Google Play Store
App Store

Şu telefondan gelen gacur gıcır sesler, ara sıra telefonun kesilmesi, bazen birine telefon açıp başkalarını dinlemek… Bu türden şeylerle karşılaştım, ama açıkçası herkesin “Beni de mi...

Şu telefondan gelen gacur gıcır sesler, ara sıra telefonun kesilmesi, bazen birine telefon açıp başkalarını dinlemek… Bu türden şeylerle karşılaştım, ama açıkçası herkesin “Beni de mi dinliyorlar?” diye sorduğu şu son günlerde değil. Ancak, geçenlerde iki önemli eski bakanın, bir yüksek yargıcın ve bir iki önemli politikacı ile işadamının olduğu özel bir yemekte, geçmişte, ODTÜ öğrenciliğimiz günlerinde, “dinlendiğimizi” öğrendim. Öyle teknoloji kullanılarak, tele-kulaklarla falan değil ama… Aramızda dolaştırılan kanlı canlı kulaklarla…

“Beni de mi dinliyorlar?” paranoyasının sonu yok. Dinleniyor olma düşünce ve duygusu fena yapar insanı. Kırım kırım kıvrandırır. İyi bilirim. 14-15 yaşlarımızdaydık, Kolej’den bir gurup arkadaşım bizim yayla evine misafir olmuştu. Yayla evlerini bilenler bilir; sizin evdeki en ufak bir sesi etrafınızdaki birkaç ev rahatlıkla duyar. Fısıltıyla da konuşsanız, bir odadaki sohbete diğer odadakileri ortak edersiniz. Bizim kolej çocukları da bu yayla evi gerçeğini fark edince, kıvranmaya başlamışlar. Hiç ses çıkarmadan hacet gidermeye çalışıyorlar ama, ne mümkün. Babam, bir sabah toplayıp bunları, “Çocuklar” demişti, “Rahat bırakın kendinizi. Ses çıkarmadan tuvalet yapılmaz (Tabii ben bu cümleyi kibarlaştırarak yazdım)”.

Vallahi, bence de rahat olmak lazım. İşe gideceksin, beni dinliyorlar mı; eve geleceksin, beni dinliyorlar mı; yatağa gireceksin, beni dinliyorlar mı; tuvalete gideceksin beni dinliyorlar mı… Sonu yok bunun.

Ana muhalefet, “dinleniyoruz” diye ortalığı birbirine kattı. Onlara “panik yaratmayın” diye akıl veren iktidar partisi milletvekilleri de, hafta sonunda meşhur Kızılcahamam toplantılarını yaparken, üstü antenli bir minibüs görünce kendilerini otelden dışarı attılar. Minibüsü basan başbakanlık korumaları anladı ki, dinleme falan yok. Minibüs bir GSM şirketinin seyyar baz istasyonu.

Lakin, AKP’lilere hak vermemek, paranoyak olmamak da mümkün değil. Baksanıza, bir taraftan polis, bir taraftan MİT, bir taraftan asker 3 ayda bir izin alıp, ya da izinleri otomatiğe bağlayıp, ha babam dinliyorlarmış memleketi. 50 bin telefon 24 saat, 70 milyon cep telefonu her an dinleniyormuş. Cumhurbaşkanlığı seçimi süresince dinlenmeyen bir tek telefon, takip edilmeyen bir tek e-posta ya da SMS mesajı kalmamış.

Devlet karşısında bizim milletten yiğidi yok galiba, her şeyimiz meydanda!

Bugün bu dinleme / dinlenme olaylarını tartışıyor Meclis. O çatı altında, bir trajedinin, ne ölçüde komediye dönüştürüldüğünü izleyeceğiz.

Öyle anlaşılıyor ki, CHP, yeterince araştırma yapmadan, büyük bir gürültü çıkardı. O sesin peşine takılan medya ve yazarlar, şimdi ilk pozisyonlarına ayar vermekte. Milliyet, bir başyazı ile, hükümeti akladı bile: “Olayın aydınlanması için çok beklemek gerekmemiştir. Ortaya çıkan gerçekler hükümet üzerindeki şüpheleri dağıtmış, dinleme fiilinin sorumluluğunun doğrudan Vakit gazetesinde olduğu anlaşılmıştır.”

Yani, koca ana muhalefet partisinin koca genel sekreteri “NO” yerine “YES” tuşuna basıp sohbetini Vakit’e dinletmiştir! Gerçekten böyle miydi değil miydi ile uğraşmayacağım ben. Ama AKP’liler internette dolaşan Önder Sav fıkralarını bugün Meclis’e taşırlarsa şaşmam: “Bankamatik kuyruğunda arkasına girmek istediğim adam. Bakarsın kartı martı unutur, bir milletvekili maaşı ikramiyeye konarız.”

Nereden bakarsan bak, bir güleriz ağlanacak halimize durumu.

Bu arada, Vakit’in yaptığının öyle gülünecek bir yanı falan da yok. Her şey tam onların iddia ettiği gibi olmuş olsa bile, yapılan tam bir meslek etiği ihlali. Bir gazeteci kendisini gizleyerek bilgi alamaz, herhangi birinin rızası olmadan onu dinleyemez, meşru olmayan yöntemlerle bilgi toplayamaz. Vakit bu kuralların hepsi ihlal edilmiş; ahlak dışı ve gayrimeşru bir işe imza atmıştır.

Ülkenin böyle bir iktidara layık olmadığını söyleyen çok. Peki, böyle bir muhalefete ve medyaya layık mı memleket? İktidar şimdilik dursun da, muhalefet ve medya konusunda yapacaklarımız olmalı!