Altan Öymen’in barış tarafı!
Altan Öymen’i 19 Temmuz günü yitirdik. Onun hakkında çok şey söylendi ve yazıldı. Ancak çalışmalarının barışçı karakteri üzerinde yeterince durulmadı.
Benim SHP üyeliği ile 1984’te başlayan ve CHP ile 2010’a kadar devam eden “eylemli” siyaset yıllarımın diyebilirim ki uzak ara en verimli dönemi, Altan Öymen’in CHP Genel Başkanı olduğu 23 Mayıs 1999- 1 Ekim 2000 arası çok kısa dönemdir.
Neden böyledir? Bu sorunun yanıtı, genel olarak siyasetle, özellikle CHP’de siyasetle uğraşan ve uğraşacak olanlara yararlı olabilir.
Ya barış? Altan Öymen’in CHP içinde yapmaya çalıştıklarının ortak tarafı, aslına bakılırsa “barış odaklı” olmalarıdır. Bugünkü savaş tamtamları ortamı bu özelliğin önemle belirtilmesini gerektiriyor.
KESİŞME
Altan Öymen ile yollarımız 1999 kurultayında onun dört adaylı bir yarışta CHP Genel Başkanı seçilmesiyle kesişti. Ben de ilk sırada parti meclisi-PM üyesi seçildim. Tarhan Erdem genel sekreter oldu; o zamana kadar yakından tanımadığım bu ikilinin oluşturduğu 20 kişilik Merkez Yürütme Kurulu-MYK’nin dışındaydım.
İlk PM toplantısında Genel Sekreter Tahran Erdem, 26 proje sundu.
Bu projelerin görüşülmesi sırasında ben de “Halkla Birlikte Çözüm” adıyla bir çalışma önerdim.
Öymen-Erdem ikilisi tam bir hoşgörüyle önerimi benimsedi. Onların oluşturduğu yönetimde ya da “ekibinden değildim” bu tutum benim için bambaşkaydı; sonradan ayırdına varacaktım ki onların bir ekip oluşturma derdi yok; onların amacı, o sırada ilk kez Meclis dışına düşmüş olan CHP’nin yeniden güçlenmesidir.
Sıradan bir PM üyesi olmama karşın böyle çok önemli bir çalışmanın sorumluluğunu üstlendiğim için çok mutluydum. Halkla Birlikte Çözüm çalışması için ülke, tüm illeri kapsayacak biçimde yedi bölgeye ayrıldı. Her il yönetimi kendi ilinin sorunlarını ve onlara çözüm önerilerini bildiri olarak hazırlayacak, bölge toplantısında sunacaktı. Ayrıca üç büyük il, Ankara, İstanbul ve İzmir’in her biri için ayrı bir toplantı düzenlenecekti. İllerin konu seçimine genel merkez yönetimi karışmayacak, ama konuyu ve varsa yan konuları il ve ilçe örgütleri birlikte saptayacak ve çalışmalarını hazırlarken, olabildiğince “katılımcı” olacak, sendikalar, kooperatifler, dernekler, meslek odaları ve üniversiteler başta olmak üzere yörelerinin nitelikli işgücünden yararlanacaktı.
Çalışmalar başlayınca sıkıntılar, daha açığı, direnmeler de baş gösterdi.
Kimi il başkanları kendilerini hiç çekinmeden ya da bir yerden güç aldıklarını açıkça belirterek benim kişiliğime ve particiliğime saygı duymakla birlikte, Altan Öymen yönetimine destek olmak ve yürütülen bu çalışmaya katılmak istemiyordu. Onlara göre Öymen başarılı olmamalıydı.
Parti içinden gelen bölge toplantılarını engelleme girişimleri, özellikle de çok yoğun tartışmalara konu olan Diyarbakır toplantısı, Genel Başkan Öymen’in hoşgörülü ve demokratik tutumunun da yardımıyla zor da olsa aşıldı. Diyarbakır’da uzunca bir süre kaldım ve Kürt sorununu tüm yönleriyle öğrenmeye çalıştım. Ek olarak şu gerçekle karşılaştım: Ölümünden tam bir yıl önce Kasım 1937’de bu kente gelmiş olan Mustafa Kemal Atatürk’ün o sırada müze olarak kullanılan köşkün duvarlarını süsleyen ve şu anlama gelen sözleri benim için gerçekten öğreticiydi; Diyarbakır’daki yurttaşım kendisini en az Trabzon’daki, İzmir’deki ve İstanbul’daki yurttaşım kadar bu vatanın evladı saymazsa, memlekette huzur olmaz.
Öymen-Erdem ikilisi, 1,5 yıl süren dönemde CHP’yi şu üç temel ilke ile yönetmeye çalıştı.
İşin başı ya da temeli olarak “kişiye değil, partiye bağlı” bir üye ve örgüt yapılanması oluşturulmak; üye ve delege yapısının katılımcı, kadın-erkek, iş ve meslek dengesine dayalı, yöresinin ekonomik ve toplumsal dokusunu yansıtan bir örgütlenme ve bunun parti içi eğitimle güçlendirilmesi istendi.
İkinci önemli yeni yaklaşım, “siyaset üretiminin” genel başkanın tekelinden çıkarılması. Siyasetin, partinin tüzüğü ve programı çerçevesinde, üyelere, örgütlere, kurullara ve bunlarla bütünleşik uzmanlara bırakılması yaklaşımı benimsendi.
Üçüncüsü, bu gelişmelerin doğal bir sonucu olarak milletvekili ve belediye başkanı adaylarının tüm üyelerin oyları saptanması amaçlandı.
Doğrusu parti yapısının katılımcı, eşitlikçi ve özgürlükçü nitelik kazanmasıyla, kişilere bağlı acımasız kavgaların ve kimi yok edici parti savaşların sona ermesi gerçekleşecekti.
Öymen-Erdem ikilisi, parti yapılmasını tamamlamadan, iç tartışmalar nedeniyle olağanüstü kurultaya gitmek zorunda kaldı; sonuç, hem CHP hem de ülke için tek sözcükle “yazık” oldu.
Geçen perşembe günü Lozan Barış Anlaşması’nın 102. yıldönümüydü. “O gün” AKP iktidarı, Cumhurbaşkanı, Dış İşleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanlığı üçlüsü Suriye’ye “müdahale ederiz” açıklaması yaptı. Barışsever Altan Öymen’i görkemli törenlerle uğurlayan ve sonrasında Lozan’a güçlü bir biçimde sahip çıkan CHP Genel Başkanı Özgür Özel yönetiminin ve Aday Ekrem İmamoğlu’nun büyük çabalarını çok daha güçlü ve kararlı bir “barış” vurgusuyla tamamlaması gerekiyor.


