Artık önümüzdeki seneye bakacağız
BirGün gazetesinde her yeni sezon öncesi yazdığım yazılarda çok da zor olmayan bir öngörüde bulunurum. Lig mücadelesi üçe ayrılır...
BirGün gazetesinde her yeni sezon öncesi yazdığım yazılarda çok da zor olmayan bir öngörüde bulunurum. Lig mücadelesi üçe ayrılır: 1) Henüz hazır değiliz, 3-5 hafta sonra iyi oluruz. 2) Ligin ikinci yarısında daha iyi olacağız. 3) Hakem hataları(!), teşvik ve şike söylentileri.
Şu haftalarda bu son aşamayı idrak ediyoruz. Ne var ki memlekette teşvik ve şike bir türlü ispatlanamadığı hep iddia düzeyindedir. Demek ki yok ! Yine de ligin son virajlarından kimsenin ağzından düşmez. Herkes birbirini suçlar. Bu suçlamalardan öğreniriz ki iki türlü şike vardır: 1) Para karşılığı yapılan. 2) Hatır gönül için yapılan.
Kendinizi bir futbolsever olarak görüyorsanız da iki seçeneğiniz var: 1) Bütün söylentilere kulaklarınızı tıkayıp sadece yeşil sahaya odaklanmak 2) Yeşil sahayı bir kenara bırakıp söylenen iddialara kulak verip, kendinizi bu oyundan iyice soğutmak.
Kimi yazar çizer “nasılsa ispatlanmıyor” ve “bir sezonda herkese hemen hemen eşit oranda hata yapılıyor” diyerek, kendilerine bir çıkış yolu arar. Zaten, son düdük çalana kadar bir takım hakkında en iddialı konuşmaları yapanların bile eğer o takım şampiyon olmuş veya ligde kalmayı başarmışsa “Anasının ak sütü kadar helal olsun” şeklinde ağız değiştirmesi adettendir!
Geçen hafta futbol bir gol daha yedi. Fenerbahçeli arkadaşlara “Niye satılmış Kayseri diye bağırdınız. Ne yani, Kayseri hiçbir mücadele vermeden yenilse miydi?” diye sorduğumda “Hayır ama yere düşen bir oyuncu 5 dakika kalkmıyordu” yanıtını aldım.
Bunun üzerine “Fenerbahçe'nin kritik dakikalarda öne geçtiği maçlarda kaleci Volkan'ın yaptığı o plonjonlar ne olacak peki? En yumuşak topu bile yerlere yatarak kontrol edip zaman geçirmiyor mu?” diye atak yaptığımda ise tatmin edici bir karşılık alamadım. Geçen sezon Beşiktaş tribünleri de canla başla oynayan Antalyaspor’a o şekilde bağırdı. Sonuçta ne oldu? Antalya küme düştü. Beşiktaş’tan puan alsaydı düşmeyecekti. Geçen sene o yanlışı yapan Beşiktaş tribünleri bu yıl Trabzonspor maçında kendilerini affettirdi. Hakemin yok yere Trabzonsporlu oyuncuyu kırmızı kartla atmasını protesto ettiler; “eyyamcı” diyerek.
Gönül Fenerbahçe tribünlerinin de Kayserispor maçında böyle bir “şıklık” yapmalarını isterdi. Çünkü sahip oldukları kadro ve oynadıkları oyunla zaten kazanma ihtimalleri çok yüksek olan şampiyonluğa hiç gereği yokken hakemin gölgesi düştü. Hem de öyle böyle değil; ayan beyan. Fenerbahçe-Kayserispor maçını yöneten hakem Hakan Sivriservi, İB Belediyespor-Beşiktaş maçının da hakemiydi. Bobo’ya sarmaş dolaş olan Ekrem’i görmeyen Hakan Sivriservi, buna karşın kılına bile dokunulmayan Deivid’in kendini yere atmasına penaltı çaldı... Maçın haddinden fazla uzaması, galibiyet golünün ofsayttan atılması da cabası.
İki maçın hakemi farklı olsaydı, bu gece ile gündüz kadar farklı uygulanan standardı anlardım bir yere kadar. Ancak bu iki zıt kararı veren aynı hakem. Yo yo, haklısınız değil. Birini “Hakan Sivriservi” verdi diğerini “Hakan Sivriselvi” (!) Her yorumda soyadı iki ayrı biçimde yazılan Hakan Bey için bu bir mazeret olabilir mi acaba...
İşin daha da vahim olan noktası şu: Maçtan sonra Beşiktaş ile Galatasaray tepki koyuyor ve ertesi gün aynı vahim hatalar bu sefer Galatasaray lehine oluyor. Beşiktaş ise gündüz alnının akıyla Sivasspor’u yeniyor. Demek ki Beşiktaş çoktan yarışın dışında görülmeye başlanmış bile. Baksanıza, “bir güzellik” yapmak şöyle dursun neredeyse sarı kart görmeyen oyuncusu kalmadığı gibi 2 oyuncusu da cezalı duruma düştü... Stadı bir maç seyircisiz bir maç da dış sahada olmak üzere cezalandırıldı...
Beşiktaş’a anlaşılan bu sene de “Hakkı’yla Şeref’li bir derece” düşecek. Bu da Kara Kartalların en büyük sevinci olmalıdır.
