Google Play Store
App Store

ABD ekonomisinde uzun süredir telaffuz edilmeyen bir kavram yeniden gündeme geldi: stagflasyon. 1970’lerin mirası olan bu kavram hem enflasyonun hem de işsizliğin aynı anda yükselmesini ifade ediyor. Normal koşullarda enflasyon ile işsizlik ters yönlü hareket eder; biri artarken diğeri düşer. Ancak ABD’de bugün her ikisi de aynı anda yükselişte. Garip olan, “stagflasyon”un bir ayağını oluşturan durgunluğun şimdilik görülmemesi. ABD ekonomisi ikinci çeyrekte yüzde 3,3 büyüdü, üçüncü çeyrek tahminleri de benzer bir tempoya işaret ediyor. Bu nedenle Fed Başkanı Jerome Powell ekonomideki tabloyu “alışılmadık” olarak nitelendirdi.

Fed, geçen hafta eylül ayı FOMC toplantısında 25 baz puanlık ilk faiz indirimini yaptı ve yıl sonuna kadar iki indirim daha gelebileceği mesajını verdi. Bu dönemde enflasyonun yüzde 3’e doğru yükselmesi, işsizliğin ise yüzde 4,5’e çıkması bekleniyor. Banka büyük olasılıkla 2026’da da en az bir faiz indirimi daha yapacak. Amaç, işten çıkarmaları sınırlamak ve resesyonu önlemek. Ancak mesele sadece faiz indirimiyle çözülecek kadar basit değil.

TARİFE VE YAPAY ZEKÂ ETKİSİ

ABD ekonomisinde fiyatların yükselmesinde iki faktör öne çıkıyor: Trump yönetiminin getirdiği gümrük tarifeleri ve yapay zekâ yatırımlarındaki patlama. Tarifeler, ithal ürünlerin maliyetini artırarak fiyatlara doğrudan yansıyor. Normalde işsizliğin arttığı dönemlerde fiyatların sakinleşmesi beklenirken, bu kez tam tersi bir tablo ortaya çıkıyor.

Yapay zekâ ise ekonominin yapısını dönüştürüyor. ABD yıllardır tüketim odaklı bir ekonomiye sahipti. Ancak 2025’te büyümeyi en çok destekleyen unsur tüketici harcamaları değil, yapay zekâ yatırımları oldu. JPMorgan verilerine göre yapay zekâ yatırımları bu yıl büyümeye yüzde 1,1 katkı yaptı; bu oran tüketici harcamalarının üzerinde. Washington Post’ta çıkan bir makaleye göre Microsoft, Amazon, Meta, Alphabet gibi teknoloji devlerinin veri merkezi yatırımları, ekonominin yeni lokomotifi haline geldi.

K-ŞEKİLLİ BÜYÜME VE ORTA SINIFIN DARALMASI

Pandemi süresinde akıllara

kazınan meşhur “K şekilli” ekonomik yapı tartışmalarına geri dönüyoruz. Keza ABD’de izlediğimiz ekonomik büyümenin bir bacağı yapay zekâ yatırımlarıysa diğer bacağı da zenginlerin harcamaları.

Gelirin en üst yüzde 20’lik kesimi, borsadaki yükseliş sayesinde tüketimlerini artırmaya devam ediyor. Ancak orta ve alt gelir grupları enflasyon karşısında ancak ayakta kalabiliyor, hatta reel anlamda geriliyor. Orta sınıfın zayıflaması ABD için sadece sosyal adalet değil, ekonomik sürdürülebilirlik sorunu da yaratıyor. Zira ülkenin büyüme motoru tarihsel olarak geniş orta sınıfın tüketim kapasitesiydi.

İşgücü piyasasında da tablo karışık. Pandemi ardından kademeli gelerek 2023’te zirveye ulaşan aşırı istihdamın ardından şirketler 2024 itibarıyla frene basmaya başladı. Geçmiş dönem verilerinin güncellenmesiyle 900 bin civarında istihdamın aslında gerçekleşmediğini öğrendik. Şirketler stagflasyon endişeleri, artan çeşitli belirsizlikler nedeniyle önümüzdeki dönemde ya fiyat artıracak ya da fiyat artışlarını sınırlayıp işten çıkarmalara yönelecek.

Yani ABD’de orta sınıf hem işsizlik hem de fiyat artışı baskısı altında daha da sıkışacak.

