Google Play Store
App Store
AfD’yi yasaklamak mümkün mü? Faşizm nerede başlar?
Fotoğraf: Eren Mahir

Semra PELEK

Anayasa Koruma Teşkilatı, AfD partisini “kesin olarak aşırı sağcı” ilan etti. Bin sayfayı aşan gizli istihbarat raporu basına sızdı. AfD yürütmeyi durdurmak için başvurdu. Peki, içinde Nazizim yanlılarının olduğu AfD yasaklanabilir mi? Siyasetçiler temkinli, anayasa yorumları farklı

Almanya’nın iç istihbarat kurumu Federal Anayasa Koruma Teşkilatı’nın (BfV), 2 Mayıs’ta yaptığı açıklamayla Almanya İçin Alternatif (AfD) partisini, “insan onurunu hiçe sayan, aşırılıkçı nitelikteki yapısından dolayı” “kesin aşırı sağcı bir oluşum” olarak sınıflandırdığını duyurması, parti yasakları tartışmalarını beraberinde getirdi. Peki, çoğulcu demokrasiye dayanan, anayasal hukuk devletinde - içinde Nazizim yanlıları olsa bile - bir parti yasaklanabilir mi?

RADİKALLEŞMENİN KANITI MI?

Kararın dayandığı 1117 sayfalık kapsamlı istihbarat raporu geçen hafta medyaya sızdı. Rapor, partideki radikalleşmenin boyutlarını detaylı şekilde ortaya koyuyor ve uzmanlara göre önceki değerlendirmelerin ötesine geçerek şüphelere değil, somut kanıtlara dayanıyor.

Federal ve eyalet düzeyinde görev yapan 353 AfD’li siyasetçinin beyanlarının analiz edildiği rapor, partinin Alman halkı tanımında “etnik-soy temelli” bir yaklaşımı benimsediğini vurguluyor. Raporun ilk 140 sayfası bu konuya ayrılmış. AfD'nin, “yerli Almanlar” ile “pasaportla Alman olanlar” arasında ayrım yaptığı; “bu anlayışın insan onuru ve anayasal vatandaşlık ilkesiyle çeliştiği” belirtiliyor. AfD’li milletvekili Christina Baum’un “soya dayalı oy hakkı” talebi ve Yeşiller’in göç politikalarını “sinsi bir soykırım” olarak nitelendirmesi, bu anlayışın örnekleri arasında gösteriliyor.

Rapor, AfD’nin göç olgusunu sıkça “istila”, “yabancılaşma” ya da “Arap-Müslüman fetih” gibi kavramlarla tarif ettiğini ortaya koyuyor. En dikkat çekici unsurlardan biri, partinin sıkça dile getirdiği ve bilimsel temeli olmayan “Büyük Değişim” (Großer Austausch) adlı komplo teorisine ayrılan 70 sayfa. Rapor, bu tür kavramların etnokültürel bir halk anlayışına dayandığını ve anayasal düzenle bağdaşmadığını vurguluyor.

Rapor sadece ırk temelli söylemlerle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda AfD’nin demokrasiye ve hukuk devletine yönelik tehditlerini de ortaya koyuyor. Parti içinden bazı isimlerin şiddeti meşru bir siyasi araç olarak gördüğü belirtiliyor. Raporda, AfD’li siyasetçi Anne Cyron’un şu sözleri özellikle dikkat çekiyor: “Seçimler bir şeyi değiştirseydi, çoktan yasaklanmış olurlardı. [...] Bu işten bir iç savaş olmadan çıkamayacağımızı düşünüyorum.” Thüringen Eyaleti AfD Başkanı Björn Höcke’nin 2024 seçim kampanyası sırasında söylediği, “Kartel partileri kendilerine yeni bir halk yaratıyor. Dostlarım, bunu engellemeliyiz, yoksa bu demokrasiyi kaybederiz” sözleri de bu bağlamda örnek gösterilen beyanlar arasında.

