Başörtülü kadının cazibesi
“Erkek dediğin savaşır, kadın dediğin sevişir. Burada biz bizeyken ve tüm feminist karılardan uzakken bari açık açık konuşayım....
“Erkek dediğin savaşır, kadın dediğin sevişir. Burada biz bizeyken ve tüm feminist karılardan uzakken bari açık açık konuşayım. Tamamıyla yanlış kodlanmış durumdayız dostum. Sinekler bile bu kadar hızlı evrimleşemez. Modern hayat dedikleri şey insan doğasını hiçe sayan bir yanılsama.
“Evlenmek istiyorum ben. Evlenmek ve beş tane çocuk sahibi olmak. Bunun için eşek gibi çalışmaya hazırım. Zaten görünen o ki her şekilde eşek gibi çalışacağız. Paramız, ya bardan sarhoş bir kadın kaldırmak için çarçur olacak ya da mutlu mesut bir yuva için.
“Başörtülü bir kadınla evleneceğim; modern hayat denilen illete zerre bulaşmamış; örtülü bir kafesteki saka kuşu gibi büyütülmüş genç bir kızla... Onun ilk erkeği ben olacağım. Gerdek gecesi, sutyenini açarken gösterdiğim özeni başörtüsünü çıkarırken de göstereceğim. Öyle büyük bir mahremi sunmuş olacak ki bana; memelerini örtmesi için uzun saçlarını kullanmasının anlamı kalmayacak.
“Düşünsene, seninle yarışmayan, senin üstünlüğünü kabullenmiş, sana bir kral gibi davranması öğretilmiş bir kadın. Annesi babası tarafından öyle dikkatle büyütülmüş ki, izlediği TV kanalları, okuduğu gazeteler bile seçilmiş. Erkeğine itaat etmesi için her şey yapılmış. Bütün arızalı düşünceler, usta bir bahçıvan gibi filizlenmeden budanmış. Vakti gelince, kimse zorladığı için değil; nihayet uslanan vahşi bir kısrak gibi kendi rızasıyla örtünmüş.
“Ve bu kız perdeleri sıkı sıkı kapalı bir evde, şu anda, örgüsünü örerek beni bekliyor. Buralarda bir yerde... Onu bulacağım ve onunla evleneceğim. Huzur dolu bir hayat yaşayacağım. İşyerinde savaşıp, evimde sevişeceğim. Ev, anlamsız ve bitmeyen bir yarışın arenası olmaktan çıkacak. Huzuru bulacağım. Çünkü huzur burada: Başörtüsünün altında.
“Benim hakkımda istediğini düşünebilirsin. Bu dediklerimi başkalarına söylersen de umrumda değil. Ya da umrumda. Senden bir ricam var. Bu sözlerimi bir yere yaz ama 10 yıl boyunca kimseyle paylaşma. Tamam mı dostum? Hadi şerefine...”
Bu söylevi dinlediğimde 90’ların sonunda Kazan Birahanesi’ndeydik. Konuşmayı yapan akıllı fikirli bir arkadaşımdı. Peş peşe kötü ilişkiler yaşamıştı ve çok sarhoştu. O zaman bu sözleri dikkate almamıştım. Sonra görüşmez olduk. Birkaç yıl sonra “hem de başörtülü bir kızla” evlendiğini duyunca herkes kadar şaşırmamıştım.
Sonra birkaç yıl daha geçti. Bir gün bir kadınla tenis oynarken gördüm onu. Selamlaştık, ayaküstü lafladık. Tenis giysisinin mini eteğini uçura uçura yanımıza gelen rakibesini “eşim” diye tanıttı. “Hani başörtüsü?” diye sormadım. Belki de daha önce duyduğum bilgi yanlıştı veya belki bu ikinci evliliğiydi.
Bir zamanlar çok yakın dost olmamıza ve teknik olarak görüşmemize hiçbir engel olmamasına rağmen Kazan’dan bu yana geçen 10 yılda tek karşılaşmamız o tenis kortunda oldu.
