Adım
Uzaklardan yürüyerek gelen kişi, bir adım mesafede durup konuştu: “Cömert bir adam olduğunu duydum”
“Nereden duydun? Sen kimsin? Sana ne?” gibi soruları içimden sorup, karşılık verdim: “Cömertlik cimrilik filan tartısı zor şeyler. Kumsal denize kum verdiği için cömert sayılmaz ama gün ışığını verdiği için cömert sayılmalı, çünkü ışık günün her şeyi. Bir de beşer en çok bu işte şaşar. Herkes kendini cömert sayar en cimriler bile. Doğarken bir soluk aldım, ölürken bir soluk verip hesabı kapatacağım. Aldığım kadarını vereceksem bu beni cömert yapar mı?”
“Yapar yapar... Bırak şimdi sahte tevazuyu, bu da en az fazla kibarlık kadar kabadır. Seni tanımıyorum ama seni tanıyıp tanımlayanları tanıyorum. Cömert olduğunu biliyorum. Neden böylesin? Öğrenmek istediğim bu...”
“Cömertim çünkü zayıfım ve korkağım. Bu dünyada yaşamama “iyi olursam” izin verilebileceğini düşünüyorum. İyi bilinmek ve onaylanmak için cömert davranıyorum. Sadece cesur insanlar kötü olabilir. Kötülük yapabilecek kadar cesur olsaydım, cömert de olmazdım.”
“Bana aklını verir misin mesela?”
“Elbette veririm, istediğin buysa. Bugüne kadar çok kişiye akıl verdim, sana da veririm.”
***
Kişi gülümsedi ve itiraz etti: “Yanlış anladın. Senden akıl istemiyorum, aklını istiyorum. Hepsini de değil, yarısı yeter. Bana aklının yarısını verir misin?”
Nasıl karşılık vereceğimi bilemediğim için ben de gülümsedim: “Nasıl yani? Böyle bir şey mümkün mü? Vereceğim dememle verilebiliyor mu? Ayrıca sana aklımın yarısını verirsem bana ne kalır? Zaten çok akıllı sayılmam, yarısı giderse büsbütün akılsız bir mahluka dönerim.”
Kişi ayağa kalktı ve “Demek söylendiği kadar cömert değilsin. İyisi mi git biraz dolaş, belki bir gün bana istediğimden fazlasını verecek hale gelirsin” dedi ve geldiği yöne doğru gitti. Neydi bu? Ben ne yaşamıştım? Böyle gizemli görünen insanlar gerçekte yayık ağızlı sinsiler olur. Şimdi eminim ki, her gittiği yerde benim aslında anlatıldığı kadar (hatta gibi) cömert olmadığımı söyleyecek. Şu dünyada cömertliğimden başka hiçbir meziyetim yok, bunu da elimden alacak.
Dolaşmaya çıktım. Biri dedi ki, “Ceketin ne güzel, nereden aldın?” Ceketi çıkarıp ona verdim. Bir başkası ayakkabılarımı beğendi, bir diğeri gömleğimi. Ferrari’mi satıp üstüne de kitap yazmadım, meraklı ilk fakire anahtarını verdim.
Bir kadın “Gözlerin ne güzel” dedi, ikisini de çıkarıp avucuna koydum. Bacaksızın birine bacaklarımı, ahtapotun birine kollarımı verdim. Bir başkası için kalbimi söküp atacaktım ki itiraz etti. Bunun için önce kanımı vermem gerekliymiş, bu iş de biraz uzun sürermiş. İğneleri batırdılar ve otuz yıl boyunca kanımı emdiler. Kansız olduktan sonra kalpsiz de oldum. Her şeyim gitti, geriye sadece bir zamanlar yarısını vermeye kıyamadığım aklım kaldı.
***
Kişi bir gün tekrar geldi, yine yanıma oturdu. Gözüm kulağım yoktu ama onu görebiliyor ve duyabiliyordum. Dilim yoktu ama ona yanıt da verebildim.
“Yarım akılla mis gibi yaşayabilecekken beni reddettin. Bak şimdi ne hale geldin? Artık senden isteyeceğim bir şey de kalmadı.”
“Hayır” dedim. “Aklım var. Aklım hala var ve istersen sana tamamını verebilirim. Aklım olsa ilk anda verirdim ama o zamanlar akılsızdım, şimdi akıllandım. Al aklımı. Hepsi senin olsun.”
Kişinin yüzü karardı. Gülümseyişi ilk kez kayboldu.
“Senin aklını ne yapayım? Kimse senin aklınla ilgilenmiyor. Hem artık akıl para etmiyor. Aklın varsa sus ve yenilgiyi kabul et. Bu dünyaya vereceğin hiçbir şey kalmadı.”
İyi ki kalbim yok, olsaydı o anda kalp krizi geçirirdim, iyi ki gözlerim yok olsaydı hüngür hüngür ağlardım.
“Var” dedim. “Sana verebilecek bir şeyim var. En değerli varlığım. Aklımdan daha değerli, bedenimden daha önemli. Sana onu versem kabul eder misin?”
Kişi ilgilenir gibi oldu. “Neyin var? Söyle, senden geriye ne kaldı?”
“Adım” dedim... “Al adım senin olsun. Onla ne istersen yap. İster dünyadan sil, ister üstüne işe. Bir adım kaldı, durma.”
Kişi adımı aldı. Beni oracıkta bıraktı gitti. İçimi bir huzur kapladı.
Vakti gelince bir Fatiha da adını bilmedikleriniz için okuyun dostlar. Sorulmasa da “iyi bilirdik” deyin. Hiç olmazsa bir ‘like’ atın. Çünkü onlar hesabı kapatmış şanslı kullardır.


