Ankara’da Emek Forumu: Emeğin birleşik mücadelesini kurabilmek

Yusuf Tuna Koç
4 Aralık’ta Ankara TAKSAV’da SOL Parti’nin çağrısıyla; sendikalardan, meslek örgütlerinden, farklı sektörlerden işçilerin katılımıyla emeğin güncel sorunları, bütçe ve çalışma koşulları konularıyla bir forum gerçekleştirdi. Foruma katılanlar, Türkiye’de emekçi halkın insanca, eşitlikçi çalışma ve yaşam koşulları için hayati olan talepleri, mücadele imkanlarını ve biçimlerini tartıştı.
Konuşmalarda, Türkiye’de halkın içinde bulunduğu sefalet koşullarına karşın ortaya çıkan mücadele dinamiklerinin nasıl somutlaşabileceği ve birleştirilebileceği tartışıldı.
Forumda öne çıkan tespit ve arayışlar, bir yandan Türkiye kapitalizminin yarattığı ağır yıkımı bir yandan da mevcut mücadele pratiklerinin nasıl geliştirilebileceğine işaret etti:
19. YÜZYIL KOŞULLARINA DÖNDÜK
“Çeyrek asrı bulan AKP iktidarı döneminde sermaye birikim amacıyla tüm çalışma rejimi yeniden düzenlendi, cumhuriyet tasfiye edildi, emekçilerin mücadeleler sonucu kazanımları ellerinden alındı. Tüm kamusal alanlar sermayeye bırakıldı, yerli üretim yok edildi. Stratejik alanlar uluslararası sermayeye bağımlı hale getirildi. Yasama organı, sermayenin ihtiyacını onaylayan bir mekanizmaya dönüştü.“
“19. Yüzyılla bugün arasında teknolojik farklar dışında pek bir fark yok. Haklarımız sürekli tırpanlanırken çalışma saatlerimiz ise artıyor. İşçilerin grev yapma şansı neredeyse yok, kritik sektörlerde sürekli erteleniyor. Nadiren başarı olarak sunulan şeylerin aslında hepsi gasp edilen hakların şahsi gayretlerle, kısıtlı desteklerle aylar süren mücadelelerle geri alınması. Epeyce zamandır bu alan liberal bakışlarla zehirlendiği, mevcut sendikalar buna ağırlık verdiği için, çok ciddi bir dağınıklık, bireyciliği katmerliyor. Bunu değiştirebilmek için emekçilerle bağ kurabilmek gerekiyor.”
“Sermayenin topyekun bir terörüyle karşı karşıyayız, siyasal iktidarın tercihi de bu yönde, 19. Yüzyıla benzer şartlarda vahşi bir kapitalizm, hem yoksullaştırma ve mülksüzleştirme hem de yeni bir proleterleşme üretiyor. Bu yoğun saldırı içerisinde devrimci bir hareketin de ortaya çıkması gerekiyor.”
“Açlık sınırının altında asgari ücretlerle halk derin yoksulluğa sürükleniyor. İşyerlerindeki mobbing, taciz, sendikal baskılar, iş cinayetleri, MESEM… Tüm bunlara rağmen Türkiye’nin her yanında iş yeri direnişleri, mitingler devam ediyor.”
“Ülkede 20 milyon civarında emekli yaşıyor. Bunların çok küçük bir kısmı örgütlü. Tüm Emekli-Sen’in 28 bin civarında üyesi var. Türkiye’nin hemen hemen birçok kentinde emekliler her gün sokakta, hak mücadelesi içerisinde. Ancak mücadeleyi belli biçimlere indirgiyoruz. 2026’da emekli olacak bir çalışanın emeklilik ücreti %25 düşmüş olacak, demek ki mücadelemiz etkili bir sonuç vermemiş. Etkili, sonuç alacak pratiklere ihtiyaç var.”
