Google Play Store
App Store

İngiltere’deki CPS’in Türkiye merkezli faaliyetleri yargıladığı dava ile Türkiye’de süren bahis operasyonları, resmi bağ olmasa da aynı uluslararası ağın iki farklı dönemini işaret eden bir tablo ortaya koyuyor.

Bahis ekonomisinde iki ayrı dosya: Türkiye’deki soruşturmanın İngiltere’deki davayla benzerliği

Türkiye’de devam eden yasa dışı bahis operasyonu, yalnızca genişleyen gözaltı listesi ya da futbola uzanan etkileriyle değil, giderek daha görünür hale gelen uluslararası bir ağın parçaları olması nedeniyle de tartışmanın odağında. Yıllardır uyarılan ve çoğu kez siyasi irade tarafından göz ardı edilen denetim boşlukları, bugün hem futbolu hem finans sektörünü hem de dijital ödeme sistemlerini içine alan devasa bir yapının Türkiye’de serpilebilmesine imkân verdi. Son birkaç aydır yürütülen operasyonların kapsamı, bu yapının ne kadar büyüdüğünü ve yıllar boyunca nasıl kontrolsüz kaldığını her yeni gün biraz daha ortaya çıkarıyor.

Tam da böyle bir dönemde, Londra’da geçen yaz açılan bir dava, Türkiye’deki soruşturmaların aslında küresel bir hattın güncel izdüşümü olabileceğine dair güçlü bir izlenim yaratıyor. Bu dava, İngiltere’deki Kraliyet Savcılık Servisi (Crown Prosecution Service-CPS) tarafından yürütülüyor ve tüm suçlamalar, 2011-2018 yılları arasında Türkiye’ye yönelik online kumar hizmetleri sunulmasına dayanıyor. Yani Türkiye, bugün hem kendi içinde büyüyen bir yasa dışı bahis ekonomisiyle boğuşurken geçmiş yıllarda aynı pazarın bir diğer ucunun Londra’da mahkeme salonuna taşınması gibi dikkat çekici bir tabloyla karşı karşıya.

DEV FİRMANIN ADI GEÇİYOR

CPS’in yargıladığı dosyada 11 kişi bulunuyor ve bu kişiler arasında dünyanın en büyük bahis şirketlerinden biri olan dönemin GVC/Entain yönetiminin en üst düzey isimleri yer alıyor. Eski CEO Kenny Alexander, yönetim kurulu başkanı Lee Feldman, CFO Richard Cooper gibi isimler, rüşvet, dolandırıcılık amacıyla komplo kurma, hileli ticaret ve kamu gelirlerini aldatma gibi ağır suçlamalarla yargılanıyor. CPS, bu davayı “Karmaşık ve uluslararası bir soruşturma” olarak tanımlıyor, yani İngiltere’de ele alınan dosya, yalnızca bir şirket içi yolsuzluk iddiası değil, sınır aşan, çok ülkeli, finansal ve dijital ayağı güçlü, Türkiye’ye odaklanan kapsamlı bir yapıdan ibaret.

Türkiye’deki tablo ise bu yapının bir başka zaman dilimindeki devamını andırıyor. İstanbul’dan İzmir’e, Adana’dan Ankara’ya kadar yayılan operasyonlarda dijital cüzdan sistemleri, sanal POS hatları, kripto para transferleri ve yasadışı bahis sitelerine para aktaran karmaşık finansal kanallar gün yüzüne çıkıyor.

Papara, PayFix, BankPozitif ve Flash TV gibi farklı sektörlerden kurumlarına yapılan operasyonlar, bu yapının aslında finans dünyasının çeşitli katmanlarına sızmış olduğunu gösteriyor. MASAK raporlarında yüzlerce hakemin bahis siteleriyle bağlantılı para hareketlerinde görünmesi, futbolun yapısal kırılganlıklarının da bu ağ tarafından bir “taşıyıcı mekanizma” olarak kullanılmış olabileceğini düşündürüyor.

