AKP’nin Çeşme projesi ısrarı: Kamu yararı hiçe sayılıyor
Mahkeme kararlarıyla iptal edilen ve “kamu yararı yok” denilerek durdurulan Çeşme Projesi, yeniden gündeme taşınmak isteniyor. Meslek odaları ve yaşam savunucuları bu girişime tepkili.

Aycan KARADAĞ
İzmir’in Kanal İstanbul’u olarak adlandırılan Çeşme Turizm Projesi mahkeme kararlarıyla iptal edilmesine rağmen AKP’li siyasetçiler tarafından tekrardan gündeme getirilmeye çalışılıyor. Odalar ve yaşam savunucuları ise duruma tepkili.
TMMOB İzmir İl Koordinasyonu Sekreteri Aykut Akdemir, “Ortada henüz hiçbir somut şey yok. Bizi polemiğin içine çekmeye çalışıyorlar. Ne bir evrak var ne de ortaya konmuş bir proje. Vekiller yine bildik yöntemi uyguluyor; tartışma yaratarak başka meselelerin üzerini örtmeye çalışıyorlar. O bölgede mutlaka korunması gereken tarım alanları bulunuyor. Bilirkişi raporları bizim için esas olmaya devam ediyor. Daha önce verilen iptal kararlarının gerekçeleri de hâlâ geçerliliğini koruyor. Belge, rapor ve proje ortada yokken bu konuyu tartışmanın bir anlamı yok. Yapılan çağrının da bizim açımızdan hiçbir karşılığı bulunmuyor. Asıl amaç gündemi değiştirmek. Bugünün gerçek gündemi, İzmir’in mallarına çökülmeye çalışılmasıdır. Bu nedenle esas meseleden uzaklaşmamak gerekiyor. Ortaya atılan bu tartışmalar, o çökme girişimini görünmez kılmak için üretilmiş fason gündemlerdir. Hukuk bile bu projeye ‘dur’ dedi. Biz de söylediğimiz her sözün arkasındayız. O bölgede korunması gereken alanlar var, plan notları var. Bu plan notlarına mutlaka sadık kalınmalı. Kentin korunmaya ihtiyacı var. Biz de yarımadaya sahip çıkmayı sürdüreceğiz” dedi.
Çeşme Yarımada Çevre Derneği Dr. Ahmet Güler de, “Gerçek son derece açıktır. Söz konusu proje, Danıştay kararıyla yürürlükten kaldırılmıştır. Bu karar, projenin kamu yararına hizmet etmediğini ve çevre üzerinde geri dönülmez tahribatlara yol açacağını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle, hukuken geçerliliği ortadan kalkmış bir projenin yeniden gündeme taşınması ve siyasi söylemlerle desteklenmesi; yargı kararlarının etkisizleştirilmesi anlamına gelir. Bu yaklaşım, hukuk devleti ilkesine zarar verir. Öte yandan Çeşme’nin mevcut durumu da göz ardı edilemez. Turizmde ciddi bir daralma yaşanmakta, çok sayıda tesis el değiştirme sürecine girmiş, işletmelerin doluluk oranları düşmüş ve özellikle su ile altyapı sorunları kritik bir seviyeye ulaşmıştır. Böylesi bir tablo ortadayken, devasa büyüklükte yeni yapılaşma alanları yaratmayı hedefleyen bir girişimi ‘turizm yatırımı’ olarak tanımlamak inandırıcı değildir” diye konuştu.
İMAR VE RANT PROJESİ
Güler şunları dile getirdi: “Bu girişim, turizm adı altında yürütülmek istenen bir imar ve rant projesidir. Daha önce bu projeye karşı nasıl hukuki mücadele verdiysek, bugün farklı bir biçimde yeniden gündeme getirilen versiyonuna karşı da aynı kararlılık ve sorumluluk bilinciyle mücadelemizi sürdüreceğiz. Tüm siyasi aktörleri, yargı kararlarına saygılı olmaya ve Çeşme’nin doğal varlıklarını, su kaynaklarını ve geleceğini koruyacak bir yaklaşım benimsemeye davet ediyoruz. Çeşme’nin ihtiyacı; yeni betonlaşma alanları değil, sağlam bir altyapı, sürdürülebilir turizm politikaları ve korunmuş doğal değerlerdir.”
∗∗∗
SÜREÇTE NELER YAŞANDI?
Cumhurbaşkanlığı kararıyla ilan edilen ve 16 bin hektarlık alanı kapsayan proje; 47 kilometrelik kıyı şeridini, 5 adayı, 5 bin hektar ormanı, içme suyu havzalarını ve doğal sit alanlarını içine alıyordu. Çeşme Yarımadası’nın neredeyse tamamını kapsayan bu plan kapsamında; mega yat limanları, golf sahaları, lüks oteller ve rezidanslar inşa edilmesi öngörülüyordu. Yıllardır kamuoyunda, söz konusu yatırımların “kamuya kapalı özel alanlar” yaratacağı ve Çeşme’nin ekolojik dengesini geri dönülmez biçimde bozacağı yönünde ciddi uyarılar yapılıyordu. TMMOB, İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası, Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP), Çeşme Çevre Platformu (ÇEŞÇEP) ve 103 yurttaşın açtığı davalar sonucunda Danıştay, projenin hukuka ve kamu yararına aykırı olduğuna hükmetti. İdarenin temyiz başvurusunun da reddedilmesiyle karar kesinleşti. Böylece, Çeşme Yarımadası’nı “imtiyazlı azınlıkların tatil adasına” dönüştürmeyi hedefleyen girişim, yargıdan döndü.
2020 yılında Cumhurbaşkanlığı kararıyla ilan edilen “İzmir Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi”, kamuya ait geniş alanların yatırımcılara tahsis edilmesinin önünü açıyordu. Proje kapsamında kıyı şeridinde ve ormanlık alanlarda özel yat limanları, golf sahaları, oteller ve rezidanslar planlandı. Kararın ardından bölge halkı, meslek odaları ve yaşam savunucuları hızla hukuki süreç başlattı. Açılan davalarda, planın hem Anayasa’daki kamu yararı ilkesine hem de çevre koruma mevzuatına aykırı olduğu savunuldu. Dava dosyasına giren bilirkişi raporunda ise çarpıcı tespitlere yer verildi. Raporda, “Turizm adı altında yapılan işlemler, bölgenin turizm kaynaklarını yok edecek niteliktedir” denildi. Ayrıca Çeşme Yarımadası’nın mevcut haliyle bile turizm ve ikinci konut baskısını taşıyamadığı, bölgenin ekolojik kapasitesinin çoktan aşıldığı vurgulandı. Raporda; ormanların, içme suyu havzalarının ve zeytinliklerin yapılaşmaya açılmasının; biyoçeşitlilik kaybına, kıyı erozyonuna ve tarım alanlarının geri dönüşsüz tahribine yol açacağına dikkat çekildi. Danıştay 6. Dairesi, 2023 yılında projeyi iptal etti. Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı kararı temyize taşıdı. Dosya, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na gitti. Kurulun geçtiğimiz yıl verdiği kararla, temyiz talebi reddedildi ve iptal kararı kesinleşti. Böylece Çeşme Yarımadası’nı rant ve yapılaşma baskısına açacak proje, hukuken tamamen ortadan kalkmış oldu.


