Amerikan emek hareketinin çözülüşü
Toplu pazarlıkta dar bir bakışa sahip olan ABD emek hareketi, son birkaç yıl içinde olağanüstü umut verici bir dönem yaşamışken aniden yakın tarihin en büyük krizine sürüklendi. Peki, ne yanlış gitti ve örgütlü emeğin geleceği için hangi dersler çıkarılabilir?

Prof. John LOGAN - San Francisco State University
ABD’de sendikalar 2022 yazında onlarca yılın en güçlü dönemini yaşıyordu. Gallup anketlerine göre, 1965’ten bu yana en yüksek kamuoyu desteği görülmüştü. Katılımcıların yüzde 71’inden fazlası sendikaların Amerikan toplumu için olumlu bir aktör olduğuna inanıyordu. Ancak şu pek dile getirilmedi: Sendikalar bugün örgütsel olarak zayıf olmalarına rağmen popülerdi.
1960’ların ortasında sendikalar son kez yüzde 70’in üzerinde destek gördüğünde özel sektör işgücünün neredeyse üçte birini temsil ediyorlardı. 2024’e gelindiğinde ise, 100 yılı aşkın süreden sonra ilk kez özel sektör çalışanlarının yüzde 6’sından daha azını temsil eder hale geldiler. Bu çelişki, ABD’deki büyük “temsiliyet açığının” göstergesidir. On milyonlarca Amerikalı sendika temsilciliği istiyor; ancak zayıf yasal korumalar ve işverenlerin sıklıkla yasadışı yollarla yürüttüğü sendika karşıtlığı nedeniyle bu mümkün olmuyor.
BIDEN DÖNEMİ: ‘EN SENDİKA DOSTU BAŞKAN’
Ocak 2021’den Ocak 2025’e kadar Beyaz Saray’da olan Joe Biden, kendisini ABD tarihinin “en sendika dostu” başkanı ilan etti. Bu yalnızca bir iddia değildi; yönetimi emek hareketine somut katkılar sağladı.
• Temiz enerji ve altyapı projelerine milyarlarca dolar aktararak sanayi ve inşaat sendikalarına bağlı binlerce iş yarattı.
• Çalışma Bakanlığı düzenlemeleriyle inşaat sendikalarının çıraklık ve eğitim programlarına öncelik verdi.
• Nakliyat İşçileri Sendikası Teamsters’ın iflasın eşiğindeki dev emeklilik fonlarını milyarlarca dolarlık destekle kurtardı.
• Çalışma Bakanlığı, Ulusal Çalışma İlişkileri Kurulu (National Labor Relations Board – NLRB), Ulusal Arabuluculuk Kurulu (National Mediation Board) ve diğer kurumlara sendika yanlısı uzmanlar atadı. NLRB Genel Danışmanı Jennifer Abruzzo, pek çok iş hukuku uzmanı tarafından modern bir “Jeanne d'Arc” figürü olarak görüldü. Ayrıca Biden, Amazon’un yasadışı sendika karşıtı faaliyetlerini açıkça kınadı, genç sendikacıları Beyaz Saray’a davet etti ve grevdeki United Auto Workers (UAW - Otomobil İşçileri Sendikası) üyeleriyle birlikte grev hattında yürüdü.
SENDİKALARIN ULAŞAMADIĞI ALANLARA ULAŞMAK
2022–2023 dönemi, ABD emek tarihinin en dikkat çekici zaferlerine sahne oldu; özellikle Starbucks ve Amazon’da. Bu başarılar ülke genelinde genç işçilere ilham verdi ve benzeri görülmemiş bir örgütlenme dalgasını tetikledi. Trader Joe’s, REI, Apple mağazaları, Barnes & Noble, Chipotle gibi markaların yanı sıra; lisansüstü ve lisans öğrencileri, kâr amacı gütmeyen kuruluş çalışanları, kültür emekçileri, gazeteciler, teknoloji işçileri, video oyun tasarımcıları, dijital medya çalışanları ve daha birçok kesim örgütlenmeye başladı.
Bu süreç çoğunlukla sendikal “kurulu düzenin” desteğiyle değil, ona rağmen gelişti. Genç işçiler kendi işyerlerini örgütleme fikrine ilgi duyuyor, mevcut sendikaların bürokratik yapısına iltifat etmiyordu. Onlar için heyecan verici olan, kurum olarak değil süreç olarak emek hareketiydi.
