Erdoğan’ın danışmanı Aktay soğan fiyatını emsal göstererek pahalılıktan şikâyet edenleri Musa’ya “kapris” yapan Yahudilere benzetti. Söylediğine göre biz gafil muhalifler “Firavuna kölelik ettiğimiz geçmiş günlere” özlem duyan, “özgürlüğünün” kıymetini bilmeyen, “kişiliksizlermişiz”. Yani Erdoğan gökten bıldırcın eti yağdırıyormuş da biz nankörler “hani bunun soğanı, sarımsağı, mercimeği nerede” diyormuşuz. Ha bir de “Türkiye’de soğan değil, vicdan, izan ve ahlâk kıtlığı” varmış.

Bakın bu sonuncuya katılıyorum: Zira bunların her biri, yani hem soğan hem de “vicdan kıtlığı” bir süpermarkette var. Mesela İzmit’te bir çalışanının kendini asarak intihar ettiği gün bile kârından caymayan, kepenk kapatmayıp diğer işçilerini zorla işe koşan o malum süpermarkette var. Soğanın kilosu 30 lira, mercimeğin 37 lira, sarımsağın da 40 lira. Vicdan “stokta bulunmuyor”, izansızlık bedava, ahlak soran müşterileri de üzerine para verip geri yolluyorlar.

***

Devlet Bahçeli gibilerin garip aritmetiği haricinde, alım gücü ve ücretleri göz önüne alarak yapılan her akli muhasebede Türkiye’de gıdanın pahalı olduğu sonucuna varılıyor. Fakat iktidar mümessilleri tarafından bunu dile getirmek “sansasyon”, bundan şikâyet etmek “nankörlük” sayılıyor. İnsanların yoksulluktan kendilerini yakmaya kalkışmasının “haber değeri” taşımadığı bir ülkede, televizyonlarda halka silahlar izletilerek atılan yalanlar, dinciliğin ve milliyetçiliğin en şoven, en akıl dışı, en adi propagandasıyla eşgüdümlü sunuluyor. Yine sanki üzerimizde uluslararası bir oyun oynanıyor ve Erdoğan’ın iktidarda kalması bir “beka” meselesi gibi lanse ediliyor. İşte Aktay gibi saray aparatları da bugünlerde canhıraş bir şekilde bu “akıl dışılığa” eşlik etmemizi, kurdukları “zaman dışı” anlatıya tabi olmamızı istiyor, neredeyse mitolojik bir itaat talep ediyorlar.

Buna göre Erdoğan asasını yere vurup bereket fışkırtacak, Kızıldeniz’i ikiye yarmaktan Tur Dağı’nı havalandırmaya kadar pek çok mucizesiyle ulvi bir “dünya lideri” olarak hepimize rehberlik edecek. Ülkemizi yirmi yıldır ulaştıramadığı o “muasır medeniyetler seviyesine” yirmi dakikada ulaştıracak ama biz, ah biz nankör Yahudiler azıcık hayat pahalılığı görünce onun “yolundan” sapıyoruz! Üstelik bir de şu günlerde gizli gizli “soğan imha törenleri” tertipliyormuşuz. Oysaki “porsiyonları küçültmemiz”, kanaat etmemiz, onun inayetine sığınmamız lazım değil mi?

İşin aslı iktidar mümessillerinin elinde bu anlatıdan gayrı hiçbir şey kalmadı. Başa çıkamadıkları gerçeklikten azade bir yerde, insanları “zaman dışına” çekerek orada kandırma telaşesinden başka bir şey değil yaptıkları. AKP iktidarından evvel giyecek donumuz yoktu martavalına tutunmuşlar, kendilerine kanmayanlardan da nankörlükten hıyanete kadar hiçbir bühtanı esirgemiyorlar. Bu akıl dışı anlatının tek akli referansı ise yarattıkları “bellek deliği”. Bu sayede yirmi yıldır süren teknolojik gelişimin olağan sonucu olarak ortaya çıkan her şeyi sanki AKP’nin ihsanı imiş gibi sunuyorlar. (Yani aynı mantıkla düşünerek Ecevit’ten önce CD çalar bile yoktu, Mesut Yılmaz’dan önce cep telefonu bile yoktu diyerekten uzunca bir liste çıkarılabilir.) Üretiminde hiçbir katkılarının olmadığı yetmez gibi ithal etmekte bile geciktikleri teknik olanakların çıktılarıyla sanki tüm bunların mucidi imiş gibi övünen bir riyakârlık söz konusu anlayacağınız.

***

Son günlerde dikkat edilesi olan şey ise bu aparatların artık bu söylenceyi fevkalade “tepeden” tavırlarla savunmaya başlaması. Hani eskiden Erdoğan bir pot kırıp ortalığı dağıtınca, Aktay gibi “entel” şövalyeleri “aslında şöyle demek istedi” cinsinden rasyonel izahatlar vererek peşini toplarlardı. Fakat artık en az Erdoğan kadar “halkı azarlayacak” pozlara giriyor, en az Erdoğan kadar “yukarıdan dinciliğe” bel bağlıyorlar. Deveye bindikten beri gizlenecek çalı bulamadıklarından mıdır nedir, salt din tacirliğinden medet umuyor, sırf imtiyazlarını muhafaza etmek için Türkiye’de yaşayan tüm insanları, en başta da dindarları aptal yerine koyuyorlar.

Tam da bu “yukarıdan dincilikleri” nedeniyle artık dindarlardan da uzaklaşıyor, söylemden söylenceye düşen kalkınma anlatılarını bile kendi elleriyle baltalıyorlar. İşte Aktay’ın soğan fiyatlarını gündeme getiren biz “nankör Yahudileri” hedef alan mitolojik göndermesi de bunun güzide bir örneği. Ne diyelim? Bir buzağı heykeli yapıp tapası geliyor insanın…