Bilimkurguyu sevmeyen de sevecek

Zeynep BİLGİN
2000’li yılları çok daha farklı hayal ediyorduk. En azından Geleceğe Dönüş filmlerini çocukken izlemiş olanlarımız… Filmdeki uçan arabalar ya da tamamen robotlar tarafından işletilen benzin istasyonları henüz hayatımıza girmemiş olsa da görüntülü konuşmalar, ev otomasyon sistemleri ya da mobil ödeme yöntemleri artık yaşamımızın ayrılmaz bir parçası oldu diyebiliriz.
Bilimkurgunun belki de en güzel ve insanı en heyecanlandıran kısmı işte tam da bu. Hayallerin gerçekleşebilme olasılığı…
Herkes başka yerden ve farklı şekilde düşünmeye başlasa da alternatif bir dünya ve gelecek hayalini hepimiz kurmuşuzdur. Bu bakımdan ufkumuzu geliştiren en önemli kaynaklar da bilimkurgu kitapları olmuştur. Dünyanın, hatta evrenin düşündüğümüzden çok daha değişik biçimlerde var olabileceği fikriyle bilimkurgu kitapları (ve elbette filmleri) sayesinde tanışmamız bir yana olası gelecek senaryolarında insanlığın varabileceği noktaları (hem toplumsal hem de teknolojik bakımdan) da bu kitaplarla zihnimizde canlandırabildik. Bu da bizlere -bilimkurgu severlere- yeni bakış açıları kazandırdı ki bu çoğu zaman umut etmeye devam etmek demektir.
Ülkemizde -giderek ilgi artsa da- kemik bir kitlesi olmasına karşın sınırlı sayıda insan bilimkurgu ya da diğer ‘alternatif’ türleri okuyor. Bunun da etkisiyle bu alanda sınırlı sayıda yazar üretimde bulunuyor. Hâl böyle olunca da bizler olayların merkezinde kendi coğrafyamız olmayan kitaplarla, aynı dili konuşmadığımız yazarlarla ortak bir düş kurmaya çalışıyoruz. Ve elbette türün okurları/severleri olarak yerli edebiyatımızda da iyi örneklerin çoğalmasını, bu alandaki çeşitliliğin artmasını istiyoruz. Tam da bu noktada çok yakın zamanda raflara çıkmış olan bir kitaptan söz etmek gerekiyor, Tevfik Uyar’ın yazdığı ‘Çözülme’den.
Kitabın en özgün yanı, bilimkurgu eserlerde bazen arka planda kalabilen bir unsur olan insani tarafı, duygusal arka planı... Uyar, bilimkurgu dinamiklerine sadık kalmasının yanı sıra türün okuru olmayanları da yakalayabilecek bir üslup ve olay örgüsüyle aslında kendine ve kitabına başka bir misyon da yüklüyor; türün okuru olmayanlara da bilimkurgu okutabilmek. Kendine biçtiği bu görevi layıkıyla yerine getirdiğini de söyleyebiliriz.
‘Çözülme’, bundan çok da uzak olmayan bir gelecekte, bu topraklarda geçiyor. Tam da bu yüzden hem söz edilen teknolojilere hem de toplumun geldiği noktaya yabancılaşmıyoruz, aksine tamamen içselleştirebiliyoruz olan biten her şeyi. Kitapta -belki de hepimizin zaman zaman farklı gerekçelerle hayal ettiği bir şey olan- zamanı durdurmak isteğini ‘pazarlayan’ bir dev şirket görüyoruz; Krayonik. Eğer yeteri kadar paranız varsa ve geleceği görmek istiyorsanız şirket size bu olanağı sunuyor. Yer üstündeki en yüksek gökdelene sahip olan ve dünyada tekel haline gelmiş şirket yer altında da dünyanın en büyük deposunu kurarak konumunu sağlamlaştırıyor. Üstelik Krayonik yalnızca zenginlerin hayallerini gerçekleştirmek için değil dermansız hastalıklarla mücadele edenlerin son umudu olmak için de insan dondurma teknolojisini kullanıyor. Tabii bu hizmet de yine parası yetenlere veriliyor.
Ortada böylesine hassas bir konu üzerine çalışan ve dünya devi haline gelmiş bir şirket varsa kaçınılmaz olarak bu gücün kötüye kullanılması ihtimali de var demektir. Takdir edersiniz ki herhangi bir şirket siyasi otoritelerin desteği olmaksınız dünya devi haline de gelemez. Bu durumda, ortada gücü kötüye kullanmak gibi bir olasılık varsa, yaşananların aslını anlatmak için kim varını yoğunu ortaya koyar dersiniz? Elbette cesur bir gazeteci!
Kitap boyunca pek çok konu üzerine düşünecek; yaşamı, insanlığı, empatiyi, etik değerleri, umudu, zamanı, sınıf ayrımını ve başka kavramları tekrar tekrar sorgulayacaksınız. Yazarın teknik ayrıntılara boğmayan, doğal üslubuyla anlattığı ve her bir karakteri incelikle işlediği hikâye boyunca kendinize şu soruyu sormadan edemeyeceksiniz: Acaba sevdiğim insanın iyi olma ihtimali için böyle bir belirsizliği göze alıp belki de kalan ömrümü onsuz geçirebilir miydim?