En çok ses getiren iki zafer 2022 Nisan’ında Staten Island’daki Amazon Labor Union (Amazon İşçileri Sendikası – ALU) ve Massachusetts ile Minneapolis’te başlayan Trader Joe’s United – tamamen yeni ve bağımsız sendikaların kurulmasıyla gerçekleşti. Bu ABD emek tarihinde nadir görülen bir durumdu. Ancak bağımsız sendika modeli, Amazon gibi milyar dolarlık bir şirkete karşı sürekli zaferler elde etmek için sürdürülebilir olmayabilir. “Hot shop” (aniden gelişen örgütlenme girişimleri) modeli bir yere kadar işe yarıyor; işçilerin ciddi mali kaynaklara ve profesyonel desteğe de ihtiyacı var.
STARBUCKS İŞÇİLERİ SENDİKASI (SBWU)
Bu kampanyalar içinde en başarılı ve dinamik olanı Starbucks Workers United (Starbucks İşçileri Sendikası – SBWU) oldu. SBWU, köklü bir sendika olan Upstate New York Workers United ile bağlantılıydı ama en başından itibaren yarı bağımsız hareket etti.
Kampanya, New York’un Buffalo kentinde Starbucks mağazalarında işe girip sendika kurmayı amaçlayan genç öncü işçiler tarafından başlatıldı. Bu gençlerin dinamizmi ve yaratıcılığı, sendikal kurulu düzenin yukarıdan aşağıya, bürokratik örgütlenme modelinde bulunmayan niteliklerdi. İlk yılında kampanya bu işçi-örgütçüler tarafından yürütüldü; merkezileşmeme, yerel özerkliğe saygı ve ülke çapında tabandan liderlik geliştirme ilkelerine dayandı.
TEMSİL MÜCADELESİNİ GÖRÜNÜR KILMAK
SBWU’nun yenilikçiliği ve özgünlüğü, kampanyayı hem geleneksel medyada hem de sosyal medyada öne çıkardı. Bu süreç tüm emek hareketine, özellikle de genç ve üniversite eğitimi görmüş LGBTİQ+ işçilere yeni bir soluk getirdi.
ABD’de sendikalar tarih boyunca toplu pazarlık meselelerinde dar bir bakış açısına sahip oldu. İş hukukunu yalnızca içeriden profesyoneller anlayabiliyordu; çoğu Amerikalı için işçi hakları adeta bir “kara kutuydu”. Starbucks ve Amazon kampanyaları bu kapalılığı kırdı. On yıllar sonra ilk kez geniş kitleler işçi meseleleriyle ilgileniyor, şirketlerin sendika düşmanlığı için kullandığı yasa dışı yöntemleri görüyordu.
Sendikalar ve müttefikleri örgütlenme hakkını görünür kılmak zorunda. Amerikalı işçiler, insanlar meseleyi anlamadıkça ve önemsemedikçe sendika seçme konusunda daha güçlü bir yasal hak elde edemez. Bu nedenle sendikaların meseleyi görünür ve somut hale getirmeleri gerekir. Bu da Buffalo’daki Starbucks işçilerinin 2021’de başlattığı türden taban kampanyalarını gerektirir.
Önemli olan sadece kazanmak değil, nasıl kazanıldığıdır. SBWU, yıllarca süren ve milyonlarca dolar harcanan SEIU (Service Employees International Union – Uluslararası Hizmet İşçileri Sendikası) ve UFCW (United Food and Commercial Workers – Birleşik Gıda ve Ticaret İşçileri Sendikası) kampanyalarının tam tersiydi. SBWU, Aralık 2021’deki ilk zaferinden altı ay sonra 200 mağazayı örgütleme yoluna girdi; bugün bu sayı 600’ü geçti. Üstelik ABD tarihinin en agresif ve yasadışı sendika karşıtı kampanyalarından biriyle yüzleşmesine rağmen. Bu kampanya on binlerce gence ilham verdi, sendika düşmanlığını haftalarca New York Times manşetlerine taşıdı ve kurumsal Amerika’nın büyük bir bölümünü ciddi biçimde endişelendirdi.
FIRSATI YAKALAMAK
ABD’de emek hareketi her zaman “ikincil bir kurum” oldu; yani kendi çevresini doğrudan şekillendirme gücüne sahip değil. Ancak Covid-19 pandemisi sırasında olduğu gibi, daha geniş sosyoekonomik çevre değiştiğinde bu fırsatı değerlendirebiliyor. 1930’lardaki Büyük Buhran ve New Deal (Yeni Düzen) döneminde olduğu gibi SBWU da pandemide bu şansı kullandı.
Kampanya, genç işçilerin elinde sosyal medyanın güçlü bir örgütlenme aracı olabileceğini gösterdi. Zoom toplantıları ve şifreli grup sohbetleri pandemi döneminde etkili oldu. Bir kez daha kanıtladı ki ABD emek hareketinde dinamizm nadiren tepeden gelir; sendikal kurulu düzen son yıllardaki örgütlenme dalgası sırasında büyük ölçüde kenarda kaldı.
