Bağlantısızlık ne demek?
Kürenin esas çoğunluğunun özgürlüğü ve onuru bir bağlantısızlaşma süreci gerektiriyor. Bu, merkez-çevre yapısının nihai olarak ortadan kaldırılması ve kutupsuz bir dünyanın kurulabilme süreci de olacaktır.

Jason HICKEL
Bağlantısızlık kavramı Küresel Güney’deki bazı siyasi hareketler içerisinde ciddi bir ivme kazandı, geçtiğimiz ay Meksika’da gerçekleşen uluslararası konferansta da bu konu tartışıldı.
Bağlantısızlık ne demek ve nasıl kazanılabilir?
Bağlantısızlık en iyi Mısırlı iktisatçı Samir Amin tarafından tariflenmişti. Kapitalist dünya ekonomisinin (sıklıkla Küresel Kuzey olarak nitelenen) emperyal merkez ve çevre (Küresel Güney) arasında keskin bir emek bölüşümü olduğu gözleminden hareketle başlamıştı.
Bu sistemde merkez, üretimin en kârlı biçimlerini tekelleştirme ve küresel tedarik zincirleri üzerinde kontrol sağlama arayışını ortaya koyarken, çevrede bağımsız gelişimi engelleyerek ucuz emeğin alt tedarikçisi konumunda kalmalarını hedefler. Güneyli emeği ve kaynakları, bastırılmış piyasa fiyatına ucuz emek ürünleri ve koloni malları gibi üretimlerin merkezinde olduğu, yerli halkın ihtiyaçları ve ulusal gelişimleri için üretimlerin geri plana atıldığı bir biçime bağlanmış durumda.
YOKSULLUK ÜRETEN SİSTEM
Amin, bu sistemin büyük ölçüde merkez-çevre ücret eşitsizliği, dolayısıyla uluslararası ticarette bir eşitsiz takas ile karakterize edildiğine işaret eder. Güney temelde tekel fiyatlarına teknoloji ithalatı ve üretici mallarına bağımlı hale getirilip, bunu ödeyebilmek için de yapay biçimde ucuzlaştırılan malları yüksek miktarlarda ihraç etmek zorunda kalmasıyla çevreden merkeze net değer transferi üretiliyor. Bu merkezi zenginleştirirken çevrenin gelişimi için gerekli kaynakları tüketiyor.
Bu sistem Güney’de yoksulluk ve az gelişmişliği üretip sürdürüyor. Yoksulluğa dair kaçınılmaz olan hiçbir şey yok; dünya ekonomisinde emperyalist dinamiklerin bir sonucu. Küresel Güneyin inanılmaz üretim kapasiteleri, devasa bir emek gücü, toprak, fabrika ve kaynakları var. Sorun üretimleri üzerinde bağımsız bir kontrollerinin olamayışından kaynaklanıyor.
Bu soruna işaret eden Amin, bağımsızlaşma süreci çağrısında bulunuyor bu da iki temel unsuru içeriyor:
1) Emperyal merkezin sömürgesinden bağımsızlık. Güneyli devletler merkezden gelen ithalata ve emperyal sermaye ile merkez para birimlerine olan bağımlılıklarına son vermeli. Amin’in iktisadi yeterlilik ya da izolasyon çağrısında bulunmadığını da belirtelim, aksine Güney-Güney iş birliği ve ticaretini emperyal bağımlılıkların üstesinden gelebilme taktiği olarak destekliyor.
2) Kapitalist değer yasasından bağımsızlaşmak. Kapitalizm altında, üretim sermaye için en karlı olan neyse (büyük oranda da yabancı sermaye) onun etrafında şekilleniyor. Güneyde sermaye küresel tedarik zincirlerinde teknolojik yenilik ve endüstriyel gelişme yerine ucuz emek sömürüsünü tercih ediyor. Bu da gelişimi engelliyor. Güneyli hükümetler bunun üstesinden gelmeli ve yeni bir değer yasasına üretimi entegre etmeli: insani ihtiyaçlar ve ulusal gelişim.
21. yüzyılda bu nasıl başarılabilir? Aşağıda bahsedeceklerim dâhil olmak üzere bazı temel prensiplerle:
İlk adım merkezden ithalatı azaltmak olmalı. Bu da gereksiz ithalatları (lüks tüketim malları, vs.) azaltırken gerekli ithalatları ise iç üretim imkânları ya da Güney-Güney ticareti, mümkünse de Amerikan doları ve Euro dışı takasla ikame ederek mümkün olabilir. Bu adımı atmak merkeze ihracat yapma baskısını ortadan kaldırarak (ve merkez para birimlerine ihtiyacı azaltarak) eşitsiz ticaretten daha az etkilenmeyi sağlayacaktır.
