Acının yeri, yönü, rengi…
Öğretmen, pedagog ve oyuncu kimliğini yazarlıkla taçlandıran Roberto Piumini Fırçaların Sihri adlı romanında varlıklı bir Anadolu Beyi’nin hastalıkla mücadele eden çocuğu ile çocuğunun odalarını resimlemek üzere saraya davet ettiği ünlü bir ressam arasında kurulan ve zamanla derinleşen bağı anlatır. Hayatın gelip geçiciliğinde dostluğun, güzelliğin, kitaplardan zihinlere, zihinlerden düşlere sıçrayan imgelerin, hayallerin, bilgilerin yeri ayrıdır. Yazarın ilk sayfada romanındaki karakterlerden biri olan ressamı “bilge insanların başkalarını göz ardı etmeden kendi dostluğuyla yetindiği bir yaşa varmıştı” ifadesiyle tanımlaması dikkat çekicidir. Kendimizle dost olmak yetinilecek bir ruh hali midir bilemesem de bunu başarabilmenin yaşamın konukseverliği karşısındaki tavrımızı şekillendireceğini düşündürmüştür bana. Dikkat çeken bir başka bölüm ise ressamın “çocuğunuzun ruh hali nasıldır?” sorusuna Bey’in “bir babanın sözleri çocuğunu tanımlamaya uygun değildir. Sözlerim yanılsamanın büyük olduğunu düşündürebilir” cevabıdır. Mevcut durumda ressamı çocuk ile baş başa bırakmak tanışma adına en makul yol gibidir. Kitabın masalsı akışının içinde yaşam, insanın yüreğinin genişliği ölçüsünde anlam kazanır. Can Çocuk Yayınları

***
Roman gibi yaşanan hayatlar da vardır. BirGün yazarı şair Atilla Aşut’un 13 Kasım 2022’de kaybettiği oğlu sevgili Ozan Aşut anısına derleyip yayına hazırladığı, “Ozan’a Güz Çelengi” adlı direniş ve duygu yüklü anı kitabını okuduğumda, sevdiğimiz birini kaybettiğimizde ruhumuzu saran ateşin ve geride bıraktığı külün dostluklarla, yazılar ve şiirlerle sonsuzluğa taşınabileceğini bir kez daha hatırladım. Kaçınılmaz sonların karşısında sevgisinin yoğunluğu ölçüsünde direnip, sınırsızlığı ölçüsünde ayakta kalıyordu insan. Ağır sağlık sorunlarıyla mücadele ederek geçirilen bir yaşamda uyumlu evlat, başarılı öğrenci, sevilen iş arkadaşı, iyi bir eş, iyi bir baba olmak mümkündü. Mümkün kılınanlar zamanlar üstü bir varoluşa işaretti. Şairin Acının Külrengi adlı şiir kitabında eşi Özen Hanım’a ithaf ettiği Menekşeli Acılar adlı şiirinin son dörtlüğü;
“Bir kadın…yaşamın terkisinde
Ardı sıra doludizgin atlılar,
Ceylanlar gezinir gözlerinde
Heybesinde menekşeli acılar”
varoluşu yücelten sihrin bir annenin sağlam direnişi olduğunu gösteriyordu. Payda Yayınları, Serander Yayınları

