ABD’nin DSÖ’den ayrılması ve Sovyet mirası

Bugün ABD'nin DSÖ'ye yeniden katılıp katılmayacağı ve ne zaman katılacağı konusunda tartışmalar sürerken, 1949’da Sovyetler Birliği’nin ayrılmasıyla yapılan karşılaştırma dikkat çekicidir. Soru, ABD’nin DSÖ’ye dönüşünün, Sovyetler’in 1956’daki halk sağlığına damgasını vuran dönüşüne benzer tarihsel nitelikte bir olay olup olmayacağı.
ABD’nin Ocak 2026’da Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) çekilmesinin ardından, Cenevre’deki DSÖ merkezindeki Amerikan bayrağı indirildi; geride boş, sembolik bir gönder kaldı. Bundan tam bir yıl önce, Başkan Donald Trump görevinin ilk gününde imzaladığı başkanlık kararnamesiyle DSÖ’den ayrılacağını duyurmuştu. Dışişleri Bakanı Rubio ve Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanı Kennedy ortak açıklamalarında, DSÖ’yü ABD’nin yaptığı her şeyi kötü göstermekle suçlarken, kurumun ABD bayrağını iade etmeyi reddettiğini ve ABD’nin yükümlülüklerini yerine getirmediğini iddia ettiğini söyledi.
ÇEKİLME MADDESİ YOK
DSÖ Anayasası’nda üye devletlerin örgütten çekilmesine ilişkin bir hüküm yok. DSÖ de üye devletler de ABD’nin ayrılmasını, ülke tüm borçlarını ödemeden, hukuken bağlayıcı olarak kabul etmek zorunda değil. ABD’nin 2024 ve 2025 yılları için DSÖ’ye toplam 206,6 milyon dolar tutarında ödenmemiş aidatı bulunuyor. İlginçtir ki Trump’ın ilk dönemindeki çekilme bildirimi Biden tarafından iptal edilmiş olsa da Biden yönetimi 2024 yılında DSÖ’ye olan borçlarını ödemeyerek bu yükümlülüklerin iki katına çıkmasına neden olmuştu.
ABD'nin çekilmesine ilişkin tek yasal yetki, 1948 tarihli ABD Kongresi Ortak Kararı'ndan gelmektedir. Bu karar, tüm mali katkı paylarının tam olarak ödenmiş olması durumunda, bir yıl önceden bildirimde bulunarak DSÖ’den çekilmeye izin vermektedir. ABD’nin mali yükümlülüklerini yerine getirmemesi, aslında kendi yasalarını ihlal ettiği anlamına gelmektedir.
COVID SUÇLAMALARI VE GERÇEK
ABD’nin DSÖ’den çekilmesinin ardından, yeniden ne zaman ve hangi koşullarda dönebileceği konusunda tartışmalar devam etti. Bence, Biden yönetiminin 2021’de yaptığı gibi, yönetim değiştiğinde ABD yeniden üye olacaktır. Motivasyon, Trump yönetiminin ayrılma kararıyla yarattığı diplomatik ve halk sağlığı alanındaki utanç verici durumdan kurtulmak ve ülkenin küresel sağlık alanındaki itibarını geri kazanmaktır. ABD’nin gerekçesi, DSÖ’nün pandemi sırasında başarısız olması ve bunun Amerikan halkına zarar vermesi olarak sunulmuştu. Ancak bu yalnızca bir iddiaydı.
DSÖ Genel Direktörü Tedros, ABD’nin öne sürdüğü gerekçeleri reddederek, bunların doğru olmadığını söyledi. Wuhan’da ilk zatürree vakaları ortaya çıktığında, DSÖ 31 Aralık 2019’da dünyayı uyarmıştı. 9 Ocak’ta yeni koronavirüs doğrulanmış, ertesi gün enfeksiyon kontrol rehberleri yayınlanmış ve 30 Ocak’ta DSÖ en yüksek alarm seviyesi olan Acil Durum ilan etmişti. Bu, tüm ülkelerde agresif test, temaslı takibi ve izolasyonun hazırlanması gerektiği anlamına geliyordu.
