Google Play Store
App Store

Osmanlı İmparatorluğunda taşraya doktor gönderme ilk olarak 1871 yılında Memleket Tabipliği ile başlar, 1913’te Hükümet Tabipliği ile devam eder. Cumhuriyet döneminde, 1961 yılında çıkarılan Sağlıkta Sosyalleştirme Yasası uygulamasıyla da sağlık ocakları kurulur.

Sağcı iktidarlar adı sosyalizmi çağrıştıran sosyalizasyonu baştan itibaren benimsemediler. Sağlık ocaklarını hep bir yük olarak gördüler, destek vermek bir yana sürekli ihmale uğrattılar, kaderlerine terk ettiler.

Sosyalizasyona öldürücü darbeyi vuran ise AKP oldu. Sağlık ocakları tasfiye edilip Aile Hekimliği Modeline geçildi.

Aslında hekimler bu geçişi önlemek için yıllarca TTB ve SES’in öncülüğünde bedeller ödeyerek mücadele ettiler ama, zor oyunu bozar, sonunda çoğu geçmek zorunda kaldı.

Peşinden önce illerde aile hekimi dernekleri, sonra da Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu, AHEF kuruldu.

Normalde siyasi iktidara karşı aile hekimlerinin haklarını savunması gereken bu Federasyon baştan beri tam tersi bir yol izledi. Daha baştan vizyonunu AKP’nin aile hekimliği modelini “dünyada birinci basamak sağlık hizmeti olarak model alınan bir noktaya getirmek” diye belirledi. Her zaman iktidarın paydaşı olarak davrandı.

Aile hekimlerinin isyanlarını bastırmak için itiraz eder gibi yaptığı zaman da bu yaşananların müsebbibi Saray, AKP değilmiş de, en fazlası Saray’ın atadığı Sağlık Bakanı imiş, iktidarın hiç sorumluluğu yokmuş gibi yaptı.

∗∗∗

Dört günlük Aile Hekimliği Kongresi için 1.300 Euro konaklama + 230 Euro havalimanı transfer parası toplayan, bir yandan da aile hekimlerine tansiyon aleti, EKG cihazı pazarlayan bu zevat bir de AHEF Akademi diye bir yapı kurmuş, aile hekimlerine sözde eğitim veriyorlar.

İnternet üzerinden yaptıkları bu eğitimlerden birinde geçenlerde demans konusunu ele almışlar. Konuşmacı olarak da bir nöroloji profesörünü davet etmişler.

Buraya kadar normal. Yalnız sonra garip bir şey olmuş. Onu da sosyal medyada paylaşılan bir videodan öğreniyoruz.

Bu sözde eğitimde nöroloji profesörünün yanında bir de bir diş hekimi varmış. Diş hekiminin demansla ne alakası var, demeyin. Meğerse bu zat yirmi beş yıldır Amerika’da fitoterapiyle, bitkisel tedaviyle uğraşıyormuş. Son dört yıldır da dünyanın dört bir yanındaki bilim insanlarının on yıllardır çalışıp da başaramadıkları, bırakın tedavi etmeyi, ilerlemesini bile durduramadıkları demans ve Alzheimer vakalarına yoğunlaşmış.

Bu yoğunlaşmasının meyvesini de almış. Kendi ifadesiyle “tamamen bitkisel ekstreler ve bitkisel kökenli kimyasalları bir araya getirerek, başta Demans ve Alzheimere karşı tedaviye destek sağlayan ve genelde tüm beyin fonksiyonları için faydalı bitkisel ekstrelerden oluşan mükemmel bir gıda desteği” ürün geliştirmiş.

∗∗∗

Patentini aldığı ürün Bakanlık tarafından da onaylanmış. Hangi Bakanlık mı? Tabii ki Sağlık Bakanlığı değil. Tarım ve Orman Bakanlığı. Bu tür ürünler zaten patates gibi tarlada yetişip mantar gibi ormandan toplandıkları için hep oradan alırlar onaylarını!

Bu ürün ilaç değilmiş de Alzheimer hastalığının yanı sıra “11 yaş öncesi hariç, yaş sınırı olmaksızın, yoğun beyin faaliyetlerinizin söz konusu olduğu, üst seviyede beyin fonksiyonlarına ihtiyaç duyacağınız, yoğun sınav ve iş hayatı dönemleri gibi özel dönemlerinizde de, en büyük desteği sağlayacağınız bitkisel gıda takviyesi” imiş.

İlaç değilmiş ama beyindeki asetilkolin enziminin miktarını arttırıyormuş, asetilkolinesteraz enziminin aktivitesini baskılıyormuş, beyin dokularına daha fazla oksijen ve besin taşıyormuş, Alzheimer hastalığının işareti olan beyindeki plakların oluşumunu engelliyor ve var olanları da temizliyormuş. Daha neler neler!

Yani bu ürün ilaç değilmiş ama ilaçmış. Ya da ilaçmış ama ilaç değilmiş. Hangisini yutarsanız!

Mucidimiz, öyle her okuduğuna inanmayan müzmin muhalifler için, web sitesine üç adet de “ürün içeriği literatür” koymuş. Yalnız nedense bu üç sözde literatür de kendisine ait. Yani bozacının şahidi şıracı bile değil, bozacının kendisi imiş!

Bu harika ürünün bir aylık kullanımı için 19 bin 898 TL’cik ödeyerek bir koli almanız, bir de her kullanımdan önce şişeyi iyice çalkalamanız gerekiyormuş. Bakın burası önemli, yoksa paranız boşa gidebilir.

∗∗∗

Peki bu olayın AHEF’le ne ilgisi varmış?

Meğerse bunlar AHEF’le sistem kurmuşlar. Ürünü birlikte pazarlıyorlarmış. Bunun için de aile hekimlerine iki alternatif sunuyorlarmış.

Birinci alternatifte aile hekimi ürünü AHEF sisteminden yüzde 20 indirimli olarak 316 Eurodan alıp hastaya piyasa fiyatından, 395 Euroya satacakmış. Aradaki kutu başı 79 Euro farkı da Kapalıçarşı esnafına turist getiren hanutçu gibi cebine indirecekmiş.

“Hastasıyla direkt parasal alışverişi prensiben tercih etmeyen hekimler” için de ikinci alternatif varmış. Onlar ürünün pazarlandığı siteye kaydolup kupon kodu alarak hastaya vereceklermiş. Hasta da bu kupon kodu ile ürünü 395 Euro yerine yüzde 10 indirimle 355 Euroya alacakmış. Bu durumda prensip sahibi hanutçu kutu başına 50 Euro kazanacakmış. Bu ülkede her şeyin olduğu gibi prensip sahibi olmanın da bir bedeli var, tabii.

∗∗∗

Ben bu Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu isminin kısaltmasını neden olması gerektiği gibi, AHDF olarak değil de AHEF olarak kullanıyorlar, diye eskiden beri düşünüp dururdum. Herhalde bu şekilde, D yerine E kullanarak esnaf olduklarına dair subliminal mesaj vermek istiyorlar, derdim.

Meğer bunlar oraları çoktan aşmışlar.

Mübarekler hekim derneği değil bir güzel pazarlama şirketi olmuşlar.

AHEF Pazarlama!