Besleme sektör
AKP döneminde devlet teşvikleriyle büyüyen özel sağlık sektörü, hasta yükünün yalnızca onda birini taşırken aslan payını alıyor. Ortaya “özel teşebbüs” değil siyasete yaslanan bir besleme sektör çıkıyor. Yurttaşın payına ağır faturalar düşüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz Cuma günü İstanbul’da bir özel hastanenin açılış töreninde konuşmuş.
Öncelikle hastanenin kurulmasında ve faaliyete geçmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek, “Ülkeye hizmetin devleti özeli olmaz. Türkiye’nin gelişmesine, kalkınmasına, Türkiye Yüzyılı hedeflerine bir adım daha yaklaşmasına katkı yapan her türlü çaba takdire şayandır. Eskiden olduğu gibi sermayeyi renklerine göre tasnif etmeyen, yatırımcılar arasında yerli yabancı ayrımına gitmeyen, ülkenin hayrına olacak her işi, her projeyi destekleyen bir iktidar olarak bu yatırımları çok kıymetli görüyoruz.” demiş.
Devamında, adeti olduğu üzere muhaliflere çatmış.
“Ülkemizde hangi alanda olursa olsun özel teşebbüs deyince hemen eleştiri oklarını çeken, hemen saldırıya geçen bir kesim var. 1960 ve 70’lerin jargonlarına hapsolmuş bu çevreler, güya kamuculuk adına son derece yanlış bir şekilde her türlü özel girişime karşı çıkıyorlar.
Nasıl elinde çekiç olan her şeyi çivi görürse, bunlar da her konuyu getirip bir şekilde özel teşebbüs düşmanlığına bağladılar.”
∗∗∗
Özel sağlık sektörü Türkiye’nin ne kadar hayrına, onu sonraya bırakayım da ne kadar özel teşebbüs, yani devletten ne kadar bağımsız, önce ona bakalım.
Cumhuriyet kurulduğunda “Özel, Yabancı ve Ekalliyet Hastaneleri” olarak sınıflanan ve 2 bin 402 yatağa sahip olan 32 hastane vardı. Aradan seksen yıl geçip sene 2003’e geldiğinde özel hastane sayısı 271’e, yatak sayıları da 12 bin 387’ye çıkmıştı. Sağlık Bakanlığının son olarak yayınladığı Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2024 Haber Bülteninde özel hastane sayısı 552, yatak sayıları da 54 bin 394 olmuş.
Yani, özel hastaneler seksen yılda yatak sayılarını 10 bin kadar bile arttıramamışken, AKP’li yirmi iki yılda 42 binden fazla arttırmışlar.
∗∗∗
Peki, özel hastaneler Cumhuriyetin ilk seksen yılında alamadığı mesafenin katbekat fazlasını bu yirmi iki yılda acaba nasıl aldı?
Bu soruyu sorunca akla ilk baş devletten aldıkları teşvik ve destekler geliyor.
Daha önce Evrensel’de Kansu Yıldırım yazmıştı. Özel hastaneler KDV istisnası, gümrük vergisi muafiyeti, yüzde 15 ila 50 arasında değişen vergi indirimi, iki ila on yıl arasında değişen SGK prim işveren desteği, yatırım yeri tahsisi, emlak vergisi muafiyeti, bina inşaat harç muafiyeti, faiz/kâr payı desteği gibi bir dizi teşvik alıyorlar.
Bu kadar da değil. Tecil ve koruma desteği, pazara giriş belgeleri desteği, reklam tanıtım ve pazarlama desteği ürün yerleştirme desteği, sanal fuar organizasyon desteği gibi başlıklarda on sekiz kalemde devlet desteğini de ceplerine indiriyorlar.
Kansu Yıldırım bir özel hastaneye sadece Ticaret Bakanlığından kabaca yılda en az 50 milyon lira civarında teşvik verildiğini hesaplamış ki bu da geçen senenin rakamı.
∗∗∗
Bu teşvik ve destekler tabii ki önemli ama AKP döneminde özel hastaneciliği asıl şaha kaldıran üç politika oldu.
Birinci olarak, SGK özelden hizmet almaya, yani sigortalı hastaları özel hastanelere yönlendirmeye, böylece SGK’nın fonları özel hastane patronlarına peşkeş çekilmeye başladı.
İkincisi, özel hastanelerin SGK’nın yanı sıra SGK’lı hastalardan da para almasına izin vermek oldu. Adına “ilave ücret” denilse de aslında geçmişteki bıçak parasından farkı olmayan bu tahsilata güya bir üst sınır konulsa da özellerin istedikleri gibi istismar etmesine göz yumuldu.
Üçüncü olarak da, özel sağlık sektörünün sermaye yapısı değiştirildi. Hekim emeği ağırlıklı küçük sermayeli kurumlar yerine büyük sermayeli olanlar tercih edildi. SGK aslında muayenehanelerden, küçük dispanserlerden, polikliniklerden de hizmet satın alabilecekken, alması gerekirken, onlar özellikle sistemin dışına itildi. Musluk büyük özel hastanelere akıtıldı.
Netice olarak, bugün özel sağlık sektörü deyince Cumhurbaşkanı’nın söylediği gibi bir özel teşebbüsten değil, sırtını devlete ve siyasete dayamış bir besleme sektörden bahsediyoruz.
∗∗∗
Peki bu besleme sektör toplumun sağlığına ne kadar hizmet veriyor?
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında Covid-19 pandemi sürecini örnek göstermiş. Önce ona değineyim.
“Türkiye, son asrın en büyük sağlık krizi olan koronavirüs salgınını en iyi yöneten ülkelerden biri oldu. Bu süreçte kamu-özel fark etmeksizin sağlık altyapısının önemini hepimiz bizzat tecrübe ettik. Devlet ve şehir hastanelerimizle birlikte özel sağlık kuruluşlarımız salgını başarıyla yönetmemizde gerçekten kritik roller üstlendi.”
Bir kere o iş hiç öyle olmadı. Daha salgının başında özel hastane patronları “Biz Covid hastalarına bakamayız. Devlet hastanelerimize el koysun.” diye kendileri feryat ettiler. Tabii, “Salgın geçtikten sonra geri versin.” demeyi de ihmal etmediler.
Sonra, SGK ödemelerini arttırdığı halde ücretsiz olması gereken yoğun bakım Covid hastalarından bile para almaya da devam ettiler.
∗∗∗
Peki özel sağlık sektörünün memlekete hayrı neymiş, beraber bakalım.
Geçenlerde Memleket Tabipliği’ndeki “Özel hastaneler pastanın kremasını sıyırıyor” yazımdan aktarayım.
“Geçen yıl özel hastaneler ve özel polikliniklerin muayene ettiği toplam hasta sayısı 67 milyon 14 bin olmuş. Yani özel sağlık sektörü toplam hekime müracaatların sadece yüzde 6.3’ünü karşılamış. Özel sektörün ağırlıklı olarak özel hastaneler olduğunu göz önüne alıp hesaplama yaptığımızda da bu rakam ancak yüzde 11.1’e çıkıyor. Türkiye’deki toplam hastanelerin üçte birine, toplam yatakların beşte birine, toplam görüntüleme cihazlarının yarısına, toplam diyaliz cihazlarının yarısından fazlasına ve toplam sağlık emek gücünün dörtte birine sahip olan özel sağlık sektörü Türkiye’deki toplam hasta yükünün yalnızca onda birini yüklenmiş.”
Rakamlar ortada. Besleme sektörün bütün hayrı kendine.


