Ahlak armut demektir Fikri Bey!
Fikri Akyüz üzülecek ama ahlak gerçekten de armut demek
Fikri Akyüz üzülecek ama ahlak gerçekten de armut demek; TDK’nın yayımladığı Derleme Sözlüğü’nde aynen böyle yazıyor, benim suçum yok. Ülkemizde bir de Din Kültürü derslerinin yanında süslü bir terim olarak durur ahlak. Bugüne dek işe yaradığını görmedim. Sadece ben değil, Schopenhauer de görmemiş baksanıza: “Ahlak felsefelerimizin ve ahlak sistemlerimizin, erdemli, yüce ve ermiş insanlar yaratacağını sanmak; estetik üzerine yazdığımız kitapların, şairler, heykeltıraşlar, ressamlar ve müzisyenler yaratacağını sanmak kadar saçmadır...”
Akyüz’ü andık; doğrusunu isterseniz hukukun bu büyük insanını geç keşfettim, böyle bir değerden bunca yıl uzak kaldığıma üzüldüm. Zira İthaki Yayınları polis tarafından basıldığı gün, “İthaki acaba İttihat ve Terakki’nin kısaltması mıdır” diye merak etmiş değişik bir zihin yapısından söz ediyoruz. Kolay iş değil! Fakat İthaki’yi bilmemek... Nasıl diyeyim; hiç mi Kemal Tahir’in yeni basımlarına denk gelmedi; hiç mi kitapçı gezmedi, hiç mi Aldous Huxley okumadı bu adam?
Belki Akyüz’ün şanlı mantığına göre Metis de aslında Metris’tir. Hatta İletişim; yayınevi bile değil, adres bilgisi falan gibi bir şey iletişim. Everest de dağdır zaten. Bir iki deneme daha yapalım: Shakespeare: Seks işlerinin ustası; Ulysses: Ulvi Tatlıses; Schopenhauer: Şofben!
Ahlak konusunda bir cümle daha etmek isterim. Misal, Feuerbach’ın (Bach’ın ağabeyi değil canım) 1841 yılında ettiği sözler konusunda ne düşünür Akyüz: “Ahlakın temeli ne zaman ilâhiyata dayandırılırsa; haklar ne zaman ilahi otoriteye bağımlı hâle getirilirse; en ahlâksızca, en adaletsiz, en kepaze şeyleri mazur gösterip yaygınlaştırmanın yolu açılmış demektir.” Ahlak, sadece ‘el’, ‘dil’, ‘bel’ üçgeninde; hatta eli ve dili hiç umursamadan milletinin karısının kızının k.çı başı düzeyinde, sadece ‘bel’ ölçütü üzerinden incelenebilir mi?
Sığ sağcı figürünün son yıllarda parlayan yıldızı Akyüz, Mehmet Metiner ve Rasim Ozan’dan bile daha üst noktalara oynayan; mürekkebi yeşile çalar, sevimli liberal soslara bulanmış bir ekran yüzüdür artık. Fakat ne yazık, delicesine savunduğu partisinden aday olarak bile gösterilmemiştir; AKP reisleri tarafından siyaseten zayıf bulundu herhalde. Yine de bundan sonra görevlerini, aksatmadan tartışma programlarında yerine getirecektir. Yandık yani! Hem beyaz gömlek üzerine beyaz kravat takıp Yalçın Küçük’ün karşısında bile üst perdeden tarih dersleri verecek denli bilgili bu liberal arkadaşa biraz yakından bakmak gerek.
Onu televizyonlarda, her yerde, her kanalda görebilirsiniz dikkat edin; Rasim Ozan’ın biraz olgunlaşmışı, abisi, sığ sağ ideolojinin hukuk müşaviri. Kürsümüze çatıp ahlak dersi verir. Öteki olamaz Akyüz, misal bir Sırrı Süreya gibi “Kürt sorunu çözülene kadar Kürdüm” diyemez, Kürtlerin sorunlarının da çözülmesini isteyecek kadar iyi bir Türk olduğunu ifade ederek zaten ‘onların aslında ne sorunu var ki’ noktasına getirir meseleyi. İyi Türk, kötü Türk vardır ona göre, hani abilerine göre de bir zamanlar en iyi Kürdün de ölü Kürt olduğunu unutmuştur.
