğini gösteriyor.
PAZARLIK BELİRLEYİCİ DEMOKRASİ KILIF
Konsey-Komisyon hattı, itiraza kulak vermek yerine koruma, güvence gibi tamponlarla ilerliyor. Parlamento ise bir yandan meşruiyet vitrini, bir yandan da aşılması gereken bir eşik gibi ele alınıyor. ECVC’nin demokrasi kenara itildi tespiti burada anlam kazanıyor: üreticinin itirazı siyasetin merkezine alınmıyor, kurumsal prosedürlerin arasında eritilerek etkisizleştiriliyor.
Soru, anlaşmanın geçip geçmeyeceği olmaktan çıktı. Artık soru nasıl geçeceği; çiftçi öfkesinin hangi sınıfsal programa bağlanacağı. Fransa’daki çatallanma (FNSEA tarzı pazarlıkçı-rekabetçi çizgi ile Confédération Paysanne’in gıda egemenliği/yerelleştirme hattı) bunu çıplaklaştırıyor. Dahası Avrupa Parlamentosu oylaması yaklaşırken, ücretlerin eridiği ve kamunun budandığı Avrupa’da bu soruya verilecek yanıtın şekillenmesinde, emek hareketinin kırsal itirazla nasıl bir toplumsal ittifak kuracağı da belirleyici olacaktır.