Bu seçenekler şimdi Çin sayesinde Güney ülkeleri için giderek daha ulaşılabilir bir hale geldi. Çin merkezin birçok teknolojik tekelini kırarken Güney devletlerinin çok daha adil biçimde ithal edebileceği alternatif bir kaynak yarattı (Ki merkezin Çin’e yönelik giderek daha fazla saldırganlaşan tutumunun da en temel sebeplerinden biri bu). Çin’in Kuşak Yol Projesi de daha iyi bir Güney-Güney ticaretine imkân veren bir altyapı üretti.
İkinci adım sermayenin ataletinin üstesinden gelebilmek için sanayi politikası ve planlamadan yararlanarak yatırım ve üretimi bağımsız bir sanayi temeli yaratmaya yönlendirmek, küresel tedarik zincirindeki alt konumdan çıkabilmek ve insani ihtiyaçları karşılamak için gerekli altyapıyı inşa edebilmek.
Bu hedefe erişebilmek için hükümetler kritik kaynak mevduatlarını ve büyük ihracat sanayilerini kamulaştırarak döviz gelirleri üzerinde kamu kontrolü sağlarken özel ihracatçıların döviz gelirlerini vergilendirebilirler. Bu biçimde dövizler stratejik biçimde kullanılabilir, bağımlılıkların üstesinden gelebilmek ve bağımsız ulusal sanayiler kurabilmek için gerekli olan en gerekli üretim malları ve teknolojilerin alımına odaklanılabilir.
Son olarak, kamu finansmanı kamu işlerini destekleyecek hale getirilebilir. Kendi para birimini kullanan Güney devletleri bu birimle projelerini finanse ederek, yabancı sermaye gereksinimini ortadan kaldırabilirler. Ev yapımı, temizlik sistemleri, okul, hastane gibi gerekli faaliyetler için eğitim ve işe alımlar yaratarak kamu istihdamı güvencesi sağlayabilmek için sermayenin hangisini önemseyeceğini beklemek zorunda kalmaktan da kurtulunabilir.
Tabi ki bunlar yalnızca buzdağının görünen kısmı. Her ülke kendine özgü sorunlarla mücadele ediyor dolayısıyla standart bir bağlantısızlaşma çözümünden bahsedemeyiz. Ancak bu tür adımlar Güney ülkelerinin kendi üretim kapasiteleri üzerinde hak iddia edebilmesine ve eşitsiz ticaret dinamiklerinden kaçabilmelerine destek olacaktır.
SÖMÜRÜYE REÇETE
Bu tür hamleler IMF’nin yapısal uyum programları ya da yabancı kredi kuruluşlarının dayattığı şartlarla önlenebilir, bunlar genelde Güney devletlerini sanayi ve finans politikalarını uygulamaktan alıkoymayı hedefliyor. Öyleyse, hükümetlerin ilgili dış borçları temerrüde düşürebilmeleri gerekiyor ve Thomas Sankara’nın da savunduğu gibi bunu nerede mümkünse orada kolektif biçimde yapabilmeleri gerekiyor ki pazarlık güçleri maksimize edilebilsin.
Tabi ki buna bir ters tepki de olacaktır. Merkez devletler borç maliyetlerini artıracak ve muhtemelen ambargolar dayatacaktır. Ancak bu baskılar hükümetlerin merkezden ithalata olan bağımlılıklarını düşürmeleriyle hafifletilebilir. Döviz üzerinde artan kamu kontrolü, sermaye kontrolleriyle birleşerek ödemeler dengesi krizini önleyebilir. Yeni Kalkınma Bankası ve Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi yeni Güneyli kurumlar alternatif finans kaynakları yaratabilir.
Son olarak göz önünde tutulması gereken bir diğer konu ise savunma. Merkez devletlerin her türden ulusal kurtuluş mücadelesine karşı çevrenin merkeze bağımlılık konumunu sürdürebilmek için şiddet kullanmaya hatta soykırımcı şiddet kullanmaya ne kadar hevesli olduklarını istesek de abartamayız. Geçtiğimiz on yıllarda bunun birçok kez gerçekleştiğine tanık olduk. Bu yüzden olabilecek her yerde bölgesel savunma ittifakları kurabilmek gerekiyor, Burkina Faso, Mali ve Nijer’in Sahra Devletleri İttifakı’nı kurması gibi.
Bu hatlarda ilerletilebilecek bir bağlantısızlaşma süreci son derece etkili olacaktır. Güneyli devletlerin emperyalist sömürüden kurtulabilmesi, az gelişmişliğin ötesine geçebilmesi, insani standartlara kavuşmaları ve ekolojik dönüşüme eğilebilmesi bu sayede mümkün olabilir. Kürenin esas çoğunluğunun özgürlüğü ve onuru bir bağlantısızlaşma süreci gerektiriyor. Bu ayrıca dünya ekonomisindeki merkez-çevre yapısının nihai olarak ortadan kaldırılması ve kutupsuz bir dünyanın kurulabilme süreci de olacaktır.
Çeviren: Yusuf Tuna KOÇ
Kaynak: mronline.org


