Ahmet ve Nedim’i okuma zamanı
Ahmet Şık ve Nedim Şener için tutuklama talep eden savcı Zekeriya Öz hakkında, avukat Akın Atalay’ın verdiği bilgiye göre
Ahmet Şık ve Nedim Şener için tutuklama talep eden savcı Zekeriya Öz hakkında, avukat Akın Atalay’ın verdiği bilgiye göre Ahmet Şık’ın Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte yazdığı iki ciltlik “Ergenokon’u Anlama Kılavuzu” ve “Ergenekon’da Kim Kimdir?” kitapları hakkında bilgisi olmadığını söylemiş.
Ahmet de zaten bu yüzden deliriyor! Bütün meslek yaşamını Ergenekon, kontrgerilla, Jitem, faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar, gözaltında kayıplar, ölümler, cezaevleri operasyonları, işkenceler vb. gibi insan hakları ihlallerini haberleştirmekle geçiren sahici gazeteciye yapılabilecek en akıl dışı suçlama bu kirli teşkilata üyelik suçlaması olabilirdi.
Aynı şeyler Nedim Şener için de geçerlidir. Ancak Nedim’in kitaplarından devletin güvenlik ve yargı birimleri haberdar oldukları konusunda hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık veriler söz konusudur: Onlar için sayısız davalar açıldı!
Nedim’in ve Ahmet’in kitaplarını üst üste koyunca uzun bir bilgi sütunu oluşuyor. Bugünler geçecek, şimdilerde yaşananlar unutulacak… Elbette “önemli kahramanları” da, bu unutulmuşluktan nasiplerini alacaklar.
Ahmet Şık ve Nedim Şener yarına kalacaklar: Çünkü yazdılar!
Tarih ancak yazarları hatırlıyor, yargılayanları ise silip atıyor.
1938’de büyük bir mahkeme kuruldu, Nazım Hikmet’i ağır hapse mahkûm edildi. Soru şu:
-O mahkemenin hâkimlerini savcılarını hatırlayan var mı?
Aziz Nesin’i defalarca hapse atan mahkeme üyeleri bilen var mı?
Peki ya, Rıfat Ilgaz’ın kırmızı ciltli “Sınıf” kitabını mahkemenin talebiyle inceleyen bilirkişiyi hiç duyan, bilen oldu mu? Rıfat Hoca’nın kitabında “edebi bir değer olmadığını” özellikle belirtmişlerdi, üstatlar…
O dönemler geçti, bugüne kim kaldı?
Nedim Şener ve Ahmet Şık hakkında günlük haberlerin ötesine geçmek için son derece kolay bir fırsat var: Kitaplarını okumak!
Kitapçıya gidip, “Nedim Şener” ve “Ahmet Şık” demek yeterlidir. Türkiye’nin kanlı karanlık tarihinin deşifresini bütün çıplaklığıyla nasıl gözler önüne serildiğini bu sayede görebilirsiniz. Nedim’in listesinde ayrıca büyük hırsızlıklar, uluslararası dolandırıcılar, namlı teröristler de yer alıyor.
Zor günlerden geçiyoruz ama çaresiz değiliz. Yapılacak işlerin başında araştıran, soran, aydınlatan ve yazan gazetecilere gösterilmesi gereken asgari saygı yer alıyor:
-Şimdi Ahmet ve Nedim’i okuma zamanı!
Şevval Karadeniz’de
Televizyon için çekilen “Gülbeyaz” dizisinden bu yana Karadenizlilerin “bizim kız” diye andıkları Şevval Sam, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü münasebetiyle Trabzon ve Rize’den oluşan mini bir Karadeniz turu yaptı. 8 Mart Salı günü öğle üzeri Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğrenci Derneği Kadın Atölyesi’nin düzenlediği toplantıda konuştu. Öğrencilerin sorularını yanıtladı. Şevval “benim konu başlıklarım var” dedi:
-Eğitim, çevre ve etnisite!
Konu başlıklarını açarak ilerledikten sonra sözleri veciz bir cümle eli bağladı: İnsanlar birbirlerine görünmez iplerle bağlıdır!