Peki, sadece bu rapor temel alınarak AfD yasaklanabilir mi? Almanya’da basına yansıyan anketlere göre kamuoyunun büyük bölümü, AfD’nin yasaklanmasına yönelik bir davayı destekliyor. Ancak federal düzeydeki siyasi partiler bu konuda temkinli davranıyor. Örneğin Eski Başbakan Olaf Scholz (SPD), hızlı bir yasaklama sürecine karşı çıktı; iktidardaki CDU/CSU da ihtiyatlı bir tutum sergilerken, Yeşiller, bu sınıflandırmayı “önemli bir yapıtaşı” olarak nitelendirdi. Sadece Sol Parti (Die Linke), böyle bir süreci başlatmak için “elinden geleni yapacağını” açıkladı.

Hukukçular ikiye bölünmüş durumda. Kimileri belgelerin parti yasaklamak için yeterli olmadığını, kimileri ise partinin anayasal düzeni ortadan kaldırmayı hedeflediğinin açıkça ortaya konduğunu savunuyor.

Tartışmaların odağında, Almanya Anayasası’nın 21. maddesinin 2. fıkrası var. Bu fıkra, bir siyasi partinin yasaklanabilmesi için, demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik eylemlerinin “aktif olarak kanıtlanmasını” şart koşuyor. Yani özetle aşırı sağcı olmak tek başına bu şartı sağlamıyor; partinin somut faaliyetlerle bu düzeni tehdit ettiğinin gösterilmesi gerekiyor. Bir parti yasağı için, mahkeme önünde kapsamlı ve somut kanıtlar sunulması şart.

Mevcut durumda AfD’ye ilişkin binlerce sayfalık belge, istihbarat raporları ve özellikle partinin anayasal düzene karşı eylemleriyle ilgili tespitler mevcut. Buna rağmen, bazı hukukçular bu belgelerin henüz kesin ve doğrudan bir yasağa yol açacak güçte olmadığını savunuyor. Partinin “kesin olarak aşırı sağcı” şeklinde sınıflandırılması, doğrudan bir yasak için yeterli değil; yalnızca istihbarat araçlarının daha kolay kullanılabilmesini mümkün kılıyor.

Karşıt görüşteki hukukçular ise bu raporların bir yasağı destekleyecek kadar güçlü olduğunu ve sürecin artık geciktirilmemesi gerektiğini belirtiyor. Onlara göre, partinin yalnızca radikalleştiği değil, aynı zamanda anayasal düzeni ortadan kaldırma yönünde sistematik bir çaba içinde olduğu artık açıkça belgelenmiş durumda.

Geçmişte yaşanan deneyimler ise bu tür davaların yüksek yasal engellere takıldığını gösteriyor. 2017 yılında aşırı sağcı NPD’ye karşı açılan davada, partinin anayasa düşmanı olduğu kabul edilmesine rağmen, “potansiyelinin yetersiz olduğu” gerekçesiyle kapatma talebi reddedilmişti. AfD ise kamuoyundaki desteği ve seçim başarılarıyla bu açıdan farklı bir konumda.

AfD’nin kamuoyundaki desteği ve seçim başarıları göz önüne alındığında, süreci sadece hukuki değil siyasi ve stratejik bir mesele olarak da ele almak gerekiyor.  Kimileri yasaklama davasının AfD’ye mağduriyet söylemi üzerinden destek kazandırmasından çekiniyor. Uzmanlar, AfD’nin daha da güçlenmesi halinde, demokrasiye yönelik tehdidin büyüyeceği ve bu tehditle başa çıkmanın daha da zorlaşacağını dile getiriyor.

Sonuç olarak, Anayasa'nın 21. maddesinin 2. fıkrası temelinde bir AfD yasağı hukuken mümkün. Ancak, parti yasaklamak için somut kanıta dayanan kapsamlı belgelere, dikkatli bir hazırlığa ve belki de daha önemlisi anayasal hukuk devletinde faşizmin nerede başladığına dair daha belirgin sınırlar çizmeye ihtiyaç var.