ALBA’da hegemonya krizi ve arayışlar
Trump’ın ikinci dönemiyle ticaret tarifeleri, ambargolar ve küresel ekonomik saldırganlık yeniden belirleyici hale gelirken, Küresel Güney’in farklı coğrafyalarında emperyalist-kapitalist saldırılara karşı halk temelli dayanışma ağlarının nasıl yeniden inşa edileceği sorusu aciliyet kazanmış durumda.
ALBA-TCP (Latin Amerika için Bolivarcı İttifak - Halkın Ticaret Antlaşması) bu soruya uzun yıllardır bir yanıt üretmeye çalışan bölgesel bir deneyim. Hugo Chávez ve Fidel Castro öncülüğünde kuruldu. Kuruluş amacı, ABD’nin öngördüğü FTAA (Free Trade Area of the Americas) gibi serbest piyasa odaklı anlaşmalara karşı halkçı bir model inşa etmek. İçinde Küba, Venezuela, Bolivya, Nikaragua, Saint Vincent ve Grenadinler, Dominika gibi ülkeler yer alıyor.
Bu devletler arası ittifakın toplumsal ayağını ise ALBA Movimientos oluşturuyor. ALBA Movimientos, bugün 25 ülkeden 400’den fazla halk hareketini bir araya getiren bir yapı. ALBA-TCP’nin ideolojik ilkelerini tabana taşımayı, halklar arasında anti-emperyalist, anti-kapitalist, anti-kolonyalist ve feminist bir mücadele zeminini örmeyi hedefliyor.
∗∗∗
Gelelim günümüze. ALBA Movimientos geçtiğimiz hafta, 22–24 Temmuz tarihlerinde Karakas’ta Kıtasal Siyasal Koordinasyon Toplantısı gerçekleştirdi. Konferansın içeriği ve vurguları, ALBA Movimientos’un resmi web sitesinde yayımlanan “ALBA Movimientos debates el horizonte político y estratégico para América Latina y el Caribe” başlıklı haberde ve People’s Dispatch platformunda Florencia Abregú imzasıyla çıkan “ALBA Movimientos debates the political and strategic horizon for Latin America and the Caribbean” başlıklı haberde özetleniyor.
Buna göre konferans, Latin Amerika’da belirginleşen siyasal hegemonya krizinin teşhisini koymaya hem de halk hareketlerinin nasıl yeni bir stratejik hat kurabileceğini tartışmaya yönelikti…
Özetle konferansta şunlar konuşuldu: Küresel kapitalizmin krizi, patriyarka, sömürgecilik ve emperyalizm karşıtı mücadeleler bağlamında değerlendirildi. Kriz, hem kavramsal hem de siyasal hegemonya sahasını yeniden şekillendiren bir olgu olarak ele alındı. Bu çözülmenin, sıklıkla köktendinci ve aşırı muhafazakâr anlatılarla üretildiği vurgulandı. Özellikle Evangelizmin bölgedeki yükselişi, yeni bir dinsel-muhafazakar hegemonya inşasının başlıca aracı olarak değerlendirildi. Bu nedenle fikir mücadelesinin yalnızca söylemle değil, maddi ilişkiler zemininde yürütülmesi gerektiği öne çıktı.
∗∗∗
Öte yandan bölgesel düzeyde ortak hareket etme kapasitesinin azaldığını vurgulayan Venezuelalı halk hareketi temsilcilerinden Hernán Vargas’a göre Latin Amerika’da halkçı ve sosyalist bir hegemonya projesi kendini yeniden kurmakta zorlanıyor. Bu bağlamda önerilen IV. Kıtasal Meclis’in Küba’da düzenlenmesi ve böylece siyasal ortaklık ve motivasyonun yeniden canlandırılacağı bir momentum yaratmak.
Tüm bu tartışmalar yalnızca mevcut krizleri tespit etmekle kalmıyor; aynı zamanda halkçı bir karşı-hegemonya inşası için bir yön tayinine işaret ediyor. Böylesi bir evrede, Latin Amerika’da halkçı projelerin yeni bir siyasal ufuk yaratma iradesi ve toplumsal örgütlenmeyi yeniden tanımlama çabası önemli.
ALBA Movimientos’un bu doğrultudaki çabası, bölgenin sorunlarına halkçı ve dönüştürücü bir yanıt üretme potansiyeli taşıyor. Şüphesiz ki bu stratejik hat, eski ittifakları canlandırmakla sınırlı kalmamalı ve somut adımların atılmasını da içermeli.
Örneğin ekonomik düzeyde, ALBA-TCP’nin “Halkın Ticaret Anlaşması” ruhuna uygun şekilde -bazı üye ülkelerde halihazırda uygulanan- alternatif üretim ve dağıtım modelleri ile gıda egemenliğini merkeze alan politikaların yaygınlaştırılması bu yanıtın somutlaşabileceği alanlara örnek olarak düşünülebilir.
Bu nedenle ALBA ülkelerinin iç dinamiklerine yakından bakmak, bu çabanın sahadaki karşılıklarını görmek açısından anlamlı olacaktır. Onun izini sürmek ise başka bir yazının konusu olsun.