Korkar Akyüz. Onun bildiği ahlak anlayışı korku üzerine bina edilmiştir. Bu yüzden “mesele çözülene kadar Kürdüm” diyen adama, “gay hakları sorulsaydı, bu iş çözülene kadar gay’im der miydi” diye şaka yapar. (Şaka demişim, pardon espri yapar. BKM’li büyük oyuncuların ebedi hocası Yılmaz Erdoğan’a birisi espri ile şakanın farkını anlatmalı artık.) “Hepimiz Ermeni’yiz” sloganı çıktığı vakit “Biz Ermeni Değiliz” diye pankart açan bıyıklı gençleri hatırlayın, meselelere onların bakabildiği kadar bakar. Ne yapalım, bu bir açı sorunudur.
Akyüz saygılıdır. Görmüştür kurs, almıştır amirlerinden terbiye! Twitter’da bile başbakanına ‘sayın’ diye hitap eder. Hatta öyle terbiyelidir ki; “ilişkiniz nasıl gidiyor” diye soran tıfıl muhabire küfür eden Ozan Güven’in görüntülerini “işte içki rezilliği, kusura bakmayın filtresiz ama yayımlıyorum” diye güncel göndermede de bulunarak takipçilerine iletir... Üstelik görevini yapan iyi bir Türk olarak içkinin rezillik olduğunu belirtip dinsel gönderme yapmayı ihmal etmez sağ olsun; sol olma şansı yoktur zaten.
Akyüz, Nazlı Ilıcak ile Mehmet Barlas’ın kasırgalara set olacak kadar güçlü yazarlar olduğuna inanır ki buna Kadir bile inanmaz! Demokrasiden AKP’yi, özgürlükten türbanı anlar, Mösyö Engin Ardıç yazılarını da bu yüzden pek sever. STV’deki ‘Kollama’ dizisinden fırlamış gibidir; televizyonunuz pal secam da olsa, ntsc de olsa Akyüz itici görünür. En iyi yaptığı şey bilgi karıştırmaktır, bir tür modern çarpıcı, sağ oluşun dayanılmaz hafifliği: “Nazilerinki Nazizm, faşizmle ne alakası var, faşizm İtalya’da vardı” diyebilecek tarih bilgisiyle sosyal devleti şu şekilde tanımlar: “Zengin üretir, fabrika kurar, bir sürü insan çalıştırır. İşte sosyal devlet budur...”
Bu tanım üzerine başka şey demeye gerek var mı? Bence yok. İyi pazarlar!
Akyüz’ü andık; doğrusunu isterseniz hukukun bu büyük insanını geç keşfettim, böyle bir değerden bunca yıl uzak kaldığıma üzüldüm. Zira İthaki Yayınları polis tarafından basıldığı gün, “İthaki acaba İttihat ve Terakki’nin kısaltması mıdır” diye merak etmiş değişik bir zihin yapısından söz ediyoruz. Kolay iş değil! Fakat İthaki’yi bilmemek... Nasıl diyeyim; hiç mi Kemal Tahir’in yeni basımlarına denk gelmedi; hiç mi kitapçı gezmedi, hiç mi Aldous Huxley okumadı bu adam?
Belki Akyüz’ün şanlı mantığına göre Metis de aslında Metris’tir. Hatta İletişim; yayınevi bile değil, adres bilgisi falan gibi bir şey iletişim. Everest de dağdır zaten. Bir iki deneme daha yapalım: Shakespeare: Seks işlerinin ustası; Ulysses: Ulvi Tatlıses; Schopenhauer: Şofben!
Ahlak konusunda bir cümle daha etmek isterim. Misal, Feuerbach’ın (Bach’ın ağabeyi değil canım) 1841 yılında ettiği sözler konusunda ne düşünür Akyüz: “Ahlakın temeli ne zaman ilâhiyata dayandırılırsa; haklar ne zaman ilahi otoriteye bağımlı hâle getirilirse; en ahlâksızca, en adaletsiz, en kepaze şeyleri mazur gösterip yaygınlaştırmanın yolu açılmış demektir.” Ahlak, sadece ‘el’, ‘dil’, ‘bel’ üçgeninde; hatta eli ve dili hiç umursamadan milletinin karısının kızının k.çı başı düzeyinde, sadece ‘bel’ ölçütü üzerinden incelenebilir mi?
