Avrupa yine devrede ve savaş devam ediyor
Alaska’daki Trump – Putin zirvesinden savaşı bitirebilecek bir sonucun çıkmadığına dair ilk değerlendirmeler Almanya başta olmak üzere Avrupa’daki Ukrayna’ya destek veren ülkelerin oluşturduğu “Gönüllüler Koalisyonu”nu rahatlatmış gibiydi. Örneğin bu koalisyonun liderliğine soyunmuş olan ve zirve öncesindeki girişimleriyle bunu kısmen başarmış gibi görünen Almanya Başbakanı Merz değerlendirmeleri bu doğrultudaydı.
Zirvenin öncesinde olduğu gibi hemen ardından da “Gönüllüler Koalisyonu”nu yeniden sanal toplantıya çağıran Merz, televizyonlara yaptığı açıklamada “Trump hep birlikte kararlaştırdığımız çizgide hareket ediyor. Bu iyi bir gelişme!” değerlendirmesinde bulunmuştu. Merz, tüm medyadaki Alaska zirvesinin Putin için büyük bir kazanım olduğu yorumlarına ve ona yeniden uluslararası siyasetin aktif ve meşru bir aktörü olma olanağı sağladığı için Trump’a yönelik ağır eleştirilere rağmen ılımlı bir dil kullanmaya dikkat ediyordu. Merz’in Trump’a karşı eleştirel bir tutum almamasının ardında stratejik nedenlerin olduğunu, “Gönüllüler Koalisyonu”nun da sürecin etkin bir aktörü olarak pazarlık masasına oturtmayı hedeflediği ortada.
Bu arada geçen sürede zirveyle ilgili basına sızan haberler ve söylentiler ilk gün yapılan yorumların büyük eksiklikler içerdiğini ve buna bağlı olarak ortaya çıkan geçici rahatlamanın haklı bir temeli olmadığını gösterdi. Buna göre Alaska’da savaşı bitirmek için koşullarını net bir şekilde masaya koymuş. Bu koşulların başında şu hususlar yer alıyor: Putin yıllardır bir türlü tamamen işgal etmeyi başaramadığı Donbas’ın Rusya’ya bırakılmasını istiyor, buna karşılık da Rusya’nın Ukrayna’nın diğer bölgelerinde işgal ettiği yerlerden çekilmesini ve varılacak anlaşmaya uyulması için ABD ve Avrupa ülkelerinin garantörlüğünü kabul ediyor. (Ukrayna’nın geri almak istediği Kırım konuşulmuyor bile. Kırım’ın artık Rusya’nın bir parça olduğu fiilen kabul edilmiş gibi.) Bu savaşı bir an önce bitirmek isteyen Trump’ın Putin’in taleplerine itiraz etmediği de ileri sürülüyor.
Putin’in koşullarıyla ilgili söylentilerin ardından “Gönüllüler Koalisyonu” başkentlerinden Trump’ın zirveden sonra Washington’a çağırdığı Zelenski’yi bunları kabul etmeye zorlayabileceği endişesi ilk günün rahatlığını ortadan kaldırdı.
Önce Trump’ın kendileriyle ortak çizgide hareket ettiğini belirterek ortalığı yatıştırmaya çalışan Merz, ardından Zelenski’yi onun karşısında yalnız bırakmamak için başta kendisi olmak üzere kalabalık bir koalisyon heyetinin apar topar Washington’a doğru yola koyulmasını başardı. Merz’in yanısıra, Fransa ve Finlandiya cumhurbaşkanları, Birleşik Krallık ve İtalya başbakanlarının yer aldığı, NATO Genel Sekreteri ve AB Komisyonu Başkanı’nın da eşlik edeceği bu heyet, Zelenkski’nin Trump tarafından toprak ödünü vermeye “ikna edilerek” barışa (kimi yorumcular bunun Ukrayna’nın kayıtsız şartsız teslimiyeti ya da yenilgisi anlamına geleceğini ileri sürüyorlar) razı edilmesine ne kadar direnebilir belli değil.
Avrupalı “müttefikleri”nin günümüzün Hitler’i olarak gördüğü ve hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin “savaş suçu” gerekçesiyle tutuklama kararı olan Putin’i ayaklarına kırmızı halı serdirerek ve “alkışlayarak” karşılayarak, onların yaklaşımlarına zerre kadar değer vermediğini gösteren Trump, bu savaşın çıkış nedeni konusunda da müttefikleriyle aynı görüşte değil. Bu duruma gelinmesinde selefi Biden’ın (ve Obama’nın da) suçu olduğunu savunuyor. Ve artık bitirmek istiyor.
Trump tabii ki bunu “dünyada barış” gibi idealin peşinde koştuğu için istemiyor. Gerçi bu girişimleriyle Nobel Barış Ödülü beklentisi içinde olduğu da biliniyor ancak onun hedefi Amerika için çok büyük askeri ve ekonomik maliyeti olan bu sorundan bir an önce kurtulup, asıl sorunlara, örneğin Çin’le mücadeleye yoğunlaşmak, Amerika’nın Rusya’yla ticari ilişkilerini tekrar canlandırmak...
Ancak barış olmazsa içine tüm Avrupa’yı ve ardından da dünyayı alacak, büyük olasılıklıkla atom silahlarının da devreye girdiği bir büyük savaşa dönüşme potansiyeli taşıyan ve şimdiye kadar on binlerce insanın yaşamını yitirmesine, sakat kalmasına, yaşadıkları yerlerden göç etmelerine, başka ülkelerde sığınmacı durumuna düşmelerine, Ukrayna’nın birçok yerinin harabeye dönüşmesine neden olan bu krizin artık çözülmesi gerekiyor.
Merz ve diğer koalisyon üyeleri ise Amerika’yı da yanlarına alıp, Rusya’yı, Putin’i savaş meydanında pes ettirmek istiyorlar.
Ukrayna’nın “özgür dünya”yı, “demokrasi”yi, “Avrupa değerleri”ni savunduğunu ileri sürüp, yenilgisi halinde Rusya’nın saldırganlığını sürdüreceğini, diğer Avrupa ülkelerini hedef alacağını ileri sürerek, halklarını ikna etmeye çalışıyorlar.
Ve sonuç: Savaş devam ediyor...
Ukrayna savaşının ilk günlerinde İstanbul’da yapılan barış görüşmeleri, tarafların üzerinde uzlaştıkları anlaşma bir takım Avrupalı liderler karşı çıktığı için sonuçsuz kalmıştı.
Bir yanda Trump, diğer yanda şimdiye kadar yaptıklarıyla savaşı uzatmaktan başka bir sonuç alamayan Avrupa...
Avrupa’da güçlü bir barış hareketi olsaydı insanlık böylesine zavallı bir duruma düşmezdi herhalde...