KORAMAZ: SINIF HİYERARŞİSİNİ AŞACAK BİR ORTAKLAŞMAYA İHTİYAÇ VAR
Forumda söz alan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, Türkiye’de emek rejiminin dönüşümü karşısında solun yaşadığı güç kaybına, birleşik emek mücadelesinin imkanlarına değindi:
“Emek örgütsüz, dağınık. Bu bir tesadüf değil, 12 Eylül, neoliberal dönüşüm, solun içerisine sızan liberal zihniyet… Tüm örgütlü yapılar için toplumda suç şebekesi algısı yaratıldı. Emperyalist merkezlerin desteği ile AKP tüm toplum yapısını yeniden şekillendirdi, hem kendi güdümünde bir sermaye sınıfı yarattı hem de demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların, meslek örgütlerinin içini boşalttı. Kendi suretinden meslek örgütleri, sendikalar ve sivil toplum mekanizmaları oluşturdu. Bu rant ağının dışında kalan tüm kesimlere kamu kapatıldı. Ülkenin olanaklarından kendisi gibi düşünmeyen herkesi dışladı. Ebeveyni parti üyesi ya da meslek odası üyesi olduğu için kamuya girilemeyeceği korkusuyla bu örgütlerden kayıtlar silindi. Böyle bir yapıda teknik elemanlar güçlü bir saldırıya maruz kaldı. Eğitimin içi boşaltıldı, teknik alanlara da bu dönüşüm yansıdı. Üniversiteler ranta açıldı, planlı bir iş eğitimi kurgulanmadığı için işsizlik arttı. Mesleki denetim yetkileri kısıtlandı. TMMOB, TTB gibi meslek örgütleri dışlandı. Meslektaşlarımız, tüm emekçiler gibi işsizlik dalgasıyla karşı karşıya kaldı. KESK üyeleri de hem liyakat hem eşit işe eşit ücret gibi sorunlar yaşıyor. Özel alanda iş alanlarının daralması sebebiyle devamlı bir işsizlik tehdidi var. Gençler geleceğini dışarıda arıyor.
EMEK MÜCADELESİ SİYASAL MÜCADELEDİR
Topyekun saldırıya karşı topyekun mücadele gerekiyor. Geçmişte örgütlenme forumları milyonları siyasete taşıyordu, şimdi sol buna önderlik edebileceği pozisyonu yitirdi. Birleşik bir mücadele vermek gerekiyor. Bunu da yeni örgütlenme biçimlerini içeren tartışmalarla yapabiliriz. Bir iş yerinde çalışan tüm emekçileri bir araya getirecek yeni biçimler, örgütlenme modelleri ve meclisler yaratmalıyız. Bir hastanede çalışan kadrolular, sözleşmeliler, doktorlar, hemşireler, temizlik görevlileri… Hepsinin bir arada olabileceği zeminleri oluşturabilmemiz gerekiyor, buna uygun zeminler geliştirebilmek gerekiyor. Mesleki unvanlarımızın, statü kalelerimizin bariyerlerini kırmalıyız. Bu, neoliberalizmin en önemli silahı olan ‘parçala ve yönet’ stratejisine karşı en güçlü dalgakıran olacaktır.
Çünkü bugün emek meselesi artık sadece ekonomik bir mesele değildir. Bugün emek mücadelesi, aynı zamanda demokrasi mücadelesidir, bağımsızlık mücadelesidir, laiklik mücadelesidir, kök salmaya çalışan gerici-faşist rejime karşı bir varoluş mücadelesidir. Emek mücadelesi artık bir siyasal mücadeledir. Bu noktada önümüzde önemli bir sorumluluk duruyor. Tüm halk kesimlerinin örgütlenebileceği biçimler gerekiyor. Demokrasi rafa kaldırılmış durumda. Halk egemenliği doğrudan hedef alınıyor. Sözünü söyleyen herkes baskı ve zorla terbiye edilmeye çalışılıyor. Her yerde ortaya çıkan direnişlere kıvılcım olacak bir birleşik mücadele gerekiyor.”
***
DİVRİĞİ’DE MADEN MÜCADELESİNDE DÜNDEN BUGÜNE
Sivas Divriği’de 12 Eylül öncesi devrimci madencilerden Metin Şimşek, geçen 50 yılın ardından maden işçilerinin koşullarının nasıl değiştiğini, devrimci mücadelenin yerine yerleşen bireyci yaklaşımları, özelleştirmelerin şekillendirdiği çalışma yaşamını anlattı.