Washington’da ise mesaj bütünüyle farklıydı. Ocak ve Şubat 2020 boyunca yönetim tehdidi küçümsemeye devam etti; CDC’nin test kitleri başarısız oldu ve ulusal ölçekte bir test ya da maske stratejisi oluşturulmadı. DSÖ’nün küresel yayılmanın durdurulması için kritik olarak nitelendirdiği şubat ayı, ABD’de federal düzeyde kayda değer hiçbir müdahale olmadan geçti. Mart ayı başında DSÖ dünyaya yaygın test çağrısı yaparken, ABD’de siyasi yetkililer bilimsel kurumlarla çelişen açıklamalar yapıyordu. DSÖ 11 Mart 2020’de pandemi ilan etti; üç hafta sonra ise ABD yönetimi DSÖ’ye yönelik siyasi saldırılarını artırdı, fonları keserek uluslararası işbirliğinden uzaklaştı.
Lancet Komisyonu, ABD Sayıştayı ve Johns Hopkins Halk Sağlığı Güvenliği Merkezi’nin bağımsız değerlendirmeleri, Amerikan yanıtının koordinasyon eksikliği, tutarsız mesajlaşma, doğrulanmamış tedavilerin teşviki (hidroksiklorokin ya da dezenfektan enjeksiyonu gibi) ve bilimin politikleştirilmesi nedeniyle başarısız olduğunu belirtti. Sonuç olarak ABD, ölüm oranı açısından dünyanın en kötü performans gösteren yüksek gelirli ülkelerinden biri oldu. Trump yönetiminin yanıtı inkar, siyasileştirme ve ulusal strateji eksikliğiyle karakterize edildi.
TARİHSEL BİR AYNA: SOVYETLER’İN DSÖ’DEN AYRILIŞI VE DÖNÜŞÜ
Bu noktada akla şu soru geliyor: ABD’nin DSÖ’ye dönüşü, tarihsel olarak Sovyetler Birliği’nin 1956’da DSÖ’ye dönüşüne benzer bir an yaratabilir mi? Sovyetler DSÖ’den 1949’da ayrılmış ve yedi yıl sonra yeniden katılmıştı. Ayrılık gerekçeleri ideolojik görünse de teknik ve stratejik unsurlar barındırıyordu; DSÖ’nün önceliklerini, programlarını, özellikle de klinik tıp ağırlığını eleştiriyor, örgütün Batı etkisi altında olduğunu savunuyordu.
Sovyetler, DSÖ’nün finansman yapısında ABD’nin baskın rolünü ve bunun yönetişime etkisini de eleştiriyordu. Kurumu finansal verimsizlik ve büyük bağışçılara siyasi bağımlılık ile suçlamıştı. İlginç biçimde bugün ABD, DSÖ’nün en büyük bağışçısı olduğu halde yeterli etki sahibi olmadığını öne sürerek kurumu eleştiriyor. Sovyetler ayrıca, DSÖ’nün savaş sonrası Avrupa programlarının kapitalizmi desteklediğini, Sovyet bloğunun ise büyük ölçüde göz ardı edildiğini söylüyordu; oysa Nazi Almanyası’nın yenilgiye uğratılmasında en büyük yükü Sovyetler taşımıştı.
Sovyetler’in DSÖ’ye dönüşü, küresel sağlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biriydi. 1958’de Sovyet Sağlık Bakan Yardımcısı Viktor Zhdanov, Dünya Sağlık Asamblesi’nde çiçek hastalığının küresel olarak eradike edilmesi çağrısında bulundu. Bu öneri, tarihin en başarılı halk sağlığı programlarından biri olan çiçek eradikasyonunun temelini attı. Zhdanov’un anılan konuşması, DSÖ tarihinin en etkili konuşmalarından biri olarak kabul edilir.

DSÖ’ye dönüşünün ardından Sovyetler, küresel sıtma eradikasyonu çabalarında da öncü rol oynadı. Kendi ülkesinde hastalığı neredeyse tamamen ortadan kaldırmış olmanın verdiği deneyimle dönemin en saygın bilim insanlarını, DSÖ programlarını şekillendirmek üzere görevlendirdi: Çiçek eradikasyonundaki rolüyle bilinen Zhdanov da bu çabalara siyasi ağırlık kattı.
