Google Play Store
App Store

“Doğru bildiğinden şaşma!” mı dedi biri? Artık neyi bildiğimizden emin değiliz. Zamanla birlikte şeylerin düzeni de değişti. Fakat değişmeden kalan tek şey, alışkanlıklarımız. Alışmışız bir kere, hep aynı şeylere uzanıyor ellerimiz, ama şeyler yerinde değil. Onların yerine hiç de alışkın olmadığımız şeylerle karşılaştığımızda dengemiz bozuluyor, sendeliyoruz. Tutunmaya çabaladıkça boşluğa düşen ve tüm enerjisini sürekli bozulan dengesini korumak için harcayan birini görürseniz işte o biziz. Tutunmaya çalıştığı şeyler artık yerlerinde olmadığı halde durmadan aynı hareketleri tekrarlayan biri sonunda düşer. Ha düştük, ha düşeceğiz. Allahtan #yalnızdeğiliz. Bayağı kalabalığız. Aramızda bir şeylere tutunmayı başarmış ve havada asılı kalmış olanlar da var. Düşmek ve havada asılı kalmak; her ikisi de aynı şey. Her ikisinde de ayaklar yere basmaz. Yasalara göre düzenlenmiş bir zemin üzerinde, alışkın oldukları oyunları artık oynayamayan canı sıkkın çocuklar gibiyiz. Daha düne kadar hangi yöne kaç kare ilerleyeceğimizi, nasıl hareket edeceğimizi ezbere bildiğimiz zemin hâlâ yerinde duruyor mu? Ondan bile emin değiliz.

Emin olduğumuz bir şey var, o da yalnız olmadığımız. Yalnızlık paylaşıldıkça çoğalır, kalabalığız. Bildikleri dünya değiştiği halde bildiklerinden şaşmayan ve ısrarla artık yerlerinde olmayan nesnelere tutunmaya çalışan, sendelemekten serseme dönmüş yalnızlarız. Yurttaşlardan oluşmuş toplum denilen dengeli yapı dağılınca dengesi bozulan bireyler rüyalarında da kendilerini sürekli düşerken görüyorlar. Yataklarından sıçrayarak uyansalar da düşme kâbusu sona ermiyor, kaldığı yerden devam ediyor. Bir kâbustan uyanamamak, ne korkunç bir şey. Eskiden olsa gerçeklikten kaçmak için uykuya yatardık. Artık olmuyor, uykularımız gerçeklik tarafından işgal edildi. Uykuda ve uyanıkken, tutunacak sağlam nesneler arayan ellerimiz sürekli boşluğa düşüyor. Yoksa alışkanlıklar mı uyanmamıza engel oluyor?

Yalnız kişi, asla yalnız değildir, içinde kalabalıklar vardır, yeter ki içi kurumasın. İçimizde ormanlar, ejderhalar, yıldızlı gökler. Yalnız kişi, içindeki kalabalıkları paylaşamadığı için yalnızdır. Kalabalıkları birbirine bağlayan bağlantılar hazır olarak verilmemiştir, yaratılması gerekir. “Bir canlı varlığı diğerine bir an için bağlayıp çözüveren, sonra dönüp hareketli noktalar arasında tekrar gerilerek anlık yeni figürler çizen ve böylece bu mutsuz kente her saniye, varlığından bile habersiz olduğu mutlu bir kent kazandıran görünmez bir iplik dolaşıyor” (Calvino, Görünmez Kentler). Bildiğimiz dünya sona erdi, fakat alışkanlıklarımız hâlâ devam ediyor. Alışkanlıklar, varlıkları birbirine bağlayan ipliği değil, sadece bildik nesneleri görebilir. Artık bütünlüklü ve dengeli bir toplum yok. Aksine bağlantısız ve dengeleri sürekli bozulan tek tek bedenler var. “Bresson, bağlantısız küçük mekân parçacıklarından, önceden belirlenmemiş mekân yaratan ilk sinemacıdır” (Deleuze, Yaratma Eylemi Nedir?). Bedenler de mekân parçacıklarıdır ve birbirlerine dokuna dokuna önceden belirlenmemiş ortak yaşam mekânlarını yaratabilirler. Bresson'da küçük mekân parçacıklarını birbirine bağlayan ellerdir. Bir beden ya da bir mekân parçacığını diğerine ancak eller bağlayabilir. “Kuşkusuz, Bresson sinemaya dokunma ve temas değerini yeniden sokan en büyük sinemacıdır.” Yaratmanın zevkle ilişkisi yoktur, bir yaratıcı mutlaka ihtiyaç duyduğu bir şeyi yaratır. İhtiyacımız olan şey, eller. Eller önceden belirlenmiş değildir, yaratılmaları gerekir. Alışkın olduğu nesnelere tutunan ellere değil, bedenleri birbirine bağlayan görünmez ipliği görünür hale getirecek ellere ihtiyacımız var.

Direniş, mekânsaldır; varlığı sürekli tehdit altında olan bir beden kendi mekânını yaratabildiği ölçüde varlığını sürdürebilir. Beden parçacıklarını birbirlerine bağlayıp direniş mekânlarını yaratacak ellerdir. Bizi öldüren düşman kuvvetler değil, alışkanlıklar, klişeler. “Yalnızım, beni kimse anlamıyor” demek, bir klişedir. İktidarın, aralarından otoyollar geçirerek birbirinden ayrı düşürdüğü bedenlerin içlerindeki kalabalıklar, aynı ekosistemin parçalarıdır. Bildiğimiz dünya pek de matah bir şey değildi. İçimizdeki kalabalıkları birbirine ancak eller bağlayabilir.