Açlık çoğunluktadır, tokluk ayıptır
Açlık yayılıyor, aç insanlar başkaldırıyor. Mısır'dan, Haiti'den, Zimbabwe'den, Kamerun'dan, Gine'den, Burkina Faso'dan...
Açlık yayılıyor, aç insanlar başkaldırıyor. Mısır'dan, Haiti'den, Zimbabwe'den, Kamerun'dan, Gine'den, Burkina Faso'dan, Senegal'dan, Bangladeş'ten, Moritanya'dan, Mozambik'ten, Endonezya'dan, Özbekistan'dan, Bolivya'dan, Guatemala'dan ayaklanma haberleri geliyor. Haiti'de hükümet çekilmek zorunda kaldı. Diğer ülkelerde güvenlik kuvvetlerinin sert müdahaleleri sonucu onlarca kişinin öldüğünü bildiriyor ajanslar.
Açlık, yeni bir olgu değildir bu dünyada. Neoliberal politikalarla iyice kronikleşti ayrıca. Mesela 2007 rakamlarına göre, günde 24.000 insan ölüyor açlıktan; yaklaşık her altı kişiden biri akut açlık şartlarında yaşıyor. Dünyanın finans ve medya beyleri, bunu bir "talihsizlik" olarak görmeye alıştırdılar "tok insanları"; bu sayede, açlar çoğunluktayken toklar seyrediyor on yıllardır. Ve açlar da, kâh sadakadan başka bir anlam taşımayan sözüm ona yardımlarla, kâh baskıyla ve zulümle kontrol altında tutuluyorlar.
Şimdi durum değişmeye başladı. Tahıl fiyatlarında dünya çapında yaşanan hızlı artış, bir tsunami gibi çarpıyor aç ve yarı aç insanlara; kıt kanaat geçinenlerde de korku ve paniğe yol açıyor. Son bir yıl içinde tüm dünyada tahıl fiyatları yüzde 80 civarında arttı; sadece son iki ayda pirinç fiyatları yüzde 50 oranında pahalandı. Bunun, dünyanın yoksulları için ne anlama geldiğini görmek için sadece şu rakamlara bakmak yeter: Gelişmiş Batı ülkelerinde bir ailenin gıda harcamaları için ayırmak zorunda olduğu para, bütçesinin yüzde 10-15'i kadarken, yoksul ülkelerde bu oran yüzde 80-90'! buluyor. Bu durumda olan ülkelerin toplam nüfusunun 5 milyara yaklaştığını da unutmayalım. Gıda fiyatlarındaki artış, açlıktan ölme tehdidini çok somut, çok yakıcı bir biçimde hissettiriyor bu insanlara.
Bütün bu felaketlerin temelinde, ölümcül neoliberal politikaların yattığını yıllardır anlatmaya çalışıyor sol duyu ve vicdan sahibi insanlar. Açlığın, bazı "parlakekonomistler" tarafından iddia ettiği gibi konjonktürel değil, yapısal bir sorun olduğu şimdi daha geniş çevrelerde kabul görüyor.
BM'ye üye 192 ülkeden 122'sinin toplam dış borcu 2 trilyon doların üstünde. Bu borçların faizleriyle birlikte ödenmesini sağlama görevi IMF'ye verilmiş. IMF, bu görevini yerine getirmek için, "yapısal uyum programları" dayatıyor borçlu ülkelere. Bu programlara göre, borçlu ülkeler şeker kamışı, kahve, kakao gibi ihraç edebilecekleri ürünler yetiştirmek zorundalar, ki döviz elde etsinler ve böylece borçlarını ödeyebilsinler. Sonuçta ekilebilir alanlar ve tarımsal işgücü, bu ülkelerdeki insanların temel ihtiyaçlarını karşılamaya tahsis edilmiyor. Bunları karşılamanın tek yolu kalıyor: Zengin ülkelerden ithal etmek. Uluslararası piyasada fiyatlar böyle ani ve hızlı artınca da, ithalat yapılamıyor, kıtlık başlıyor, açlık başlıyor. Bunun kuraklık gibi geçici faktörlerle değil, sistemin işleyişiyle ilgili olduğunu anlamak için ekonomist olmaya da gerek yok.
