Google Play Store
App Store

Sadece fotoğraflarından tanıdığım büyük dedem terzi Süleyman efendi oldukça çapkın bir adammış. Evde hep anlatılan ve...

Sadece fotoğraflarından tanıdığım büyük dedem terzi Süleyman efendi oldukça çapkın bir adammış. Evde hep anlatılan ve beni güldüren bir hikaye vardı: Büyük dedem, birgün Lefkoşa sokaklarında yürürken güzel bir kadın görür ve onu takip etmeye başlar. Kadın, o günlerde bütün müslüman kadınlar gibi kara çarşaf giymektedir. Çarşafın altındaki endam, yürüyüşündeki zarafet dedemin aklını başından almıştır. Kadının kendi mahallesine girdiğini gören büyük dedem, daha da meraklanıp izlemeye devam eder. Kadın, kendi sokağına ve kendi evine girmez mi? Büyük dedem, “Müsteyde’nin bir arkadaşı herhalde” diye heyecanlanır ve gündüz vakti karısının arkadaşını görebilmek için eve damlar. Evde, kocanenem Müsteyde’den başka kimse yoktur. meğerse kendi karısını takip etmemiş mi!

Garip bir biçimde 1960’larda Kıbrıs’ın son çarşaf giyen kadınları bizim köydeydi. 1970’lere gelindiğinde hiç kalmamıştı ama köyümüz bu nedenle tutuculuğuyla ün yapmıştı.

Çarşaf giyenler, yalnızca bazı yaşlı kadınlardı ama köylülerimiz arasında beş kızları olan bir aile vardı ki onların okula gitmeyen kızları da çarşaf giyerlerdi. Babalarının dayatmasıydı bu ve ancak evlenince çıkarmışlardı çarşaflarını... Büyük bir kerpiç evleri vardı. Köyde yaşayan akrabalarımız, şehre gelip bize konuk olduktan sonra beni alıp köye götürürlerdi bir süreliğine... Her gece farklı birinin evinde yatardım. Beni paylaşamazlardı. Bu ziyaretlerde bir gece de onlarda kalırdım. Çarşaflı kızların babaları herşeyi yasaklamıştı. Hediye olarak bir akraba tarafından verilen televizyonun düğmelerini kırmıştı.( O yıllarda sadece tek kanal vardı. Kıbrıs televizyonu izlenirdi. Programlar genelde İngilizce ve Rumca’ydı. Cuma akşamları Türk filmi gösterilirdi.) Çarşaflı kızlar, geceleri gizli gizli kitap okurlardı. Kerime Nadir ve Muazzez Tahsin Berkant’ın romanlarıydı bunlar. Baba fark etmesin diye birileri nöbet tutardı. Yaptıkları en büyük itaatsizlik buydu.

Onlarla köyde dolaşmaya çıktığımızda erkeklerin oturduğu kahvenin önünden geçmemek için uzun bir yol dolanırdık. Buna bir türlü anlam veremezdim o yıllarda.

Köydeki akrabalarımızdan bazı kızların köy içinde sevdikleri vardı.

Bu erkekler, bazen komşu evlerin balkonlarında filan belirirlerdi ve gizli bakışmalar olurdu.

Onların yaşadığı köy, bizim gerçek köyümüz değildi aslında. Köyümüz Peristerona (Türkçede Güvercin yuvası anlamında) Türklerle Rumların karışık yaşadığı bir köy olduğu için 1963 savaşında köylülerimiz yakın bir köye sığınmış; orada kendilerine evler yapıp yeni bir hayata başlamışlardı. Biz o tarihten sonra Lefkoşa’da yaşamaya başlamıştık ama akrabalarımızdan ötürü bu yeni köyle de bir ilişki kurmuştuk. Bazı hafta sonları oraya gidip fırın kebabı ziyafetine katılırdık. Köylülerimiz de arada kasa kasa karpuz, kavunla gelir ve şehirdeki küçük göçmen evimize misafir olurlardı.