“Mücadele edenler her zaman kazanamayabilir, ancak kazananlar hep mücadele edenlerdir. Divriği madenlerinde yaşananlar doğru bir noktadan değerlendirilmelidir. Bugün yaşanan süreç özelleştirmenin bize yaşattığı sonuçlardır.
Yaşamının en verimli çağını bu madenlerde üretim yaparak geçirmiş, gerek emek mücadelesinde gerekse özelleştirme karşıtı mücadelede aktif görev almış ve madenler özelleştikten sonra 23 yıllık işine son verilmiş, bundan dolayı maddi manevi bedeller ödemiş birisi olarak, bu günlerin yaşanacağını o günlerde ısrarla anlatmamıza ve konuyla ilgili çeşitli eylem ve etkinlikler düzenlenmesine rağmen bu ısrarımız yeterince anlaşılamamış akabinde özelleştirmeler gerçekleşmiştir. İlçemizden de bazı çevreler küçük hesaplarla özelleştirmeyi savunmuş ve madenlerin satılmasını kolaylaştıran bir rol üstlenmişlerdir. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde kurulan bu işletmelerin kuruluş amacı bu yörelerin ihtiyaçlarına katkıda bulunsun yöre halkına istihdam sağlasın diye amaçlanmıştır.
Kamudayken durum böyle de sürdü. Cürek, Div-Pelet, Selavattepe bunun en güzel örnekleridir. İşçilerin sosyal hakları, sendikaları vardı. Divriği esnafı ve halkı bu durumdan ekonomik anlamda yararlanıyordu, İşsiz gençler bu madenlerde istihdam ediliyordu. Ne zaman özelleştirme gerçekleştirildi her şey tersine dönmeye başladı.
Geldiğimiz noktada bu şirketler 2004 yılından bu yana ilçemizin kaymağını yediler, bize de posa yığınlarını bıraktılar, havamızı, suyumuzu kirlettiler, şimdi de kârdan biraz zarar edince yöremizin gençlerinin işine son veriyorlar.
Buralar kamuda kalsaydı bu emekçi kardeşlerimiz şimdi bu süreci yaşamıyor olacaklardı. Keşke süreç bizi haklı çıkarmasa idi, işten çıkarılmış biri olarak işine son verilen arkadaşlar için çok üzgünüm ve onları en iyi benim anladığımı düşünüyorum.
Divriği madenciliğinin tarihi bir önemi var sınıf mücadelesi anlamında. Özelleştirmeyi yaşama geçirmekle kalmadılar, işçi önderlerini tasfiye ettiler, korku saldılar. Politikleşmiş işçilerin yerine ikame edilenler apolitik, sınıf mücadelesiyle ilgisiz, emek parasının peşinde bir kesim yetişti. Demir sektöründeki daralma bahane edilerek işten çıkarmalar yapılıyor şimdi. Başka bir maden ocağında işçilerin tümünü çıkardılar. Ne acıdır ki Türkiye Maden İşçileri Sendikasına bağlı çıkarılan işçiler. Sendika oraya işverenle anlaşarak, onun izniyle girdi. 200 tane işçi işten çıkarılırken bir basın açıklaması bile yapılmadı. Gündeme getirilmedi. Üyesi olan sol sendikalar, kendi üyelerini dahi harekete geçiremiyor. İşçiler umutsuzluktan sermayeden medet umuyor. Birçoğunun babası bu madenlerde devrimci mücadele vermiş işçiler şimdi hak mücadelesi içerisine girmiyor. Sendikalarda da böyle samimi bir örgütlenme yok.
Bizim toplumsal muhalefeti güçlendirmekten başka çaremiz yok. Çoğu iş yerine özel sektörde girilemiyor. İşçiler rıza göstermiyor. 19 Mart’tan bu yana ortaya çıkan yeni dinamikleri güçlendirmek gerekiyor. Bu iktidar gitmeden sendikal mücadele ivme kazanamayacak, piyasanın böylesi kabullenildiği bir durumda insanları mücadeleye katabilmek kolay değil, bugün sokakta açılan yolu güçlendirmek gerek.”