ABD’NİN BUGÜNKÜ DENEYİMİ

Türkiye’ye de ışık tutuyor. Çıkarılacak derslerden birincisi, orta sınıfın korunmasının şart oluşu. Türkiye’de uzun süredir enflasyonun yükünü ücretliler ve emekliler taşıyor. Reel ücretlerin erimesi, gelir dağılımının bozulması Türkiye’de büyümenin tabanını zayıflatıyor. Orta sınıfı güçlendirmeyen bir ekonomik yapı sürdürülebilir büyüme üretemez.

İkinci ders, yatırımların niteliğini değiştirme hamlesi gerekliliği. ABD’de büyümenin motoru yapay zekâ yatırımları. Türkiye’de ise yatırımlar büyük ölçüde inşaat ve kısa vadeli alanlara yönelmiş durumda. Bizim ise geleceğe hazırlanmak için dijitalleşme, yapay zekâ, yeşil enerji ve yüksek katma değerli üretim alanlarına yatırım yapmamız, kamunun planlama, kaynak sağlama ve yönlendirme gücünü daha farklı kullanmamız gerekiyor.

Üçüncü ders para politikasında daha fazla dikkat. ABD, rezervleri ve güçlü sermaye girişleri sayesinde manevra alanına sahip. Türkiye ise kırılgan bir yapıya sahip olduğu için faiz kararlarını ve kur politikalarını çok daha temkinli almak zorunda. Yüksek enflasyonla yaşamak, enflasyonu yükselteceğini bile bile siyasi amaçları para politikasına empoze etmek genel istikrar vereceği zarar üzerinden geleceğin sektörlerini ve işlerini yaratmayı imkânsız hale getiriyor. Halbuki Türkiye için kalıcı istikrar sağlayacak kaliteli doğrudan yatırımı hedeflenen sektörlere çekmek hayati.

TÜRKİYE NE YAPMALI

ABD’nin yaşadığı “stagflasyon-lite” süreci, Türkiye için bir uyarı niteliğinde. Orta sınıfın zayıfladığı, yatırımların yanlış alanlara aktığı ve para politikasının kırılgan zeminde yürütüldüğü bir ekonomi uzun vadede tıkanır. Türkiye’nin önünde seçenek net: ya günü kurtaran büyüme rakamlarına sıkışıp kalmak ya da orta sınıfı merkeze alan, üretken yatırımlara dayalı ve güçlü kurumlarla desteklenen bir kalkınma yoluna girmek.

Başlama noktası enflasyonu yaratan yapısal problemleri çözmeye yönelmek. Eş zamanlı olarak orta sınıfın güçlendirilmesi için vergi ve ücret politikalarında köklü bir değişim gereğini ele almak. Düşük gelir gruplarına yönelik vergi indirimleriyle alım gücünün korunması bu sürecin temel adımları arasında olmalı. Enflasyonun en çok etkilediği kesimler için eğitim, sağlık ve barınma harcamalarında kamusal desteklerin artırılması, toplumsal dayanıklılığı ve sosyal adaleti korumanın mutlaka en önemli araçlarından biri.

Kamu teşviklerinin inşaat gibi kısa vadeli döviz kazandırmayan sektörlerden çıkarılarak yapay zekâ, dijital dönüşüm, yeşil enerji ve katma değerli sanayi yatırımlarına yönlendirilmesi, ekonominin uzun vadeli rekabet gücünü artırmak ve kaliteli, yüksek ücret sağlayacak işler taratmak için şart.

Türkiye’nin nitelikli sermaye çekebilmesi için ise hukuk güvenliğinin sağlanması, şeffaflığın artırılması ve siyasi istikrarın, karar mekanizmalarının güçler ayrılığı dengelerini gözeterek yeniden yapılandırılması yoluyla Türkiye’de kurumların yeniden inşası olmazsa olmazlar arasında.

Tüm bu adımları atmaya odaklı en az beş yıllı bir programın uygulanması kısa vadeli fonlara bağımlılığı azaltarak kalıcı ve uzun vadeli yatırımlar teşvik eder. Ayrıca para ve maliye politikalarının uyum içinde yürütülmesi, maliye politikasıyla elde edilen kaynakların politize olmadan verimli alanlara yönlendirilmesi, bunu sağlayacak şekilde ihale kanununun düzeltilmesi ile yeni bir teşvik sisteminin kurgulanması yüksek faiz ortamında bütçe disiplininin israfı önleyerek sağlanması ekonomide istikrarı güçlendirmenin omurgasını oluşturacak.