İlerleyen yıllarda Sovyetler, 1978 Alma-Ata Bildirgesi ve DSÖ’nün Temel Sağlık Hizmetleri yaklaşımının şekillenmesinde önemli bir rol oynadı. Sovyet sağlık sistemi zaten evrensel erişim, güçlü bir birinci basamak ağı ve koruyucu hekimlik gibi Bildirge’nin temel ilkelerini pratiğe dökmüş durumdaydı. Alma-Ata sonuç bildirgesi, sağlığın bir insan hakkı olduğu ve devletlerin tüm yurttaşlara temel hizmet sunma sorumluluğunu vurgulayan Sovyet yaklaşımını büyük ölçüde yansıttı; bu da Alma-Ata’yı Sovyetler’in küresel sağlık tarihinde en güçlü iz bıraktığı anlardan biri haline getirdi.

Bir dönüm noktası olan Uluslararası Temel Sağlık Hizmetleri Konferansı (6-12 Eylül 1978) Sovyetler Birliği’nin Alma Ata kentinde düzenlendi.
Son olarak, Sovyetler Birliği’nin DSÖ’yü, Avrupa programlarında Sovyet bloğunu ihmal etmekle eleştirmesini hatırlamakta fayda var. Trump’ın Davos’ta Avrupa için söylediği “Biz olmasaydık Almanca konuşuyor olurdunuz” sözü de gerçekte tarihin çarpıtılmasıdır. Oysa Nazi Almanyası’nı yenilgiye uğratan belirleyici güç Sovyetler Birliği’ydi. Alman asker kayıplarının yüzde 80 ila 90’ı Doğu Cephesi’nde oldu; Almanya birliklerinin büyük çoğunluğunu, tanklarını ve uçaklarını Sovyetler’e karşı kullandı. Kayıpların büyüklüğü, eşi benzeri görülmemiş düzeydeydi: Sovyetler Birliği’nin 20 milyondan fazla kaybına karşılık, ABD’nin asker kaybı 420 bin civarındaydı. Savaşın kırılma noktaları olan Stalingrad, Kursk ve Bagration Harekatları Sovyet coğrafyasında yaşandı ve Sovyet Kızılordusu Nazi savaş makinesini geri dönülmez biçimde imha etti. Sovyetler olmasaydı, Avrupa’da bir zafer mümkün olamazdı.
Stalingrad Savaşı (17 Temmuz 1942 – 2 Şubat 1943). Stalingrad'da sokak çatışmaları
Bugün ABD'nin DSÖ’ye yeniden katılıp katılmayacağı ve ne zaman katılacağı konusunda tartışmalar sürerken, 1949’da Sovyetler Birliği’nin ayrılmasıyla yapılan karşılaştırma dikkat çekicidir. Soru, ABD’nin DSÖ’ye dönüşünün, Sovyetler’in 1956’daki dönüşüne benzer tarihsel nitelikte bir olay olup olmayacağı. ABD'nin ayrılması, küresel sağlık yönetişimi ve pandeminin mirası konusunda derin siyasi bölünmeleri yansıtmaktadır. Buna karşılık Sovyetlerin geri dönüşü, yeniden katılımın küresel sağlık çabalarını nasıl yeniden şekillendirebileceğini ve çok taraflı işbirliğini nasıl güçlendirebileceğini göstermiştir. ABD’nin aynı yolu izleyip izlemeyeceği ise bir sonraki yönetimin yaklaşımına ve küresel sağlık diplomasisinin geleceğine bağlı.
Yazarın Son Yazıları
- Deneyimsel öğrenme ve otantik eğitim: Tonguç Antalya’da
- Halk sağlığının görünmez devi: Dr. William Foege’nin ardından
- Büyük madenci grevi ve yürüyüşünün 35. yılında -4: Kömür müzelik olsun
- Büyük madenci grevi ve yürüyüşünün 35. yılında- 3 Bir kentin ayağa kalkışı: Zonguldak’tan Ankara’ya
- Büyük madenci grevi ve yürüyüşünün 35. yılında - 2: Üç bin ışık yılı uzaktaki gökyüzü