Sonuçsuz kalan bir “rest” daha çeken Yıldırım Demirören’in yapacağı ilk şey Fenerbahçe ile rekabetinde Galatasaray’ın terkesine atlamamak. Zira illa kafa tutması gerekiyorsa Beşiktaş’ın bir değil iki rakibi var; ezeli denilen...
Şu haftalarda bu son aşamayı idrak ediyoruz. Ne var ki memlekette teşvik ve şike bir türlü ispatlanamadığı hep iddia düzeyindedir. Demek ki yok ! Yine de ligin son virajlarından kimsenin ağzından düşmez. Herkes birbirini suçlar. Bu suçlamalardan öğreniriz ki iki türlü şike vardır: 1) Para karşılığı yapılan. 2) Hatır gönül için yapılan.
Kendinizi bir futbolsever olarak görüyorsanız da iki seçeneğiniz var: 1) Bütün söylentilere kulaklarınızı tıkayıp sadece yeşil sahaya odaklanmak 2) Yeşil sahayı bir kenara bırakıp söylenen iddialara kulak verip, kendinizi bu oyundan iyice soğutmak.
Kimi yazar çizer “nasılsa ispatlanmıyor” ve “bir sezonda herkese hemen hemen eşit oranda hata yapılıyor” diyerek, kendilerine bir çıkış yolu arar. Zaten, son düdük çalana kadar bir takım hakkında en iddialı konuşmaları yapanların bile eğer o takım şampiyon olmuş veya ligde kalmayı başarmışsa “Anasının ak sütü kadar helal olsun” şeklinde ağız değiştirmesi adettendir!
Geçen hafta futbol bir gol daha yedi. Fenerbahçeli arkadaşlara “Niye satılmış Kayseri diye bağırdınız. Ne yani, Kayseri hiçbir mücadele vermeden yenilse miydi?” diye sorduğumda “Hayır ama yere düşen bir oyuncu 5 dakika kalkmıyordu” yanıtını aldım.
Bunun üzerine “Fenerbahçe'nin kritik dakikalarda öne geçtiği maçlarda kaleci Volkan'ın yaptığı o plonjonlar ne olacak peki? En yumuşak topu bile yerlere yatarak kontrol edip zaman geçirmiyor mu?” diye atak yaptığımda ise tatmin edici bir karşılık alamadım. Geçen sezon Beşiktaş tribünleri de canla başla oynayan Antalyaspor’a o şekilde bağırdı. Sonuçta ne oldu? Antalya küme düştü. Beşiktaş’tan puan alsaydı düşmeyecekti. Geçen sene o yanlışı yapan Beşiktaş tribünleri bu yıl Trabzonspor maçında kendilerini affettirdi. Hakemin yok yere Trabzonsporlu oyuncuyu kırmızı kartla atmasını protesto ettiler; “eyyamcı” diyerek.
Gönül Fenerbahçe tribünlerinin de Kayserispor maçında böyle bir “şıklık” yapmalarını isterdi. Çünkü sahip oldukları kadro ve oynadıkları oyunla zaten kazanma ihtimalleri çok yüksek olan şampiyonluğa hiç gereği yokken hakemin gölgesi düştü. Hem de öyle böyle değil; ayan beyan. Fenerbahçe-Kayserispor maçını yöneten hakem Hakan Sivriservi, İB Belediyespor-Beşiktaş maçının da hakemiydi. Bobo’ya sarmaş dolaş olan Ekrem’i görmeyen Hakan Sivriservi, buna karşın kılına bile dokunulmayan Deivid’in kendini yere atmasına penaltı çaldı... Maçın haddinden fazla uzaması, galibiyet golünün ofsayttan atılması da cabası.
İki maçın hakemi farklı olsaydı, bu gece ile gündüz kadar farklı uygulanan standardı anlardım bir yere kadar. Ancak bu iki zıt kararı veren aynı hakem. Yo yo, haklısınız değil. Birini “Hakan Sivriservi” verdi diğerini “Hakan Sivriselvi” (!) Her yorumda soyadı iki ayrı biçimde yazılan Hakan Bey için bu bir mazeret olabilir mi acaba...
İşin daha da vahim olan noktası şu: Maçtan sonra Beşiktaş ile Galatasaray tepki koyuyor ve ertesi gün aynı vahim hatalar bu sefer Galatasaray lehine oluyor. Beşiktaş ise gündüz alnının akıyla Sivasspor’u yeniyor. Demek ki Beşiktaş çoktan yarışın dışında görülmeye başlanmış bile. Baksanıza, “bir güzellik” yapmak şöyle dursun neredeyse sarı kart görmeyen oyuncusu kalmadığı gibi 2 oyuncusu da cezalı duruma düştü... Stadı bir maç seyircisiz bir maç da dış sahada olmak üzere cezalandırıldı...
Beşiktaş’a anlaşılan bu sene de “Hakkı’yla Şeref’li bir derece” düşecek. Bu da Kara Kartalların en büyük sevinci olmalıdır.
Sonuçsuz kalan bir “rest” daha çeken Yıldırım Demirören’in yapacağı ilk şey Fenerbahçe ile rekabetinde Galatasaray’ın terkesine atlamamak. Zira illa kafa tutması gerekiyorsa Beşiktaş’ın bir değil iki rakibi var; ezeli denilen...