Toplantının ardından Rize’ye geçti. Aynı günün akşamı Rizeli kadınların kurdukları Ebruli Yaşam ve Sanat Derneği’nin düzenlediği toplantıda sahneye çıktı. İsmail Kahraman Kültür Merkezi’nin bütün koltuklarının dolu olduğu büyük salonunda Karadeniz dalgalarını çağrıştıran görkemli bir konser verdi.
Şevval İstanbul’da yaşayan ünlü bir sanatçıdan çok o bölgenin sıradan bireyi gibiydi. Seyircileriyle anında güçlü bağlar oluşturuverdi. Daha ikinci türküsünü okuyordu ki, bir çağrı yapıverdi:
-İçinizde benimle oynayacak hiç kimse yok mu?
Artık kimseyi yerine oturtmak mümkün değildi. Zaten biraz sonra da kendisi seyircilerin arasına karışıp, bütün salonu ayaklandırdı. Konser düzenim bozulurmuş, konsantrasyonum kaybolurmuş türünden kaygıları olmadığını gösterdi.
Şevval, dinleyicilerine güveniyor, onları seviyor, etkiliyor hatta -tabiri caizse- büyülüyor. Konsere gelenleri büyük bir koro ve dans grubu haline getiriyor. Son derece basit bir formülü var: Çünkü çok sahici! Sahneye çıkan bir kadına elindeki kaşıkları gönül rahatlığıyla verebiliyor. Öyle bir ortam oluşuyor ki, uzaktan bakıldığında bu konserin seyircili biçimde birkaç provası yapıldığı sanılabilir.
Konser sonrasında ise kulise yığılan yüzlerce hayranı ile tek tek ilgilenebiliyor. Onlarla sohbet edip hatıra fotoğrafları çektiriyor.
İşte buna “Şevval’in sihri” deniliyor!
Seyirciler salonu terk ederken kendi aralarında “içten tahliller” yapıyorlar:
-Bu kızın içi de dışı gibi çok güzel!
Bir yazı iki darbe
Hasan Cemal Perşembe günü “Ergenekon ve inandırıcılık” başlıklı yazısına şu satırlarla başlıyordu:
“Sabah erken oturdum bilgisayarın başına, ama yazı çok geç çıktı!”
Hasan Cemal bu durumu ülkenin karışık gündemine bağlıyordu. Yıllarca Cumhuriyet’te onunla birlikte çalışan Celal Başlangıç bu durumun son derece “normal” olduğunu geçmişten bir örnekle anlattı.
1989 Yerel Seçimleri için Cumhuriyet ekibi Manisa’da SHP lideri Erdal İnönü’nün konuştuğu mitingi izledikten, Cumhuriyet’in bürosuna gidiyorlar. Hasan Cemal, Celal Başlangıç, Hikmet Çetinkaya, Uğur Mumcu ve SHP muhabirleri yazılarını ve haberlerini yazıyorlar. Herkes işini bitiriyor. Bir tek Hasan Cemal yazısını tamamlamak için daktilosuyla boğuşuyor.
Grup İzmir’e dönecek ama Hasan Cemal’in yazısı bitmek bilmiyor. Sonunda Uğur Mumcu dayanamıyor, Hasan Cemal’in yazdığı odanın kapısını açıyor:
-Hadi be oğlum hadi, sen bir yazı yazana kadar, deden Cemal Paşa iki hükümet devirirdi!
Ahmet de zaten bu yüzden deliriyor! Bütün meslek yaşamını Ergenekon, kontrgerilla, Jitem, faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar, gözaltında kayıplar, ölümler, cezaevleri operasyonları, işkenceler vb. gibi insan hakları ihlallerini haberleştirmekle geçiren sahici gazeteciye yapılabilecek en akıl dışı suçlama bu kirli teşkilata üyelik suçlaması olabilirdi.
Aynı şeyler Nedim Şener için de geçerlidir. Ancak Nedim’in kitaplarından devletin güvenlik ve yargı birimleri haberdar oldukları konusunda hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık veriler söz konusudur: Onlar için sayısız davalar açıldı!
