Adalı bir aziz
Ağırlık, bıkkınlık, bungunluk, bunaltı, gam, hafakan, karabasan, kasavet, melal, meşakkat, mihnet, sıkıntı, usanç...
Ağırlık, bıkkınlık, bungunluk, bunaltı, gam, hafakan, karabasan, kasavet, melal, meşakkat, mihnet, sıkıntı, usanç... hepsi, bir kelime!
Kalkıp, Sait Faik'e gitmenin vakti geldi demek ki. İlk ve en eski baskıların rutubetli çıtırtısına sığınıyorum bugün.
Çocukluğundan beri haritaya ne zaman baksa, gözü bir ada aradı.
Prens Adaları'nda ve hele Burgaz'da, geceye 'Kalinihkta'sız (iyi geceler) başlayıp, 'Kali-nihkta'sız bitirmek mümkün müdür artık?
Anasını, köpeği Arap'ı, kahramanı Pan-co'yu özledi en çok.
Özleyişi artmış mıdır?
En çok onları sevdiği de söylenebilir.
Anası olmasa n'apardı?
Köpeği Arap, en ünlü fotoğrafına eşlik etmiştir.
Panco'ya gelince...
Öyle Bir Hikâye'nin Panco'su kabahatlidir; geceyarıları sokağa vurması ondandır Sait Fa-ik'in... Yalnızlığın Yarattığı İnsan, 'Panco, Pan-co' diye seslenir durur. Arayış, Alemdağ'da sürer. Panco'nun Rüyası da zengindir... 'Panco, eşek Panco! Tembel Panco!'
İkizi midir Sait Faik'in?..
Kimleri yazdıysa mutlak sevmiştir Sait Faik.
Hidayet'i cebinde taşımış. Ermeni balıkçıyla topal martı arasında ayrım gözetmemiştir.
İhmalkâr saçlı Gülseren Hanım, aslı Rıza olan Mösyö Jül'e saçlarını taratırken, dünyanın en güzel arsız gülümsemesiyle dalmıştır aynanın içine.
Kokmuş manifaturacının ayağına fırça sallayan boyacı çocuğun kaşlarına, bileklerine, ellerine bakıp neler geçirmiştir içinden? Kesin olan, hiçbir zaman o çocukları 'satmaya-cağı'dır.
Saat, böyle zamanlarda Sevişme Vakti'ni gösterir.
Binlerce genç kızın defterinde; umutlu ses tonlarında; kart televizyon programlarında, bir yaşama sevinci çığlığı olarak yankılanan cümle onundur: 'Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey.'
Biz, Alemdağ'da Var Bir Yılan hikâyesine dönüp, işin aslına bakalım.
'Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey, bir in-sanı sevmekle bitiyor.'
Hiçbir devlet adamını, başyazarı sevmemiş, oyunculardan nefret etmiş, şarkıcıları, özellikle Celal Şahin'i korkunç bulmuştur Sait Faik.
Sevgiyi ve sövgüyü böylesine örtüştürmüş kaç kişi vardır? Yakın çağların en ağzı bozuk Aziz'i sayılsa yeridir. Tabii, Can Yücel'in de hakkını yememek gerekir bu noktada.
Kütüphanesinde fazla kitap, cebinde fazla para olmamıştır hiçbir zaman. Kütüphanesi, sadece sevdiği kitapları barındırdığı için mü-tevazıdır. Medarı Maişet Motoru'nu döndürmek gibi bir derdi olmamıştır pek. Anası sayesinde... Hafif eli sıkılığı da, bu marjı koruma endişesinden kaynaklansa gerekir.
Hiç değilse bir Nahiye Müdürü kadar para kazanması gerektiğini düşünmüş, bunu kazanamayan yazarlara şoförlük, potin boyacılığı, balina satıcılığı gibi işler önermiştir.
'30 kuruş birinci kalite sigara, üç kahve 25'den 75 kuruş, iki öğün yemek 4 lira, giyim kuşam babadan ve anadan... Gene de yılın altı ayı sigarasız ve kahvesiz kalmak isteyen yazsın.'
Rakamları günümüze taşıyın: Yaşasın edebiyat!
Yazı yazmayı iş saydığı için başka iş yapmamaya karar verenlere, gene anaları babaları koltuk çıkıyor mu bilemem ama, Hayırsız civarında serseri bir ayıbalığı dolaşmıyor artık.
Üç kere caydıktan sonra satın aldığı yeşil trençkotu giymeye zaman bulamadı Sait Faik.
Dondurmayı yemesini bilmese de seyretmesini bilirdi.
Duyduğu, sevdiği, yaşadığı şeyleri yazdı.
Hiçbir yazısını beğenmediğini, hepsinin birer hazırlık olduğunu söylemiştir.
'Bize bir masa ayır Yanakimu' dediğinde, bütün meyhane masalarında ikişer kişilik yer boşalır mı; Aleksandra'sıyla onun için?
Ve belki o zaman...
'O zaman kimse şairlerle alay etmeyecek... Deli doktorlarına şair havale etmeyecek... Bu belki de şairleri doktorlara göstermeyi layık bulan son nesildir. İnkiraz bulacaktır. Merak etmeyin!'
Merak ediyoruz! Azizim, fena halde merak ediyoruz...


