İkinci Dünya Savaşı, Avrupa’da 79 yıl önce 8 Mayıs 1945 gecesi Berlin’deki Sovyetler Birliği askeri karargâhında imzalanan teslim anlaşmasıyla resmen sona ermişti.

8 Mayıs’ın sadece Hitler faşizmine hedef olan diğer ülkeler ve halklar açısından değil, Almanya ve Almanlar açısından da bir “kurtuluş günü” olduğunun devlet tarafından da kabul edilmesi için uzun zaman geçti. İlk olarak 8 Mayıs 1985 tarihinde bizzat dönemin Cumhurbaşkanı’nın ağzından da ifade edilen bu “kurtuluş günü”, uzun yıllardır farklı biçimlerde kutlanıyordu. Sovyetler Birliği’nin Berlin’in çeşitli yerlerinde kurduğu anıt parklardaki kutlamalar Ukrayna Savaşı nedeniyle üç yıldır yasaklamalarla karşı karşıya.

Yasaklar kutlamanın kendisine değil, bu kutlamalarda Rusya ve Sovyetler Birliği’ni çağrıştıracak bayrak, amblem gibi sembollerin taşınmasına yönelik. Almanya bu savaşta resmen Ukrayna’nın yanında olduğu için Rusya’yla ilgili sembollere getirilen yasaklamalar normal görülebilir. Ancak bunu yaparken bir yandan da Almanya’yı, Almanları faşizmden kurtaran müttefikler arasında yer alan Sovyetler Birliği’ni temsil eden sembolleri yasaklıyorlar. O savaş ABD, Birleşik Krallık ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği başta olmak üzere çeşitli ülkelerin yer aldığı müttefikler ile faşist Almanya ve onunla ittifak halindeki ülkeler arasındaydı. Sovyetler Birliği çatısı altında birleşen ülkeler ve halklar -ki bunlar arasında Ukrayna da yer alıyordu- büyük bedeller ödeyerek hem kendilerini, hem de insanlığı Hitler faşizminden kurtarmak için savaştılar ve kazandılar. O Sovyetler Birliği artık yok ve başında Putin’in yer aldığı Rusya da onun tarihi mirasçısı olmayı asla hak etmiyor.

SOSYALİZMDEN İNTİKAM

Yani “Sovyetler Birliği” bu savaşın bir tarafı değil. Bu savaş arkasına NATO’yu almış olan Ukrayna ile Rusya arasında. Dolayısıyla hatalarıyla, sevaplarıyla artık tarihte kalmış olan Sovyetler Birliği’ni ve onun arkasındaki tarihi birikimi, insanlık tarihinin o zamana kadar gördüğü en kanlı diktatörlüğü yıkan kolektif gücü temsil eden sembollerin yasaklanması basit ve geçici bir asayiş önlemi olarak görülemez. Berlin’deki yasaklama kararını verenler bunu yaparken “saldırgana (yani Rusya) övgüyü” önlemek gibi gerekçeler ileri sürüyorlar. Ancak bu durum son tahlilde sosyalizme yönelik bir yasaklama anlamına geliyor. Bu savaş bahane edilerek, geçmişteki sosyalist devrimlerle, sosyalizmi kurma ve geliştirme deneyimleriyle hesaplaşma sürdürülüyor. Sanki yaklaşık 80 yıl önceki yenilginin de intikamı alınıyor.

Ama bu arada “kurtarıcısı yasaklanan” kurtuluş gününün bir resmi bayram olarak kabul edilmesi için mücadele edenler de var. Çoğunluğunu sol ve sosyalist örgütlerin oluşturduğu geniş bir ittifak, bir süredir “8 Mayıs resmi tatil günü olmalıdır!” çağrısını dile getiriyor. Tabii günümüz Almanyası’ndaki siyasi dengeler ve gelişmeler, savaş ve silahlanmaya karşı taleplerle desteklenerek gündeme getirilen bu çağrının kısa vadede bir başarı şansının olmadığını gösteriyor.

Bu çağrıları dikkate bile almayan egemen siyaset ise tam tersi mesajlar veriyor.

Örneğin, kısa bir süre önce Federal Meclis’te hemen hemen tüm partilerin oylarıyla ülkeye yeni bir resmi bayram kazandırıldı. Gelecek yıldan itibaren her 15 Temmuz günü artık “Gaziler Günü” olarak kutlanacak. Federal Almanya Silahlı Kuvvetleri’nde şimdiye kadar görev yapan askerleri onurlandırmak, onlara teşekkür etmek gerekçesiyle kabul edilen bu yeni bayrama sadece Sol Parti karşı çıktı. Buradaki “gazi” tanımlamasında bir zorlama var. Sadece ülke dışında görev yapan askerler değil, zorunlu askerlik uygulaması kapsamında silah altına alınmış olan herkes (sosyalist Doğu Almanya’nın ordusunda görev yapanlar hariç tabii ki) kastediliyor. Bir süre kışlada temel askeri eğitim görüp terhis olanlar da “gazi” kavramı içine alınınca ortaya 10 milyonu bulan bir kitle çıkıyor!

ASKERİLEŞME ADIMLARI

Dünyanın birçok demokratik ülkesinde böyle özel günler var, neden Almanya’nın da olmasın? Ancak zamanlama ilginç. Bir süredir başta bizzat Savunma Bakanı olmak üzere birçok politikacı, zorunlu askerliğin kaldırılmasının büyük bir hata olduğunu ve silahlı kuvvetlerin asker açığını kapatmak için yeniden zorunlu askerliğin başlatılması gerektiğini savunuyorlar. Gerçi hükümet içindeki partilerden ikisi (Yeşiller ve FDP yani liberaller) halen zorunlu askerliğe karşı çıkıyorlar. Ancak geçtiğimiz hafta kongresini yapan ana muhalefet partisi CDU’nun da büyük bir çoğunlukla (ve partinin gençlik kollarının teklifiyle!) en kısa zamanda zorunlu askerliğe dönülmesi kararı alarak, bu konuda güçlü bir mesaj verdi. Nereden nereye? Almanya’da zorunlu askerlik, 2011 yılında merkez sağ CDU’nun ağırlıkta olduğu hükümet tarafından kaldırılmıştı.

Kamuoyu yoklamaları, merkez sağ muhalefet partileri CDU ve küçük ortağı CSU’nun giderek güçlendiğini ve gelecek yılki genel seçimlerin favorisi olduğunu gösteriyor. Almanya’nın en geç önümüzdeki yasama döneminde zorunlu askerliğe dönmesi şimdiden kesinleşmiş gibi.

Ukrayna Savaşı Almanya’nın dış ve savunma politikalarında büyük dönüşümlere yol açtı ve açıyor. Kimileri abartılı değerlendirmeler yaparak, savaşın başından bu yana yaşanan süreci “Alman militarizminin yeniden canlandırılması” olarak değerlendiriyor.  Gerçekten de Şubat 2022’den bu yana takip edilen politikalar ve yaşanan tartışmaların (örneğin tüm ülkeye “savaş yeteneği” kazandırma hedefi) böylesi karamsar yorumları destekleyen yanları da var.

Almanya kısa bir süre sonra (23 Mayıs), İkinci Dünya Savaşı’ın bitiminden birkaç yıl sonra, o savaşın derslerinin çok güçlü ve canlı olduğu bir dönemde kabul edilen anayasasının 75’nci yıldönümünü kutlayacak.

Militarizmi yasaklayan bir anayasa bu.