Bir de, tarımsal ürünlerden enerji, yani bi-yoyakıt elde etmek diye bilinen uygulama, bu son kıtlığın nedenleri arasında özellikle öne çıkıyor. Bu uygulama, yoksulların beslenmesi bakımından hayatî önem taşıyan pirinç, soya fasulyesi, mısır, keten tohumu gibi ürünleri kapsıyor. Ayrıca hayvancılıkta yem olarak kullanılan milyonlarca ton tahıl da bu projeye akıyor. Sadece ABD'de geçen yıl 138 milyon ton mısır kullanılmış; AB'yi oluşturan 27 ülkede 2020 yılına kadar enerji ihtiyacının en az yüzde ıo'nun tarımsal ürünlerden karşılanması planlanıyor.
Biyoyakıt projesi; dünyanın efendileri tarafından "temiz enerji", "çevre dostu yakıt" gibi sloganlarla küresel iklim felaketine karşı bir çare olarak sunuluyor. Dünyada üretilen tüm enerjinin çok büyük bir kısmını tüketen zengin ülkeler, hangi kaynaktan olursa olsun üretilecek yeni enerjileri de tüketmek üzerine kurulu bir sosyal ve ekonomik düzene sahipler. Büyük insanlık karşısında küçük bir azınlığı oluşturan bu efendiler, sadece kendilerini rahatlatacak bir projeyi de bütün insanlığın yararına diye pazarlamak istiyorlar. Üstelik iklim felaketini yaratan da yine onların kurulu düzeni. Böyle bakınca, biyoyakıt projesinin, gerçekte insanlığa karşı bir suçtan, yoksullara yönelik bir kıyım planından başka hiçbir anlam taşımadığı kolayca görülebilir.
Açlık çoğunluktadır! Sorun konjonktürel değildir; çözüm de konjonktürel olamaz. Mesela, Dünya Bankası Başkanı'nın, geçtiğimiz günlerde yaptığı, bütün ülkelerin hükümetlerinin, 1 Mayıs'a kadar 500 milyon dolar acil yardım hazırlamaları çağrısı kesinlikle bir işe yaramaz. Dünya Bankası'nm yardım çağrıları da, IMF'nin aynı bağlamdaki panik reçeteleri de, sadece geçici bir pansuman olabilir, ki o bile çok şüpheli. Sadaka politikalarından, insan onuruna yaraşır bir düzen çıkamaz; ne ulusal düzlemde ne uluslararası çerçevede. Bunların uzun vadeli etkisi ise, yoksulluğu kalıcı hale getirmekten başka bir şey olamaz.
Dünya Bankası yetkililerine göre, fiyat artışları böyle devam eder ve buna karşı acil bir önlem alınmazsa, önümüzdeki haftalarda en az 33 ülkede "yoğun toplumsal huzursuzluklar" yaşanabilir. IMF de, aynı yönde alarm sinyalleri gönderiyor. Evet, bu daha sadece bir başlangıç. Ayaklanmalar, örgütlü ve planlı hareketlerin bir sonucu da değil, çoğu kendiliğinden. Ama "açlık ordusu" bir kere harekete geçti mi, nerede duracağını kimse kestiremez. Şimdi Nazım Hikmet'in "Açlık Ordusu Yürüyor" şiirini hatırlamanın ve hatırlatmanın tam zamanıdır; üstelik 1 Mayıs da yaklaşıyor:
Açlık ordusu yürüyor / yürüyor ekmeğe doymak için / ete doymak için / kitaba doymak için / hürriyete doymak için.
Yürüyor köprüler geçerek kıldan ince kılıçtan keskin / yürüyor demir kapıları yırtıp kale / duvarlarını yıkarak / yürüyor ayaklan kan içinde.
Açlık ordusu yürüyor / adımları gök gürültüsü / türküleri ateşten / bayrağında umut /umutların umudu bayrağında.
Ve Turgut Uyar'ın, bu yazıya başlığını veren şiiriyle bitirelim:
artık her şeyi yaşadık / ve birlikte düşündük / ve düşündük ki her şey cehennem / bir bakışta/ ve cehennem / başarılmamış bir savaştır / dünyanın ortasında kullanılmamış bir su / cehennem, insanin kendi ciğeri / at sırtında taşınan ölü / kundağa girmeyen bebe / karanlıklarda açan çiçeklerin / bir insanin ölümüne dönüşü / bir insan ölümü olmaya / çünkü açlık çoğunluktadır
- işte o zaman diyorum ki - / gelişin şen olsun senin / her şey esirgesin seni / çünkü açlık çoğunluktadır / ve ezecektir gücüyle dünyayı / - ikimize bir aşk elbette yetmez / türlü şeylerin savunulduğu - / diriliğe eşitliğe tokluğa/ artık ayıp olan tokluğa/ çünkü açlık çoğunluktadır / Açlık.