O yıllarda elbiseleri kadınlar dikerlerdi. Alman Burda moda dergisi, her ay mutlaka alınır; ince kağıtlara patron çıkarılırdı. Kumaşlar arasta’daki dükkanlardan seçilirdi. Kimse Almanca bilmediği için dergide ne yazıldığı anlaşılmazdı ama kadınlar bir biçimde bütün şifreleri çözmüşlerdi ve tıpkı fotoğraflardakiler gibi kıyafetler kısa sürede ortaya çıkardı. Sonuçta, kadınlar o yıllarda Alman kadınların giyindiği gibi giyinirlerdi . Annem dikiş konusunda en ustalardandı. Istanbul’a yaptığımız ziyaretlerde sokakta yürürken bazı kadınların beni durdurup giysilerimi incelediğini anımsarım. Bazen annemin dikişleri o kadar ustaca olurdu ki “Tanrı dikmiş gibi” derlerdi.

Annem çok modern giyinirdi. Henüz çok küçüktüm ve Türkiye’ye bir gemi seyahati sırasında bir örnek, hazır alınmış; ayak altına geçirilmiş bantları olan dar pantolonlar giydiğimizi, beyaz üniformalı bir kaptanın bize iltifatlar ettiğini anımsıyorum.

Hazır kıyafetler, Vedia Barut’un mağazasından alınırdı. Kıyafetlerin giyilip çıkarıldığı bir kabin vardı. Kolejdeyken şehrin erkeklerinin yalnızca kadınların gittiği Vedia Barut’un mağazasına dair fantaziler geliştirdiklerini işitince çok şaşırmıştım. Güya, üst katta Vedia Barut’un oğlu bir delik delmiş ve kadınlar giyinirken onları gözetliyormuş.

60’ların sonuna doğru dünyada esen özgürlük rüzgarları Kıbrıs’a da ulaşmış; her yanı mini etekler, apartman topuklar doldurmuştu. Gittikçe modernleşen köylerde, köylü kızlar bile mini etek giyiyor, topuz ve makyaj yapıyorlardı. Babam onlarla dalga geçer, ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar bir şeylerin sırıttığını söylerdi.

Düğünler çok önemliydi ve onlar için mutlaka yeni kıyafetler dikilirdi. Bazen küçük kızlara yeni kıyafet dikilmezdi; 23 Nisan kıyafetlerini düğünde de giyerlerdi. Yeni kıyafetlere vesile olan diğer zamanlar, bayramlar ve doğum günleriydi. Böylesi günlerde fotoğraf stüdyolarına gidilir ve yeni kıyafetlerle toplu aile fotoğrafları çekilirdi.

Kıbrıslıtürk kadınların kıyafetlerindeki hafif tutuculuk 1974’ten sonra başladı.

Çocukluktan yeni çıkmaya başladığım 1974 Ağustos’unda Vedia Barut’tan alınma sarı şortumla bakkala gittiğimi ve orada pek çok askerin bana gözlerini ayırmadan garip bir biçimde baktığını anımsıyorum.

Kıbrıs’ta o yıllarda getirilip yerleştirilen Karadenizlilerden birinin geriye dönünce şöylesi şeyler söylediğine dair bir anekdot anlatılırdı: “Gonuşmları bir acayüp. Garıları bir sirbest.”

Kıbrıs bir zamanlar kadınlar için daha güvenli daha özgür bir mekanken 1974 sonrası değişimlerle ürkütücü bir yer haline geldi. Duruma bir bakılacak olursa: Kırk bin kişilik bir ordu; kırk bin bekar erkek anlamına geliyor aynı zamanda. Geçenlerde kaçırılıp dövülerek, ırzına geçilen üniversite öğrencisi gencecik kızın saldırganı da bir kaçak işçi imiş. Onların sayıları da on binlerle ifade edilebilir sanırım. Sonuç: Bir bekar erkek kalabalığı.

Şehirlerin bazı bölgeleri zaten uzun zamandır kadınlar tarafından korkutucu bulunup terk edilmiş durumda zaten. Kadın kültüne sahip bir zamanların Afrodit adası şimdilerde dünyadaki kişi başına en yüksek seks işçisi oranıyla da rekor kırmakta. Zaten 2003’te kapılar açılınca Türk ve Rum işadamları arasında ilk buluşup protokol imzalayanların da gece klubü ve randevu evi sahipleri olduğu söyleniyor. Bir çeşit fiyatlardaki rekabeti dengeleme çabası.

İnsan herşeye rağmen eski masum zamanları özlüyor biraz. Kadınlar için her dönemde korkunç hikâyeler olsa da...