Google Play Store
App Store

AKP ve MHP’nin, orada olmanın en önemli olduğu zamanda Meclis’e un sererek gelmeyecekleri belli olduğundan, CHP lideri Kılıçdaroğlu, toplanabilselerdi genel kurulda yapacağı konuşmayı kendi grubuna yaptı. Ana muhalefet liderinin “Beni sakin dinlemenizi istiyorum” diyerek başladığı konuşmasını, ne yazık ki bitmekte olan tatilimin sonuna direksiyon sallarken, bölük pörçük dinleyebildim radyodan.

Biz asıp kesen, gürleyip esen, atıp tutan siyasilere alışığız. Öfkeyi hitabet sanatı sanan, dün kardeşim diyerek öpüp kucakladığı diktatörlere bugün kan kusan liderlerimiz var. Memlekette bir süredir tuttuğunu gördükleri bu politikayı uluslararası düzeye taşıyan, başka merkezler adına yürütülen bir dış politikayı da, üstelik Ortadoğu’nun ateş çemberinde, “demokrasi” baharatlı bir öfke sosuna bulayan iktidarımız var…

Oysa kriz anlarında, niyetiniz kriz çözmekse eğer, asıl gerekli olan sakin olmaktır. Kriz anlarında sakin olabilen, sakin kalabilen liderler çözüme giden kararlar alabilirler. Keskin sirke sadece küpüne zarar verir, ama ne acı ki o küp hepimizin içinde olduğu memleket bugün. 

Ana muhalefet partisi ve liderinin, hem de bir milletvekilleri kaçırılmış ve henüz serbest de bırakılmamışken, sakin kalması, tabanına sakin olmayı salık vermesi, ama bunu yaparken söylenecekleri de hiç eğip bükmeden söyleyebilmesi, yeniden bir “1Mart tezkeresi bilinci” yakalamamız gerek şu günlerde, barış güçleri ve memleket için bir şans.

Beni sakin dinlemenizi istiyorum” diyen Kılıçdaroğlu, “Faşizme karşı omuz omuza” ve böyle bir zamanda atılması son derece anlamlı olan “Yaşasın halkların kardeşliği” gibi sloganlar eşliğinde, milletvekilleri Hüseyin Aygün’ün kaçırılmasını kınadı. Kınarken altını çizdiği noktalar tam da bir sakin gücün sorun çözmeye odaklı vurgularıydı; bağıran, çağıran, milletvekilini kaçıranları da öfkeli bir kontrolsüzlüğe itebilecek bir dil değil: “Hüseyin Aygün insan hak ve özgürlükleri konusunda çalışma yapan bir arkadaşımızdı. Kaçırılma eylemini şiddetle kınıyoruz. … Halkın oylarıyla seçildi, silahsızdı, korumasızdı.

Aygün’ün kaçırılması tereddütsüz kınanılacak bir eylemdir. Herkesten çok, Meclis’in toplanmasını “PKK’nin belirlediği gündemle siyaset yapmak” diye niteleyen, Suriye’de çalınan savaş tamtamlarının sesini kısacak hiçbir ses duymak istemeyen AKP’ye yaramıştır. CHP içinde Kürtlere mesafeli duranların elini güçlendiren bir iş olmuştur.

Kılıçdaroğlu’nun sakinliğini ve Aygün’ün serbest kaldıktan sonraki sözlerini kaçırılmayı bir “danışıklı dövüş” sayan ve “oh olsun”la karşılayan anlayışlarının kanıtı olarak görecek AKP’li sanal sosyal medya mücahitleri olacaktır.

Onlar hep oldu ve olacaklar… Varsın olsunlar!

Kılıçdaroğlu’nun MHP için söylediği şu sözü de, belki birkaç farklı biçimde yeniden yazıp çerçeveleterek CHP’nin duvarlarına asmak gerek: “İktidar yanaşmalığı yapılarak iktidar olunmaz!

Ne kadar doğru… Tıpkı, “Sağa yanaşarak sağın iktidarı engellenemez”; “Cemaatlerle iyi geçinmeye çalışarak onların hakimiyeti kırılamaz” demek kadar doğru.

Bunu bilen, kendine güvenen ve sakin kalan siyasal bir hat, kendisini kaçıranların da “bu ülkenin 18-25 yaşında çocukları” olduğunu cesaretle söyleyebildiğinde büyüyen bir umut olur.

 

 

Bu olay teröre bakış açımızı değiştirecek değildir. İnadına demokrasi diyeceğiz. Asla kine sapmayacağız, öfkeye yenik düşmeyeceğiz” diyen bir parti, çözümü de gerçekten iç dinamiklerde aradığında, barış isteyen herkesten destek bulur.
CHP’nin Suriye konusundaki duruşu desteği ve birlikte yürümeyi hak ediyor. Kılıçdaroğlu, bugüne kadar Batılı güçlerin “taşeron”u olarak nitelediği iktidarı, sonunda açıkça Suudi Arabistan ve Katar’dan para alıp Suriye’ye silah vermekle de suçladı. Malumun ilamı bazen çok önemlidir:  “Suriye'de Müslümanlar birbirlerini katlediyor, silahı kim veriyor, Türkiye veriyor.

Kürt sorunu ve Suriye’de savaş… Birini çözmek, diğerini de engellemek aynı yoldan geçiyor: Barış! Ki onu, ancak en kritik anlarda sakin olabilenler başarır!