HER ŞEY ÇÖKÜYOR
Trump yönetiminin ilk altı ayında emek ortamı son derece karanlık bir tablo çizdi.
Şirketlerin karşı saldırısı: Starbucks, Amazon ve Trader Joe’s gibi kampanyaların hiçbirinde işçiler ilk toplu sözleşmelerini elde edemedi. Bu durum, NLRB sisteminin sınırlarını açıkça ortaya koydu. Neredeyse sınırsız kaynaklara sahip şirketler, süreci felce uğrattı. Littler Mendelson ve Morgan Lewis gibi hukuk bürolarının “sendika kırıcı” avukatları süreci her adımda geciktirdi.
Elon Musk’ın SpaceX’i ile birlikte Amazon ve Trader Joe’s, NLRB’nin Anayasa’ya uygunluğunu bile sorguladı. Trump’ın Demokrat üye Gwynne Wilcox’u görevden almasıyla Kurul aylarca işlevsiz kaldı. Amazon’a ait Whole Foods, NLRB’nin sendika seçimlerini onaylama yetkisi olmadığını öne sürdü.
SBWU, Workers United ve SEIU’nun üst yönetiminin fiilen el koymasıyla sarsıldı. Mağaza temelli örgütlenme modeli, SEIU’nun “sektörel pazarlık” anlayışıyla çatıştı. Ancak mağaza mağaza örgütlenme büyük başarı getirmişti.
Amazon İşçileri Sendikası (ALU) ise iç çekişmelerle boğuştu ve sonunda Teamsters ile birleşti. Yine de Amazon hâlâ 2022’deki zaferi tanımıyor; kampanya büyük ölçüde tıkandı. Trader Joe’s United’daki öncü işçiler de tükenmiş ve daha büyük bir ulusal sendikaya katılmanın tek seçenek olduğuna inanmaya başlamıştı.

SAĞ POPÜLİZM BİR TEHDİT Mİ?
2025’in ilk yarısında Trump yönetimi, emek hareketinin kalbine ağır bir darbe vurdu. Sağcı Heritage Foundation’ın “Project 2025” yol haritasına uygun şekilde, 800.000 federal çalışanın toplu pazarlık hakları kaldırıldı. Bu, ABD tarihindeki en büyük sendika kırma eylemiydi. Demokrat üyeler görevden alındı, onlarca yıllık işçi hakları hedef alındı. Üstelik her hafta göçmen işçiler, trans işçiler, tarım emekçileri, bilim insanları, öğretmenler, gazeteciler ve daha pek çok kesime yönelik yeni saldırılar gündeme geldi.
KİMİN TARAFINDALAR?
ABD emek hareketi Trump’a karşı tamamen birleşmiş değil. Teamsters, UAW, ILA ve bazı ulusal sendikalar, Trump’ın ekonomik milliyetçiliğinin kimi yönlerini benimsedi. UAW Başkanı Shawn Fain, Trump’ın tutarsız gümrük politikalarını açıkça destekledi.
Sağ popülist siyasetçiler – Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Missouri Senatörü Josh Hawley – bu büyük sendikaları yok etmek istemiyor, onları yanlarına çekmek istiyor. Çünkü üyelerin çoğu, liderlerinden daha muhafazakâr eğilimler taşıyor.
UMUT IŞIĞI VAR MI?
Kısacası yok. Ancak bu, Trump’ın ikinci döneminde sendikaların yararlanabileceği fırsatlar olmayacağı anlamına gelmiyor.
• Siyasetle yaşa, siyasetle öl: Sendikalar devlete fazlasıyla bağımlı hale geldi. Trump’ın kararnameleri bu kırılganlığı açığa çıkardı.
• Eski kurallarla oynamayı bırakın: Trump kuralları umursamıyor. Demokratlar ise hâlâ eski normlara güveniyor.
• Fırsat çıktığında saldırıya geçin: 1930’lardaki gibi büyük bir değişim anı yeniden fırsat yaratabilir.
SONUÇ
Trump siyasi olarak başarılı olursa emek hareketinin geleceği karanlık. Ama eğer bu otoriter girişimler başarısız olursa, emek hareketi onlarca yıldır olmadığı kadar güçlü bir iş hukuku reformu fırsatı yakalayabilir.
Bu kez, yalnızca Employee Free Choice Act (Çalışanların Sendika Seçme Özgürlüğü Yasası) ya da PRO Act (Örgütlenme Hakkını Koruma Yasası) gibi tasarılarla değil, daha geniş bir kamuoyunun desteğini çekecek daha güçlü bir yasama gündemiyle ortaya çıkmaları gerekecek.
Emek hareketinin bu meydan okumaya yanıt verip veremeyeceğini zaman gösterecek.
Kaynak: ictur.org
Çeviren: Kıvanç ELİAÇIK


