Aydın Sezer: İsrail rejim değişikliği olmadan durmayacak

Yusuf Tuna Koç
Geçtiğimiz günlerde, Tahran ve Washington arasındaki nükleer anlaşma görüşmeleri arifesinde İsrail’in İran’da stratejik isimlere ve noktalara yönelik saldırısıyla bölgedeki gerilimler yeni bir seviyeye tırmandı.
Ortadoğu’da 7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşanan soykırım, Lübnan’ın kısmi işgali, Hizbullah’a yönelik suikastlar, Suriye’de rejim değişikliği, Yemen’de Husilere dönük bombardımanlar ve farklı kerelerce İran’a yönelik saldırılar, İsrail’in Batı desteği ile bölgede kendisine yönelik tüm direniş güçlerini ortadan kaldırma stratejisinde tam gaz devam ettiğinin kanıtı.
İran’ın vereceği yanıtın boyutunu henüz görmek için erken olsa da geçmiş çatışmalardan da yaşanacaklara dair karamsar bir tablo çizmek zor değil.
Ancak bölgede İsrail’in gerilimi tırmandırma stratejisinin sonuçlarının nereye varabileceğini tahmin edebilmek için henüz erken.
Bu hafta, Dış Politika uzmanı Aydın Sezer ile İsrail’in saldırısının arkasındaki gerekçeleri ve yaşanan gerilimin olası sonuçlarını konuştuk.
İsrail’in saldırısının nihai hedefi sizce nedir?
Aydın Sezer: Bu saldırının ABD ile süren nükleer anlaşma ve İran’ın nükleer altyapısıyla doğrudan ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Zira sizin de belirttiğiniz gibi müzakereler sürerken, hatta sonuca yaklaşma ihtimali konuşulurken, müzakereler kesilmeden böyle bir saldırının sebebini anlamak için ilişkilerin kronolojisine bakmak gerekiyor. Ben yaşananları şöyle okuyorum, bir buçuk yıl önce Hamas’ın 7 Ekim saldırısı yaşandıktan sonra İsrail açıkça İran ve bölgedeki vekil güçleri yok edilmeden güvenliklerinin sağlanamayacağını söyledi ve artık yaşananların bir bölge savaşına evrileceğini açıkladı. Nitekim sonraki süreçte Suriye’de Esad rejimi düştü, Lübnan’ın güneyi işgal edildi ve Nasrallah dahil Hizbullah’ın üst düzey isimleri katledildi, Yemen’de Husilere yönelik saldırılar devam ediyor. Dolayısıyla İran’ın vekil güçlerine yönelik olarak Netanyahu’nun bu tehlikeli açıklamasının kalanını düşündüğümüz zaman, İran’daki bu rejimin yıkılmasının düşündüğümüzden çok daha erken olacağını iddia edebilmek mümkün hale geliyor. Netanyahu açıklamasında “Yahudi ve Pers halkı barış içinde yaşayacak, İran özgürleşecek” dedi. Bu sözleri ABD seçimlerinden de önce bir tarihte söylemişti, nitekim sonrasında Suriye’de aralık ayında Esad düştü. Tüm bunlardan da anlaşılıyor ki İran’ın nükleer kapasite artırımı ile ilgili süreç İsrail’in çok umurunda değil. Çünkü daha önce de ABD ve İran arasında bir barış süreci olmuştu ancak ABD tek taraflı geri çekilmişti çok tartışılan bir kararla ve şimdi yeniden müzakere ediliyordu. Fakat Netanyahu net bir rejim değişikliğini kafasına koymuş belli ki. Bu saldırı elbette ABD’nin bilgisi altında olmuştur ama böyle bir karar alınması konusunda İsrail’in iradesine boyun eğmiş gibi gözüküyorlar, son sözün Netanyahu’da olduğu da anlaşıldı. Tabii iki ülke arasındaki ilişkilerde ABD’deki İsrail lobisinin gücünü de dikkate almak gerekiyor.
Saldırıya ABD ve İngiltere katılmadı ama İran saldırırsa da İsrail’i destekleyeceklerini açıkladılar, dolayısıyla yaşananlara kayıtsız olduklarını söylemek mümkün değil. Ben hedefin İran’da rejim değişikliği olduğunu, başarılamazsa da rejimin toparlanamayacak kadar zayıflatılmasının amaçlandığını düşünüyorum açıkçası.
Tabii bu saldırının gösterdiği bir başka boyut, yalnızca dışarıdan uçaklarla, füzelerle başarılabilecek bir şey olmadığını, İran içinden de sabotajlarla desteklenerek yapılabildiği ki bu da şunu ortaya çıkarıyor, İran’da çok güçlü bir İsrail istihbarat altyapısı var ve çok başarılılar. İran içinden de destek aldıkları açık gözüküyor, muhtemelen muhalif kesimlerden de.
İran yalnızca İsrail’in saldırısına hedef oldu ancak karşı hamle yapmak isteyeceği zaman çok daha geniş bir kuşatma altına girecek. Trump zaten haberimiz vardı diyor, agresif açıklamalar yapıyor. Alman başbakanı da haber verildiğini açıkladı, bir karşılık olursa denizden destek vereceklerini açıkladılar.
Böyle bir çatışmada Türkiye’ye düşen rol ne olur?
Türkiye ile ilgili birkaç husus var. Biri radar üssünün bu çatışmada nasıl bir rol oynayacağı ile ilgili çünkü İran’ın gözlemlenmesi açısından çok ciddi bir katkı sağlıyor, doğrudan İsrail’e değilse de NATO ülkelerine bir bilgi akışı söz konusu. İrademiz dışında gözükse bile bir destek söz konusu.
Türkiye resmî olarak kınamaktan başka bir şey yapmıyor. Sürekli yüksek sesle bir karşı çıkış söz konusu ancak bunun dışında pratik bir adım atmıyoruz ve atamayız da. Bu hem Trump-Erdoğan ilişkileri hem de Türkiye’nin Ortadoğu politikası açısından böyle olması gerekiyor. Kaldı ki İsrail’in İran’ın direniş güçleriyle savaşında Suriye’de Esad’ı ortadan kaldırarak İsrail’e yardımcı olduğumuzu söyleyebiliriz, çünkü rejim değişikliğinin ardından İsrail ülkede sürekli olarak genişleyen, mevzi kazana tek güç. Eğer bu savaş 10-15 gün sürecek olursa, ekonomik olarak en çok bizi etkiler, bu da sonucunda sokaktaki insanı etkiler. Onun dışında Erdoğan Cuma namazı çıkışında sert mesajlar verir ama bu pratikte sonuç üretecek bir durum yaratmaz.
Sizce çatışmalar boyut atlar mı?
Birincisi İran’ın bu çapta bir saldırıya cevap verecek bir kapasitesi olduğunu düşünmüyorum. Böyle söylendiği gibi kapsamlı saldırıya ihtimal verileceğini düşünmüyorum. İkincisi de bölge ülkelerinin tamamı böyle bir saldırıda hava sahalarını kapatacaklarını ve İsrail’e destek olacaklarını açıkladılar. Üçüncüsü, ABD ve İngiltere’nin de desteği düşünüldüğünde İran’ın çok ciddi bir saldırısı olamaz, belki daha önce de olduğu gibi Yemen ya da başka bir ülkeden vekiller üzerinden olabilir. Ancak İsrail açısından baktığımızda bugün çok daha açık ki İran’daki rejim değişikliğinin önünü açacak her türlü gelişme tetiklenecek.





