Bile…
Altında cesetler olan Gazze enkazından iştahı kabaranlar var. Kafasında “Gazze Rivierası” planlarıyla Nobel Barış Ödülü bekleyen Trump’ın barışı konusunda söylenecek çok şey var.
Ancak şimdi, biraz da yol yorgunu, bu derin mevzuya girmeden, hafta boyunca kafamın içinde dolaşıp duran basit bir sözcük üzerinde duracağım: Bile!
Küresel Sumud Filosu’ndaki 137 kişi Türkiye’ye gelip uçaktan indiklerinde aralarındaki Türk aktivistler birer ikişer TV’lere konuşup İsrail’de kendilerine yapılanları anlattılar: Aç susuz bırakılma, aşağılanma, şiddet. Kısacası işkence.
Başörtülü bir Türk aktivist, o koşullarda bile kendini ele veren bir kafa yapısını, bir “tekebbür, istihkar ve istihfaf” halini “bile” sözcüğü ile somutladı: “Batılılar bile bu yapılanlar karşısında bir adım geri atmadan dimdik durdular!”
Kendi yaptığını başka bir dinin mensubundan ya da “inançsız” birinden beklememenin ya da kötülüğe direnmenin kendi meziyeti olduğunu ima eden bu cümlenin diğer sözcükleri tam tırnak içinde aktardığım gibi olmayabilir, ama “bile” sözcüğü televizyonda duyduğum andan itibaren kafama çakılı.
Aynı eylemde yer aldığın, üstelik senden çok daha fazla sayıda yer alan bir grubu “bile” ile bir başka anlam alanına sıkıştıran “tekebbür, istihkar ve istihfaf” halinden daha adil, eşitlikçi, farklılıklara saygı duyan bir dünya bekleyebilir misiniz?
Birkaç gün, o “bile” ülkelerinden birinde, “bile” insanları arasındaydım. İspanya’da; Madrid’de, Toledo’da, Cordoba’da…
Bu üç şehrin hangi caddesinde, hangi dar sokağında başımı biraz kaldırsam, balkonlara pencerelere asılmış Filistin bayraklarıyla selamlaştım. Duvarlardaki “Özgür Filistin” sloganlarına el salladım. Hemen her gün boyunlarında kefiyeler ve ellerinde Filistin bayraklarıyla sokaklarda eylem yapanlarla coştum.
Dr. Yılmaz, önde trampetlerle festival havasında, etraflarında polis koruma kordonuyla, çoğunun boynunda Filistin kefiyesiyle yürüyen Grup içinde “Salud es TODO. Sanidad 100 % publico!” (Sağlık her şeydir. Yüzde yüz kamucu sağlık hizmeti!) pankartını taşıyanları görünce dayanamayıp, buyur eden polisin yanından geçerek bir süre pankart taşıdı.
Çalıştığım İspanyol Haber Ajansı’nın mail grubundan gelen duyuruda; İspanya’nın en büyük iki işçi sendikaları konfederasyonu UGT ve CCOO tarafından Filistin’e destek amacıyla 15 Ekim’de ilan edilen iş bırakma ve eylemler hakkında bilgi veriliyordu. “Bu çağrı, çalışanlara herhangi bir kısıtlama olmaksızın katılım güvencesi sağlamaktadır” deniliyordu.
Çarşamba günü İspanya genelinde yüz binlerce işçi ve öğrenci, Gazze’deki soykırıma karşı düzenlenen iş bırakma ve protesto eylemlerine katıldı. Trump’ın “barış anlaşmasının” başarısını ilan eden yoğun medya propagandasına rağmen!
Öğrenci Sendikası ve çeşitli gençlik örgütlerinin, lise ve üniversitelerdeki ders boykotları çağrısına öğrencilerin yüzde 80’i katıldı. 200 binden az nüfuslu Navarra Özerk Bölgesi başkenti Pamplona’da Filistin bayrağıyla süslenmiş bir traktörün arkasında “Soykırımı durdurun. İşçiler Filistin’in yanında” pankartıyla 10 bin kişi yürüdü.
Bilbao’da binler kenti dolaşarak, İsrail ile iş birliği yapmakla suçlanan Zara ve Banco Sabadell gibi firmaların önünde boykot eylemleri yaptı. León’da yüzlerce kişi katedral önünde toplanarak Carrefour mağazasında tüketici boykotu çağrısı yaptı. Córdoba’da öğrenciler, İsrail askeri teknolojisiyle bağlantılı Escribano şirketini protesto ettiler. Eylemlerin en yoğun yaşandığı kent Barcelona’da Barselona Üniversitesi yönetimi akademik faaliyetleri askıya aldı. Madrid’de Atocha ile Puerta del Sol arasında yapılan yürüyüşe “Soykırımı durdurmak için her şeyi durdur” pankartı altında 15 bin genç katıldı. “Soykırımcılarla barış sahtekârlıktır”, “Filistin kazanacak!” sloganları atıldı.
Eylemlerin tümünü saymaya köşem yetmez. O başörtülü aktivist bunları görseydi, “Biz bile yapamıyoruz!” der miydi acaba?