Sığ sağcı figürünün son yıllarda parlayan yıldızı Akyüz, Mehmet Metiner ve Rasim Ozan’dan bile daha üst noktalara oynayan; mürekkebi yeşile çalar, sevimli liberal soslara bulanmış bir ekran yüzüdür artık. Fakat ne yazık, delicesine savunduğu partisinden aday olarak bile gösterilmemiştir; AKP reisleri tarafından siyaseten zayıf bulundu herhalde. Yine de bundan sonra görevlerini, aksatmadan tartışma programlarında yerine getirecektir. Yandık yani! Hem beyaz gömlek üzerine beyaz kravat takıp Yalçın Küçük’ün karşısında bile üst perdeden tarih dersleri verecek denli bilgili bu liberal arkadaşa biraz yakından bakmak gerek.
Onu televizyonlarda, her yerde, her kanalda görebilirsiniz dikkat edin; Rasim Ozan’ın biraz olgunlaşmışı, abisi, sığ sağ ideolojinin hukuk müşaviri. Kürsümüze çatıp ahlak dersi verir. Öteki olamaz Akyüz, misal bir Sırrı Süreya gibi “Kürt sorunu çözülene kadar Kürdüm” diyemez, Kürtlerin sorunlarının da çözülmesini isteyecek kadar iyi bir Türk olduğunu ifade ederek zaten ‘onların aslında ne sorunu var ki’ noktasına getirir meseleyi. İyi Türk, kötü Türk vardır ona göre, hani abilerine göre de bir zamanlar en iyi Kürdün de ölü Kürt olduğunu unutmuştur.
Korkar Akyüz. Onun bildiği ahlak anlayışı korku üzerine bina edilmiştir. Bu yüzden “mesele çözülene kadar Kürdüm” diyen adama, “gay hakları sorulsaydı, bu iş çözülene kadar gay’im der miydi” diye şaka yapar. (Şaka demişim, pardon espri yapar. BKM’li büyük oyuncuların ebedi hocası Yılmaz Erdoğan’a birisi espri ile şakanın farkını anlatmalı artık.) “Hepimiz Ermeni’yiz” sloganı çıktığı vakit “Biz Ermeni Değiliz” diye pankart açan bıyıklı gençleri hatırlayın, meselelere onların bakabildiği kadar bakar. Ne yapalım, bu bir açı sorunudur.
Akyüz saygılıdır. Görmüştür kurs, almıştır amirlerinden terbiye! Twitter’da bile başbakanına ‘sayın’ diye hitap eder. Hatta öyle terbiyelidir ki; “ilişkiniz nasıl gidiyor” diye soran tıfıl muhabire küfür eden Ozan Güven’in görüntülerini “işte içki rezilliği, kusura bakmayın filtresiz ama yayımlıyorum” diye güncel göndermede de bulunarak takipçilerine iletir... Üstelik görevini yapan iyi bir Türk olarak içkinin rezillik olduğunu belirtip dinsel gönderme yapmayı ihmal etmez sağ olsun; sol olma şansı yoktur zaten.
Akyüz, Nazlı Ilıcak ile Mehmet Barlas’ın kasırgalara set olacak kadar güçlü yazarlar olduğuna inanır ki buna Kadir bile inanmaz! Demokrasiden AKP’yi, özgürlükten türbanı anlar, Mösyö Engin Ardıç yazılarını da bu yüzden pek sever. STV’deki ‘Kollama’ dizisinden fırlamış gibidir; televizyonunuz pal secam da olsa, ntsc de olsa Akyüz itici görünür. En iyi yaptığı şey bilgi karıştırmaktır, bir tür modern çarpıcı, sağ oluşun dayanılmaz hafifliği: “Nazilerinki Nazizm, faşizmle ne alakası var, faşizm İtalya’da vardı” diyebilecek tarih bilgisiyle sosyal devleti şu şekilde tanımlar: “Zengin üretir, fabrika kurar, bir sürü insan çalıştırır. İşte sosyal devlet budur...”
Bu tanım üzerine başka şey demeye gerek var mı? Bence yok. İyi pazarlar!


