Ali Rıza Binboğa ve 'Yarınlar Bizim'
Ali Rıza Binboğa’yı ilk kez 1975 yılında gördüm. TRT'nin siyah beyaz yayın yaptığı dönemlerde. Tüm aile televizyonun karşısına oturmuş ve Eurovision Şarkı Yarışması’nda ülkemizi Stockholm’de kimin temsil edeceğinin heyecanını yaşıyorduk. Ali Rıza Binboğa yarışmaya katılan tüm şarkıcılardan o kadar farklıydı ki. İspanyol paça daracık pantolonu, kocaman gülümsemesi, o gün bugündür hiç değişmeyen saç kesimi ve ekrana doğru uzattığı kocaman elleriyle sevimli mi sevimsiz mi bir anda karar vermesi zor bir figürdü. Şarkısına gelince bildiğimiz “Türkçe sözlü hafif müzik” -o yıllarda öyle bir tanım vardı- tanımına da çok uzaktı. İlk dinlediğinizde ülkemizin o günkü siyasi atmosferine gönderme yapıp popülist sözleriyle öne çıkmaya çalışan bir şarkıcı gibi de algılanabilirdi, Anadolu’nun tüm doğallığını hiçbir kalıba ve kurala bağlı kalmadan aktaran bir halk ozanı gibi de. Doğrusunu söylemek gerekirse benim için müzisyen bile değildi. Bakırköy Lisesi’nde öğrenciyken neredeyse her teneffüste onun taklidini yapar ve arkadaşlarımı güldürmeye çalışırdım. Ali Rıza Binboğa bir rüzgârdı benim için ve müzikte kalıcı olması düşünülemezdi. Eğer sol eğilimli bir müzik dinleyeceksem oyumu Sadık Gürbüz ve Ruhi Su’dan yana kullanırdım. Ama birkaç sene içerisinde bu düşüncemin yanlış olduğunu iki şarkı ile yüzüme çarptı Ali Rıza Binboğa.
1978 yılında yine bir Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye elemelerinde seslendirdiği “Baharım Sensin ve 1979 yılında bestelediği ve sözlerini yazdığı “İlk Öğretmen”.
O gün bugündür şarkılarının yapısı, ritmi, sözleri ve Ali Rıza Binboğa’nın yorumculuğu, kent ozanlığından ziyade halk ozanlığına daha yakın gelmiştir bana.
1975 yılında televizyonda izlerken bana çok farklı gelen Ali Rıza Binboğa, onu tanıdıktan sonra da bana hâlâ çok farklı gelir. Her şeyi dolu dolu ve büyük yaşar Ali Rıza Binboğa. İnanılmaz bir hatiptir. Kendini dinletmeyi ve sürekli merkezde olabilmeyi çok güzel başarır. Bir sofrada ya da bir muhabbette o varsa kimseyi sıkmadan, konuyu fazla uzatmadan anlattıklarına mimik ve jestlerini katarak öyle bir konuşur ki, gözleriniz hareketlerine, kulaklarınız anlattıklarına kilitlenir kalır.
Biz Ali Rıza ağabeyle -artık öyle bir samimiyetimiz oldu- müzikli geceler ve özel sohbetler dışında en çok telif hakları toplantılarında beraber olduk.
O MESAM (Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği) ben de MÜYORBİR (Müzik Yorumcuları Meslek Birliği) adına birçok çalıştay, seminer ve panellere katıldık. Bir toplantıda tüm müzik meslek birliklerine 3 pay bizim 1 pay da sizin olsun diyen bir yöneticiye “3'ün 1'ini mi alacağız beyefendi" demesini hâlâ gülerek hatırlarım. O tüm konuşmalarını şiirler, anekdotlar, fıkralarla süslemesini o kadar iyi bilir ki en sıkıcı konu bile onun ağzından keyifli bir anlatıya dönüşür.
Ali Rıza Binboğa’yı daha yakından tanımak istiyorsanız otobiyografik kitabı “Yarınlar Bizim”i mutlaka okuyun. Ufacık bir çocukken yaptığı çobanlığı, yoksullukla mücadelesini, çalışkanlığını, müzikle tanışmasını, “Yarın” şarkısını nasıl yazdığını, tiyatro macerasını, gazino hikâyelerini ve 1970’lerin siyasi iklimini. Konuştuğu, anlattığı gibi yazmış Ali Rıza Binboğa. Okuması çok ama çok zevkli. Sanki okumuyorsunuz da, hemen yanı başınızda Binboğa dağlarının eteğinde büyümüş Kayserili heyecanlı bir çocuk gözlerini aça aça sizlere bir şeyler anlatıyor. Ben çok sevdim bu kitabı. Tüm olumsuz şartlara rağmen bir başarı hikâyesine tanıklık etmek istiyorsanız “Yarınlar Bizim“ tam size göre…
Kalın sağlıcakla…


