AKP’nin rektörleri
Normal koşullarda yazının başlığı “İslami Faşist Anlayışla Kuşatılmış Üniversiteler” olmalıydı ama dikkat çekmesi açışından, seviyeyi düşürme riskine rağmen böyle bir başlık tercih edildi.
Başlıkta geçen “rektör” ise, rektör değil; üniversiteleri kontrol altına almak için atanmış, kırmızı plakalı lüks makam arabalara binerek kapılarını şoförlerine açtıran, 200 metrelik bir uzaklığa bile makam araçlarıyla giden, ulaşım aracı olarak bisiklet kullanmanın ne demek olduğunu kavrayamayan, vıcık vıcık “nezaket” ziyaretleri yapan ve bu ziyaretleri kabul eden, okuma yazması olmayan zavallı hükümet komiserleridir.
Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninin olduğu binanın merdiven girişi Bolu Valisi’nin makam aracı olduğunu tahmin ettiğim araçla saatlerce işgal edilmişti. Bu durumu protesto etmeyen, bu araç buradan çekilmedikçe törene katılmayacağını söyleyemeyen, bir hukuk fakültesi öğrencisi ya da hocası olabilir mi? Bu konuda üniversite yönetimi ve Bolu valisi özür dilemelidir.
∗∗∗
“Öğrencinin elinde kalem, kütüphanesinde kitap, laboratuvarında mikroskop olur ama eylemcinin ya da aktivistin elinde taş, mermer ya da silah olur” diyen Sağlık Bilimleri Üniversitesi rektörü Kemalettin Aydın; maval okumayı bırak, sen önce cebine giren aylık geliri açıkla. Ayrıca, sen ve senin gibilerin rektör olarak atanabilmek adına yaptığınız “eylem”leri açıkla. “Bu üniversite külliyesi içerisinde huzuru bozmaya kalkan her kim olursa olsun, ertesi sabah bu üniversitenin dış duvarlarından girme şansı yok” diye devam etti Aydın. Üniversiteler özgür düşünce ve onun yaratacağı eylem alanlarıdır. O alan senin cebine giren “huzur” alanının tam karşıtıdır. Sayın Aydın, bu fırsatla sormak isterim: Külliye Cami’de namaz kılmanın rektör atanmaya olan katkı oranı yüzde kaçtır? Yüzde yirmi?
Ankara Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği bölümüne 1982 yılı girişli öğrenciler Jeoloji Mühendisleri Lokalinde 43 yıl sonra buluştular. Ben de vardım. Çok neşeli bir ortamdı, sohbetlerde öğrencilik dönemlerinde sınavlarda nasıl kopyalar çekildiği anlatılıyordu. Evet, kopya çekmek bazen masumdur, Hababam Sınıfı’nda kopya çekmek kadar eğlencelidir. Hem de bebeğinin yaşamını sağlamak için bir annenin süt çalması kadar haklı bir eylemdir.
Dinci faşist anlayışla diyalog kurmak çok zordur. Hele hele bu yapı bir de ekonomik olarak güçlüyse, bu imkânsız bir durum bile olabilir. Olası bir diyaloğun seviyesi, şu biçimde resmedilebilir:
Bu ülkede üniversite ve diğer kurumlara giriş sınavlarında sorular çalınarak haksız yerleştirmeler yapılmıştır.
Siz çalmadınız mı? Daha geçen gün yaptığınız 43.yıl buluşmasında arkadaşlarınız, örneğin jeoloji mühendisi Mustafa Hızlı, Paleontoloji dersinden kopya çektiğini, hem bir de kahkalarla gülerek anlatmadı mı?
Böyle bir diyaloğun farkına varan Abdulkadir Selvi bu durumu TV kanalında ve köşe yazısında saatlerce anlatıp, kopya çektiğini itiraf eden öğrencilerin diplomalarının iptal edilmesini isteyecektir. Abdulkadir Bey bu konularda çok çok hassastır, öyle ki; abdestsiz namaz kıldığı tespit edilen CHP’lilerin namazlarının geçersizliği konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı’na başvurarak, İslam dininin kirletilmemesi adına, gerekli girişimlerin başlatılmasını isteyecek kadar duyarlıdır.
Zaman zaman “şu üniversite rektörünün aylık gelirinin bir buçuk milyon olduğu ortaya çıktı” gibi haberler ortaya çıkmaktadır. Bu tür haberlerin hiçbirinin özgünlüğü yoktur. Buna karşın, “maaşından başka hiçbir geliri olmayan bir rektör bulunmuş, demek ki böyle adamlar da varmış gibi haberler, son derece özgündür. Rektörlerin milyonlarca gelir elde ettiği konusunda YÖK’ün yaptığı açıklamaysa tuhaf ve anlaşılmazdı; her şey yasaldır, denilmek isteniyordu.
Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu üyeleri az çok takibimde. Bu kurul hakkında bazı gözlemlerim şöyle: Saygıda kusur etmezler, kurul başkanı salona girdiğinde derhal ayağa kalkarlar. Bu zamana kadar olan toplantılarda üyelere harçlık verilmemiştir. Bu üyeler eğitim aşığıdır; gerektiğinde Ahmet El Şara başkanlığında Suriye'de toplanarak hizmet vermekten çekinmezler. Tabii, gitmişken Emevî Cami'de birkaç rekât namaz da kılarlar.
∗∗∗
Yakından tanıdığım Prof. Dr. Ekrem Gürel Iğdır Üniversitesi Rektörlüğüne atanmış. Sayın Gürel rektör olabilmek adına son yirmi yılda belki de 50 kez başvuru yapmış ve son zamanlarda Cuma namazlarını Külliye Camii’nde eda etmiştir. Kolay değil bütün bunlar, kendisini tebrik ediyorum. Ayrıca, hocanın en kısa zamanda üniversitede tıp fakültesi açarak elde edeceği döner sermayeden bol kazanç sağlayacağından, en az aylık bir buçuk milyon lira gelir elde edeceğinden de VİP’lerde saygıyla karşılanacağından da şüphe duymuyorum.
Güncel konular ve kişiler üzerinden yazmak seviyeyi ve edebi derinliği düşürüyor. Düşünsenize, Abdülkadir Selvi ve Ahmet Hakan gibi adamlarla muhattap olmak zorunda kalıyorsunuz. Derin bilgi birikimiyle donanımlı yazarların kişilerle değil; “olaylar”la ilgilendiğini biliyorum. Bu ve benzeri konularda, Neşet Ertaş’ın adını yakın zamanda duyduğunu söyleyen toplum bilimci de olan Celal Şengör ile âşık atmak zor olsa da, zaman zaman çıtayı yükseltip, “olaylar”ın ötesine geçerek sembollerle ilgili yazılar yazmayı da planlıyorum; sıfır dereceli mantık gibi. Mesela şöyle bir deneme yapılabilir: Matematiğin "çelişkisiz" olduğu beklentisiyle inşa edilmeye çalışılan sistemin imkânsızlığı düşüncenin kurtuluşu olmuştur. Çünķü, "çelişkisizlik" (mükemmelcilik), hareketsizliktir. Diğer bir deyişle ölümdür. Çelişkili sistem, hareketli yani canlıdır. Bu bağlamda, gelmiş geçmiş en büyük buluş tekerleğin bulunuşu, uzaya gidilmesi ya da internet değil, onun yerine “Düşüncenin Kurtuluşu” olabilir. Sloganımızı da atalım: Yaşasın Hareket, Çelişki, 0=1 Dini ve Şirince'deki Zeytin Ağaçlarım. Kahrolsun Bir Bardak Çayın 50 TL Olması.


