Federal Almanya Cumhuriyeti, önümüzdeki hafta 23 Mayıs 1949’da yürürlüğe giren demokratik Anayasa’nın 75’nci yıldönümünü kutlamaya hazırlanıyor. Berlin’de meclisin bulunduğu bölge 23 Mayıs’taki resmi kutlamanın ardından üç gün boyunca çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak bir şenlik alanına dönüşecek. Ülkenin başka yerlerinde de kutlamalar olacak tabii ki.

Almanlar, kaynağını 1848 yılındaki demokratik devrimci hareketin bir sonucu olarak kabul edilen ilk anayasadan ve Nazi diktatörlüğü döneminin derslerinden alan bu anayasalarıyla gurur duymayı tabii ki hak ediyorlar.

Ancak son dönemlerde bu anayasanın sağladığı ve korumakla yükümlü olduğu özgürlükçü ortama ters düşen siyasi gelişmeler bu kutlamaları gölgeliyor.

Bunların başında İsrail’in Gazze’deki saldırılarına yönelik protestoculara ve Filistin halkının haklarını savunanlara yönelik baskılar geliyor. Devletin İsrail yanlısı tutumuyla ters düşen hemen herkes kolaylıkla “Yahudi düşmanı” ve “terörizm destekçisi” olarak suçlanabiliyor. Önceleri bu saldırılar genellikle fikirsel eleştiriler düzeyinde kalıyordu. Bilimsel, kültürel, sanatsal etkinliklerin iptal edilmesine, sanatçıları, kültür aktivistlerini oto sansüre zorlayan bu ortamın tahribatları sürerken, artık devletin bizzat kendisi de kurumlarıyla, polisiyle devreye girmiş durumda.

YASAKLAR ÜLKESİ

Kısa bir süre öne Gazze’deki gelişmeleri tartışmak üzere Berlin’de yapılması planlanan bir uluslararası konferansta yaşananlar bunun bir örneği. Organizatörleri arasında eleştirel Yahudilerin de yer aldığı konferansa davet edilen konuşmacılara (ki bunlardan biri eski Yunanistan’ın eski Maliye Bakanı Yanis Varufakis, diğeri de Glasgow Üniversitesi’nin Rektörü Gassan Ebu Sitte’ydi) Almanya’ya giriş yasağı konuldu. Konferans da daha başında giriş yasağı olduğu için Almanya’ya gelemeyen bir diğer misafirin video mesajı yayınlanırken polis tarafından engellenerek dağıtıldı.

Benzer olaylar şimdi de akademik dünyada yaşanıyor. Amerika’da olduğu gibi yaygın ve kitlesel olmasa da Almanya’daki çeşitli üniversitelerde de öğrenciler bir süredir işgal eylemleriyle Filistin’deki katliamlara dikkat çekmeye ve İsrail’i kınamaya çalışıyorlar. Bu eylemlerin ilki Berlin’deki Özgür Üniversite’nin (FU) kampüsünde yapılmış ancak öğrencilerin protesto kampı rektörün çağırısı üzerine devreye giren polis tarafından dağıtılmış, eylemci öğrenciler haneye tecavüz ve kışkırtıcılık gibi suçlamalarla gözaltına alınmıştı.

Üniversite yönetimi ve polisin sert müdahalesinin çok sayıda öğretim üyesinin ortak bir bildiriyle protesto edildi. Bunun ardından yaşanan tartışmalar, İsrail’in savunulması söz konusu olduğunda anayasal özgürlüklerin de görmezden gelinebileceğini gösterdi.

Berlin’den 100 profesör ve doçentin imzaladığı, söz konusu protesto bildirisi kesinlikle Hamas’ın 7 Ekim’deki terör saldırılarını destekleyen bir ifade içermiyor.

KATLİAMA DESTEK

Başlangıç bölümünde, “Berlin üniversitelerindeki öğretim üyeleri olarak öğrencilerimizi desteklemek, aynı zamanda onları korumak ve hiçbir koşulda polis şiddetine maruz bırakmamak zorundayız. Protesto kampının taleplerini kabul edip, etmemekten bağımsız olarak öğrencilerimizin yayında duruyor ve üniversite binalarının işgalini de içeren barışçıl protesto haklarını savunuyoruz” deniyor ve öğrencilerle önceden görüşmeden kampın boşaltılması için polisi devreye sokan üniversite yönetimi eleştiriliyor.

Yayınlanmasının ardından tüm Almanya’dan yüzlerce öğretim üyesinin de imzalarıyla katıldığı bildiriyi eleştiren Liberal parti FDP’li Bilim Bakanı Bettina Stark-Watzinger, yüzlerce bilim insanını Anayasa’ya aykırı tutum almakla suçladı.

Öğrencilerin ifade özgürlüklerini savunan akademisyenlere yönelik bu ağır suçlama aslında büyük bir skandala yol açmalıydı. Ancak öyle bir şey olmadı.

Almanya’daki protestolar, 68 öğrenci hareketi dönemindeki Vietnam Savaşı’yla ilgili protesto gösterileri gibi yaygın ve etkili değil. Ancak o zaman olduğu gibi şimdiki protestolar da haklı gerekçelere dayanıyor. Protestocular arasında fanatik Yahudi düşmanları, İsrail’in yok olmasını savunanlar da olabilir. Ancak büyük çoğunluk İsrail’deki aşırı sağcı hükümetin savaş ve katliam politikalarına protesto ediyor.

Ve aslında bir hafta sonra 75’nci yıldönümü kutlanacak anayasa da bu protestoların barışçı eylemlerle dile getirilmesine izin veriyor.