2 Kasım’da sevgili Ömür Kurt’un davetiyle 2017 yılında kendisine Gülten Dayıoğlu Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Vakfı Çocuk Romanı Ödülünü kazandıran “Yaban Ördeği Ailesinin Göç Yolculuğu” adlı eserinin hatıra baskısının kutlamasına katıldım. Yüz bin okura ulaşan kitabın başarı dinamikleri yazar ve yayıncının ortaya koyduğu emek, vakıf değerleri ve eğitimcilerin görüşleri üzerinden yorumlandı. Programda usta yazar Gülten Dayıoğlu mücadele yüklü kişisel yazı serüvenini anlattı. Kadın sorunlarını dile getirerek adım attığı öykücülükten, gazete yazılarına ve çocuk-gençlik edebiyatına uzanan serüvende yazmaktan en keyif aldığı türün çocuk edebiyatı olduğunu söyledi. Aziz Nesin’den aldığı ilhamla vakfı kurmaya karar verdiğini, çocuk edebiyatının yoksul kalmış yönünü beslemek hedefiyle yola çıktığını dile getirdi. Gülten Dayıoğlu Ödülleri Organizasyon Komitesi Sekreteri ve Sözcüsü Murat Dayıoğlu vakfın kuruluşunda emeği geçen yazar, düşünür, gazeteci ve eğitimcilere teşekkür ederek vakfın özen ve hassasiyetle yürüttüğü eser seçme süreçlerini anlattı. Prof. Sedat Sever'in konuşması, çocuk edebiyatına gönül veren herkesin ortak duygu ve düşüncelerinin güçlü bir özetiydi. Türkçenin söz varlığıyla çocuklara ulaşmanın, bellek ve yüreklerini beslemenin önemini vurgulayan Şener, demokratik kültürün inşası için çocukları görsel ve dilsel uyarımların öznesi kılmamız gerektiğini belirtti. Kitaba dönecek olursam, yavruları yumurtadan geç çıktığı için göç yolculuğuna vaktinde çıkamayan yaban ördeği ailesinin başından geçen olayların anlatıldığı metin akıcılığı ve içtenliği ile öne çıkıyor. İnsanların birbirine sınırlar çizdiği dünyada gökyüzünün sınırsızlığında ailesiyle kanat çırpan bir küçük ördeğin yolculukta kazandığı deneyimler fiziki olduğu kadar düşünsel zeminde de kendine yer buluyor. Doğal yaşam ihlalleri, şehirleşme, savaşlar, yangınlar, göç, mültecilik, kabile ilişkileri, iyilik-kötülük gibi tanım ve kavramlar hüznü dengeleyen bir umutla ve gerçekçi resimlerle çocukların zihnine armağan ediliyor. Altın Kitaplar

Yeryüzündeki yolculuğumuz elimizde olan/olmayan pek çok nedenden dolayı sınırlı. Bildiğimiz tüm sınırlar ortadan kalksa bile bedenin sınırları gün gelecek bizleri durduracak. Bu noktada iç dünyamızın sınırsızlığı, düş dünyamızın renkliliği ve başımızı yukarı kaldırdığımızda gördüğümüz gökyüzü, güneş, ay ve yıldızlar bizi güvenle saracak. Sacha Heemels’in yazıp resimlediği Ay Her Yerde Aynıdır adlı kitapta yaşam alanını değiştirmek zorunda kalan ürkek kutup ayısının deneyimlediği gibi hayat ne kadar tuhaf, korkutucu, zorlayıcı olsa da güçlü farkındalığımız yegâne aydınlığımız olacak. Can Yayınları

Bir felaket anında hayatta kalmanın kuralları nelerdir? 20’li yaşlarında liman ve tersane işçiliği yapan, polisiye ve bilimkurgu romanlarıyla yazın hayatına adım atan ve Acayip Güçlü adlı eseriyle dünya çapında üne kavuşan ödüllü yazar Rodman Philbrick’in dilimize kazandırılan son romanı Deli Yangın cevabı bulmayı kolaylaştırıyor. Doğanın güzel olduğu kadar yıkıcı olan yönlerini biliyoruz. Bunlar arasında belki de en dehşet verici olanı yangınlar. Doğada hayatta kalmaya dair ipuçlarıyla dolu olan eserde katıldığı yaz kampında yangının ortasında kalan bir çocuk kendini kurtarmaya çalışırken kaybolmuş bir başka çocukla karşılaşıyor. Tarihin en büyük doğal felaketlerinden birinde, iki çocuğun cesaret yüklü bu kaçış hikayesi kayıplar, sorumluluklar, kişisel gelişim, iz sürmek, ebeveyn kaybı, yetenekler gibi konu ve temaları kapsıyor. Anlatı okuru bir film izliyormuşçasına sürüklüyor. Görüyoruz ki tanık olmamız muhtemel acılara ve acılar karşısındaki sergileyeceğimiz muhtemel tutumlara bizleri hazırlayan en tutarlı şey yine edebiyat oluyor. Günışığı Kitaplığı


