‘Anne, biz başka yerlerde dilenci mi olacağız şimdi?’

“Sinekleri takip edin insan etini bulacaksınız.”
Ekonomist’te yer alan ve bir Suruçlu’nun sözleriyle başlayan yazıyı, kendi görüşmelerimizden çıkanla birleştirdiğimizde tablonun ne kadar vahim olduğu anlaşılıyor: “Saçlarımın arasında arkadaşlarımın parçaları vardı.”
***
31 pırıl pırıl insanın katledildiği saldırının ardından, boğucu havanın daha da artacağını, kasvetin tül gibi ülkeyi saracağını kestirmek zor değildi. Öyle oldu; ‘içerde’ artarak devam eden ve at izinin, it izine karışmaya başladığı çatışmalı ortam, sınırda farklı bir boyutta tezahür etti. Haftalardır, Kilis’e yapılan askeri yığınak sinyalleri veriyordu. Sonunda IŞİD’in kontrolündeki bölgeden açılan ateş bir askerimizi vurdu.
***
İçeride ‘istikrar’, dışarıda ‘stratejik derinliğin’ geldiği noktayı, yıllardır adeta ‘yalvararak’ anlatmaya çalıştığımız son bir hafta özetledi. ‘Güvenlik’, Türkiye’nin öncelikli sorunu haline gelirken, net bir gerçek ortaya çıktı. O gerçeği, birkaç soruyla derinleştirip meseleyi basit bir şekilde somutlaştırmak mümkün. Şimdi, herhangi bir şehrimizdeki, herhangi bir demokratik eylemi ‘hain’ gözleyerek geçirmeyeceğinizden emin misiniz? Başkentte, kızınızın elinden tutup rahatça bir alışveriş merkezine girebilecek misiniz? Antalya’da havlunuzu arkanıza bakmadan serip Diyarbakır’da taşın serinliği vurmuş handa, iç huzuruyla kaçak çayınızı yudumlayabilecek misiniz?
***
Analizlerin derinliği, komplo teorilerinin genişliği, kehanet gazeteciliğinin dayanılmaz ‘hafifliği’…
Detaylar, iddialar, çarpıcı açıklamalar… Küçük parçalar, büyük resmin üzerini örttükçe insan zıvanadan çıkıyor. İlla fantastik kurgu hevesi varsa ve bir bulmaca tamamlanacaksa; ‘çözmece’ parçalarının birkaçını bir araya getirmek yetiyor…
“Gerekirse 4 adam yollar, 8 füze attırırım!”
“400’ü verin bu iş huzur içinde çözülsün!”
“Ya istikrar ya kaos dedik, millet kaosu seçti!”
***
MİT TIR’ları, uluslararası terör suçları, ticari anlaşmalar, vakıflara aktarılan paralar, ihaleler, ihaleler, ihaleler… Hepsini bir paragraf açıklamayla yazsan, gazetenin bir sayfası değil bir günü kapanıyor…
Kimse kimseyi kandırmaya kalkmasın, ‘kaos planı’ tek adamın günahlarını örtmek üzerine şekilleniyor!
***
“Daha kötüsü olmaz”, diye diye geldiğimiz noktada; parçalanmış insanlar, ölen arkadaşlar, gömülen çocuklar, ailelere gönderilmek için toplanmış bavullar, yerlere savrulmuş oyuncaklar var. Daha kötüsü olmaz diye geldiğimiz yerde; IŞİD’in kalabalık yerleri ne zaman vuracağı endişesi taşıyoruz. Besleyip büyüttükleri çakallar fütursuzca uluyor, etlerimizi lime lime etmek için pusuda bekliyorlar.
***
İçeride de dışarıda da istikrar var: Terör ve savaş kaygısı!!!
Evlerinde terörün, savaşın, güvenlik zaaflarının konuşulduğu arkadaşlarımızın küçük oğlu soruyor:
“Anne, biz başka yerlerde dilenci mi olacağız şimdi?”
Hayat, metroda, otobüste, çay bahçesinde şüpheyle akıyor. Yazar Emma Goldman’ın sözleri bir tokat oluyor: “Bütün savaşları dövüşemeyecek kadar korkak olan, bu yüzden de kendileri adına dövüşmek için gençleri öne süren hırsızlar çıkarır!”
***
Havuz medyası; savaş çığlıkları atıyor. Neredeyse tek ‘bordo bereliyle’ IŞİD mevzileri aşılıp Şam alınıyor. “Gazamız mübarek olsun!” nidaları yeri göğü yırtıyor. DEAŞ ya da DAEŞ, birkaç saat içerisinde büyük bir omurgasızlıkla IŞİD’e dönüşebiliyor. Nasıl oluyor da 32 genç insanın katledildiği saldırıdan sonra bile, Meclis’te 81 sandalyesi bulunan bir partinin eşbaşkanı bir başına katil ilan ediliyor? Anlamak mümkün değil, anlaşmak imkânsız!
***
İçerideki kaygıyı; “Neden HDP’liler yoktu?” komplosuyla anlamlı, dışarıdaki teyakkuzu, “Girelim, alalım!” çığlığıyla sempatik hale getirebilmek mümkün mü?
Elbette hayır! Biz; ülkemize baktığımızda; bir çocuğun naif endişesi ile bir yazarın duru çıkarımlarını görüyoruz:
“Anne, biz başka yerlerde dilenci mi olacağız şimdi?”
“Bütün savaşları dövüşemeyecek kadar korkak olan, bu yüzden de kendileri adına dövüşmek için gençleri öne süren hırsızlar çıkarır!”
***
Konuyla alakalı bir haber düşüyor: “Star gazetesine bomba ihbarı var, bina boşaltılıyor…”
Endişeleniyoruz… Henüz birkaç sene önce barış içinde yaşayan ülkelerin yıkıntılarına bakınca; çok karmaşık bir fotoğraf görmüyoruz çünkü. Siz de bakın fotoğrafa; çöken binalar arasında, gazete, televizyon, medya kalmış mı diye! Savaş ya da kaos, herkesi vuruyor. Yıkıntılar arasından sadece diktatörler çıkıyor. Ancak… Onlar da kalıcı olmuyor!
Çok geç olmadan…