Nedim’in ve Ahmet’in kitaplarını üst üste koyunca uzun bir bilgi sütunu oluşuyor. Bugünler geçecek, şimdilerde yaşananlar unutulacak… Elbette “önemli kahramanları” da, bu unutulmuşluktan nasiplerini alacaklar.
Ahmet Şık ve Nedim Şener yarına kalacaklar: Çünkü yazdılar!
Tarih ancak yazarları hatırlıyor, yargılayanları ise silip atıyor.
1938’de büyük bir mahkeme kuruldu, Nazım Hikmet’i ağır hapse mahkûm edildi. Soru şu:
-O mahkemenin hâkimlerini savcılarını hatırlayan var mı?
Aziz Nesin’i defalarca hapse atan mahkeme üyeleri bilen var mı?
Peki ya, Rıfat Ilgaz’ın kırmızı ciltli “Sınıf” kitabını mahkemenin talebiyle inceleyen bilirkişiyi hiç duyan, bilen oldu mu? Rıfat Hoca’nın kitabında “edebi bir değer olmadığını” özellikle belirtmişlerdi, üstatlar…
O dönemler geçti, bugüne kim kaldı?
Nedim Şener ve Ahmet Şık hakkında günlük haberlerin ötesine geçmek için son derece kolay bir fırsat var: Kitaplarını okumak!
Kitapçıya gidip, “Nedim Şener” ve “Ahmet Şık” demek yeterlidir. Türkiye’nin kanlı karanlık tarihinin deşifresini bütün çıplaklığıyla nasıl gözler önüne serildiğini bu sayede görebilirsiniz. Nedim’in listesinde ayrıca büyük hırsızlıklar, uluslararası dolandırıcılar, namlı teröristler de yer alıyor.
Zor günlerden geçiyoruz ama çaresiz değiliz. Yapılacak işlerin başında araştıran, soran, aydınlatan ve yazan gazetecilere gösterilmesi gereken asgari saygı yer alıyor:
-Şimdi Ahmet ve Nedim’i okuma zamanı!
Şevval Karadeniz’de
Televizyon için çekilen “Gülbeyaz” dizisinden bu yana Karadenizlilerin “bizim kız” diye andıkları Şevval Sam, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü münasebetiyle Trabzon ve Rize’den oluşan mini bir Karadeniz turu yaptı. 8 Mart Salı günü öğle üzeri Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğrenci Derneği Kadın Atölyesi’nin düzenlediği toplantıda konuştu. Öğrencilerin sorularını yanıtladı. Şevval “benim konu başlıklarım var” dedi:
-Eğitim, çevre ve etnisite!
Konu başlıklarını açarak ilerledikten sonra sözleri veciz bir cümle eli bağladı: İnsanlar birbirlerine görünmez iplerle bağlıdır!
Toplantının ardından Rize’ye geçti. Aynı günün akşamı Rizeli kadınların kurdukları Ebruli Yaşam ve Sanat Derneği’nin düzenlediği toplantıda sahneye çıktı. İsmail Kahraman Kültür Merkezi’nin bütün koltuklarının dolu olduğu büyük salonunda Karadeniz dalgalarını çağrıştıran görkemli bir konser verdi.
Şevval İstanbul’da yaşayan ünlü bir sanatçıdan çok o bölgenin sıradan bireyi gibiydi. Seyircileriyle anında güçlü bağlar oluşturuverdi. Daha ikinci türküsünü okuyordu ki, bir çağrı yapıverdi:
-İçinizde benimle oynayacak hiç kimse yok mu?
Artık kimseyi yerine oturtmak mümkün değildi. Zaten biraz sonra da kendisi seyircilerin arasına karışıp, bütün salonu ayaklandırdı. Konser düzenim bozulurmuş, konsantrasyonum kaybolurmuş türünden kaygıları olmadığını gösterdi.