Ben üniversitede okurken başörtüsü eylemleri meşhurdu. O eylemler boyunca “başörtüsünü destekleyen solcu öğrenciler”den biri de bendim. Bunun bireysel bir tercih olduğunu ve demokratlık adına o arkadaşlarımızın mücadelesini desteklememiz gerektiğini düşünürdüm.
‘Cumhuriyet Mitingleri’, o güne dek sadece ‘Minyeli Abdullah’ gibi filmlerle kitlelere ulaşabilmiş ‘Cumhuriyet Elitizmi’ni bir sokak gerçekliğine dönüştürmeye başlayınca, tepem attı. Özellikle İzmir’deki mitingde kantarın topu o kadar kaçmıştı, öylesine küstahça pankartlar taşınmış ve bir yandan da utanmazca ordunun arkasına saklanılmıştı ki; “mitinge katılmayanların” uçan bir tekme atacağını anlamıştım. O mitingler sayesinde AKP, rekor oyla iktidarını pekiştirdi. Yasama, yürütme, yargı, yerel yönetim vs’nin hepsine birden sahip olan bir parti, Cumhuriyet Miting’inin dönüştüğü saçma şey karşısında bir kez daha ‘mazlum’laşmanın rantını yedi.
Seçimden sonra Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı olunca, laik entelijansiyanın endişelerini ciddiye almama rağmen, kendimi sevinirken buldum. Abdullah Gül’ün inandırıcı olmayan sakinliğine kandığım için değil. Hayrünnisa Gül’e yapılan kitlesel zorbalığa karşı, kendimi onun yanında hissettiğim için.
Bir keresinde ÖSS’ye girecek bir başörtülü kıza ders vermiştim. Kızın hayatın kendisine karşı nasıl kapatıldığını, nasıl bir şartlandırmayla büyütüldüğünü görünce dayanamamıştım. ÖSS’nin adaletsiz bir ülkede mümkün olan en adil seçim sistemi olduğunu, “ÖSYM g...mü ye” diye şarkı yapan orta sınıf hımbıllarının tek isteklerinin babalarının parayla gittikleri okullardan zahmetsizce mezun olmak olduğunu, ÖSS’de başarmak için zihnini açması gerektiğini anlatmıştım. Kız tek kelime etmeden dinlemişti beni. Bir daha dersime gelmedi. Duydum ki sınava da girmemiş. Birkaç ay içinde evlenmiş ve kısa sürede çoluğa çocuğa karışmıştı.
Başörtüsüsever eski dostumla geçen hafta karşılaştım. Bira kesmiyormuş, rakı içmeye gittik.
Bana son 10 yılın öyküsünü anlattı. Annesinin yardımıyla akça pakça, hanım hanımcık başörtülü bir kızla evlenmiş. Ve evet, tenis oynarken gördüğüm kız eşiymiş... Evlendikten sonra hemen saçlarını açtığını anlattığında daha ilk dublelerimiz bitmemişti.
Diğer kadehlerde hikâye dramatikleşti. Yenge Hanım, laik kocasının dünyasında hızla değişmiş. Sıradan bir kızın hiç umursamadığı basit özgürlüklerin her birini, bir kürek mahkûmunun pasta yemesi gibi iştahla ve keyifle yaşamış. ‘Özgür kız’ önce haddi olmayarak ‘eşitlik’ talep etmiş; ardından kocasının sümsük biri olduğuna karar verince de, liderliğini ilan etmiş.
İki yıldır ayrılarmış. ‘Özgür kız’, gitarist bir çocukla takılıyormuş şimdi.
Arkadaşım ‘yolluğu’ yuvarlarken yeniden evleneceğini itiraf etti bana.
“Nasıl bir kızla?” dedim.
Gözlerimin içine baktı ve uzun uzun güldü...


