Batuhan ve iki İbo
Yönetici Ertunç Soğancıoğlu, “Kesin İnönü'deyiz. O yüzden gidin kombinelerialın” diyerek taraftara çağrıda bulunuyor. Ertesi gün bu sözlerin mürekkebi kurumadan, Asbaşkanı Levent...
Sadece bu iki yöneticinin birbirini yalanlayan açıklamalarına bakarak bile Beşiktaş"ın ne vaziyitte olduğunu görebilirsiniz. Aynı yönetimde yan yana koltuklarda oturan iki yöneticinin ayrı telden çalması Beşiktaş"ta şampiyonluktan önce konuşulması gereken şeylerin yedi düvele bir kez daha ilanıdır... Ama, lafa gelince Yıldırım Demirören’i yerden yere vuran; buna mukabil kongrelerde “borç bahanesiyle” ortaya çıkmayan bir muhalefet varken esasen mevcut yönetime de bir şey söylemenin de pek bir manası yok.
İyisi mi yine de şu “top” denilen meşin yuvarlağın sihrine kapılıp gideyim. Hazırlık maçlarının “namağlup” takımı Beşiktaş, Schalke 04"ü yenince keyifler pek bir yerine geldi. Daha şimdiden bir “şampiyonluk” havasına girildi. Son yıllardaki en büyük hastalıklardan biri de bu değil mi zaten. Bir maçta havaya girmeler, bir maçla da yıkılmalar...
Geçen sezonun önce en büyük kazancı, sonra ise önemli bir kaybı olan Batuhan Karadeniz’in Maccabi Haifa’ya attığı gole bu kadar sevinmesi bir yerde hırsının göstergesi olurken diğer yandan da yaşadığı sıkıntıların su yüzüne vurmasıydı. Yoksa bir futbolcu hazırlık maçında bu kadar abartılı sevinir mi attığı gole...
Bu sevinç gösterisi, belli ki geçen sezon gerek kulübüyle gerekse de medya ile yaşadığı sorunların bunalttığı genç futbolcunun deşarj olması anlamına geliyordu. Umarım bu sıradan gol Batuhan Karadeniz için “sağaltıcı” bir etki yaratır ve daha iyi bir sezon geçirmesinin de vesilesi olur.
Geçen sene işlediği kabahâtlerin hiçbirini onun hanesine yazmam çünkü o daha bir çocuktu. Belki hâlâ daha çocuk. O yüzden kabahât ebeveynlerindeydi; kulübündeydi... Ama mesela “iki İbrahimler” için aynı şeyi söylemek zor. Terlik kavgasında kusurun büyüğü onlarda.
Söz İbrahimlere gelmişken... Oyunu biraz daha kanatlara yayayım: İbrahim Toraman başkan ile görüştü ve özür diledi. Dış tekliflere de gönül vermediğini ve siyah/beyazdan kopmak istemediğini söyledi. Bunu zaten her fırsatta dillendiriyor. “Eski kaptan” İbrahim Üzülmez ise henüz "başkan katı"na çıkmış değil. Ancak o da “ille de Beşiktaş” diyor. Her iki İbrahim"in; özellikle de “deli” lakaplı olanın ısrarı kulüpte kalma ısrarı, anladığım kadarıyla yönetimce yapılacak bir hamleyi engelliyor. Tamamen hislerime dayanarak söylüyorum: Sanki “deli” olanın çekip gitmesi, “Toraman” olanın ise affedilmesi gibi bir temayül var.
Son yıllarda yüzlerce kez “delinen Beşiktaşlılık duruşu”nu kendimize ışık yaparsak bu mevzuda esasen yapılacak şey belli: Ya ikisine birden af çıkar, ya da ikisi birden gönderilir. Feyyaz Uçar, Sergen Yalçın gibi “çekirdekten” yetişme evlatlara geçmişte nasıl davranıldığı malumdur... “Bir musibet bin nasihatten” iyidir ise; o halde “deli”sini de “toraman”ını da affetmek evladır. Aftan sonra kendi aralarında da gerçekten barışırlarsa takımın en verimli oyuncuları olabilirler... Boşuna değildir onca yıl söylenmesi; “en büyük aşklar nefretle başlar...” Bakarsınız “iki İbo” da bundan sonra iyi iki arkadaş olur; “siyah” ile “beyaz” gibi...