“YURTDIŞI” VURGUSU

Tüm bu gelişmeler olurken İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’ün geçen günlerde yaptığı açıklama, Türkiye’deki soruşturmanın yönünü belirleyen en kritik cümlelerden birini içeriyordu: “Yurtdışında legal olan sitelerden bilgi talep ediyoruz; bu işin yurt dışı ayağı çok daha büyük.”

Bu ifade, soruşturmanın merkezine dair önemli bir gerilimi açığa çıkarıyor. Türkiye’de yıllarca denetlenmeyen ve kamuoyunun hem ekonomik hem sportif anlamda zararını gördüğü bahis sistemi, yalnızca yerel aktörler tarafından değil, yurtdışı merkezli şirketler ve platformlar tarafından da beslenen bir ağ haline gelmiş durumda. Ve bu ağın, Türkiye’nin görece zayıf denetim mekanizmalarından yararlanarak büyüdüğü artık inkâr edilemeyecek bir gerçek.

KESİŞEN İLİŞKİLER

Londra’daki CPS davası ile Türkiye’deki operasyonlar arasında resmi bir bağ kurulmuş değil fakat fotoğrafların birbirine nasıl benzediğini görmemek imkânsız. İngiltere’deki dava, Türkiye pazarına dönük faaliyetlerin geçmiş dönemini inceliyor. Türkiye’deki operasyon ise biraz daha güncel bir zemin taşıyor. Zaman farklı, aktörler farklı, yöntemler benzer, para yolları neredeyse aynı. Ve her iki dosya da uluslararası ödeme sistemleri, dijital bahis altyapıları ve futbol dünyasıyla kesişen ilişkiler ağını işaret ediyor.

Bir başka deyişle, İngiltere yıllar önceki bir dönemin Türkiye odaklı bahis sistemini yargılıyor, Türkiye ise aynı sistemin güncel yüzünü… Bu durum, iki ülkenin aslında aynı küresel mekanizmanın iki ucunda durduğunu düşündürüyor. Buradan kesin bir sonuç çıkarmak elbette mümkün değil, ne CPS Türkiye’deki operasyonlara işaret ediyor ne de Türkiye İngiltere’deki dosyaya doğrudan bir atıf yapıyor. Fakat iki hattın da aynı ekonomik-siyasal boşlukta geliştiği çok açık.

Bu noktada en önemli mesele, Türkiye’nin yıllar boyunca denetim görevini yerine getirmemiş olması. Çünkü bugün ortaya çıkan manzara, yalnızca bir “suç örgütü”nün değil, uzun süre boyunca siyasi tercihlerle şekillenen bir denetimsizliğin yarattığı yapısal bir çöküşün sonucu. Yasa dışı bahis ekonomisi, güçlenmek için yalnızca suçluları değil, devletin boş bıraktığı alanları kullandı. Bugün futbolu çürüten bu sistem, aslında yıllarca görmezden gelinen bir düzenin ürününden başka bir şey değil.

Londra’da mahkeme salonlarında Türkiye adı geçiyorsa, İstanbul’da operasyonlar gün aşırı genişliyorsa, bu yalnızca suç örgütlerinin gücünden değil denetim mekanizmalarının yıllar boyunca çökmesinden, siyasal iradenin bu alanı görmezden gelmesinden ve finansal teknolojilerin kontrolsüz biçimde yayılmasından kaynaklanıyor.

Kısacası, iki ülke arasında kurulmuş bir resmi bağlantı yok ancak iki hikâyenin de aynı gölgeli yapıya dokunduğunu hissetmemek güç. Türkiye’nin bugün yaşadığı kriz, yalnızca bugünün suçu değil: Geçmişte kurulmuş uluslararası bir bahis ağının ve içeride yıllarca büyümesine izin verilen bir ağın birleşmiş sonucu.