Şevval, dinleyicilerine güveniyor, onları seviyor, etkiliyor hatta -tabiri caizse- büyülüyor. Konsere gelenleri büyük bir koro ve dans grubu haline getiriyor. Son derece basit bir formülü var: Çünkü çok sahici! Sahneye çıkan bir kadına elindeki kaşıkları gönül rahatlığıyla verebiliyor. Öyle bir ortam oluşuyor ki, uzaktan bakıldığında bu konserin seyircili biçimde birkaç provası yapıldığı sanılabilir.
Konser sonrasında ise kulise yığılan yüzlerce hayranı ile tek tek ilgilenebiliyor. Onlarla sohbet edip hatıra fotoğrafları çektiriyor.
İşte buna “Şevval’in sihri” deniliyor!
Seyirciler salonu terk ederken kendi aralarında “içten tahliller” yapıyorlar:
-Bu kızın içi de dışı gibi çok güzel!
Bir yazı iki darbe
Hasan Cemal Perşembe günü “Ergenekon ve inandırıcılık” başlıklı yazısına şu satırlarla başlıyordu:
“Sabah erken oturdum bilgisayarın başına, ama yazı çok geç çıktı!”
Hasan Cemal bu durumu ülkenin karışık gündemine bağlıyordu. Yıllarca Cumhuriyet’te onunla birlikte çalışan Celal Başlangıç bu durumun son derece “normal” olduğunu geçmişten bir örnekle anlattı.
1989 Yerel Seçimleri için Cumhuriyet ekibi Manisa’da SHP lideri Erdal İnönü’nün konuştuğu mitingi izledikten, Cumhuriyet’in bürosuna gidiyorlar. Hasan Cemal, Celal Başlangıç, Hikmet Çetinkaya, Uğur Mumcu ve SHP muhabirleri yazılarını ve haberlerini yazıyorlar. Herkes işini bitiriyor. Bir tek Hasan Cemal yazısını tamamlamak için daktilosuyla boğuşuyor.
Grup İzmir’e dönecek ama Hasan Cemal’in yazısı bitmek bilmiyor. Sonunda Uğur Mumcu dayanamıyor, Hasan Cemal’in yazdığı odanın kapısını açıyor:
-Hadi be oğlum hadi, sen bir yazı yazana kadar, deden Cemal Paşa iki hükümet devirirdi!
GAZETECİ EYLEMİ
İçlerinde Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği gibi kuruluşların yer aldı 86 meslek örgütünden oluşan Gazetecilere Özgürlük Platformu, 13 Mart Pazar günü saat: 12.00’de Galatasaray’ta toplanıyor.
Gazeteciler bugünlere benzer bir dönemi Demokrat Parti’nin iktidar yıllarında yaşamışlardı. O yıllarda Ankara Cezaevi’nin adı “Ankara Hilton”a çıkmıştı. Muhalif gazetecilerin ikinci adresi bu tesisti. Ne garip rastlandır ki, Demokrat Parti için “reformcu” unvanı söz konusuydu, tıpkı AKP gibi…
Özgürlük vaatleriyle iktidara gelenler belli bir sürenin sonunda aynı güzergaha giriyorlar.
Gazetecilere Özgürlük Platformu eylem için hazırladığı “sürpriz bir görsellikle” gündeme damga vuracak.
İçlerinde Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği gibi kuruluşların yer aldı 86 meslek örgütünden oluşan Gazetecilere Özgürlük Platformu, 13 Mart Pazar günü saat: 12.00’de Galatasaray’ta toplanıyor.
Gazeteciler bugünlere benzer bir dönemi Demokrat Parti’nin iktidar yıllarında yaşamışlardı. O yıllarda Ankara Cezaevi’nin adı “Ankara Hilton”a çıkmıştı. Muhalif gazetecilerin ikinci adresi bu tesisti. Ne garip rastlandır ki, Demokrat Parti için “reformcu” unvanı söz konusuydu, tıpkı AKP gibi…
Özgürlük vaatleriyle iktidara gelenler belli bir sürenin sonunda aynı güzergaha giriyorlar.
Gazetecilere Özgürlük Platformu eylem için hazırladığı “sürpriz bir görsellikle” gündeme damga vuracak.


