Google Play Store
App Store

“kuşların barınağıdır,

bir manzaradan oyulmuş

bölük pörçük gövden.

çünkü sen bir çocuğun büyüklüğüsün

onun her gece düşüne giren.”*

Önceki gün İstanbul’da Taksim meydanına doğu yürürken yol kenarlarına, meydan çevresine yığılmış yerleştirilmeyi bekleyen metal bariyerler dikkatimi çekti. Nedenini merak edip düşündüysem de sebebi bulamadım. Mantıklı neden diye aklıma gelen de bize yaşatılan mantıksız müdahaleler oldu. Saraçhane direnişi, bir miting hazırlığı, 1 Mayıs gibi ülkemizde kutlanması söz konusu olamayan, acılarla tarihe yazılmış anma ve hak talebi günleri… Hepsini düşündüm inanın. Aklıma gelmeyen 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü de değildi. Çünkü Taksim Meydanı’na bakan sevdiğim bir kafede -yani dikkat çekici bariyer yığınağıyla karşı karşıya- arkadaşım şair ve müzisyen Mehtap Meral’le “Kadınlar Yazarsa Tarihi” ismini verdiği yeni bir projesini konuşuyorduk. Mehtap’ın kadına yönelik şiddetin aslında sadece dayak ya da sonu ölümle biten vahşiliklerle sınırlı olmadığını bilerek bir farkındalık oluşturmak için baskılara, şiddete boyun eğmeyen ve dönemine, alanına damga vuran, zincirleri kırarak devrimlerin öznesi olan, ufuk açan, özgürleşen kadınları anlattığı müzikli bir sahne performansı bu. Nezihe Muhiddin, Suat Derviş, Halide Edip Adıvar, Afife Jale, Bedia Muvahhit, Türkân Saylan, Gülten Akın… İlkleriyle, meslekleriyle, eylemleriyle öncü kadınlar. Tarih yazan, tarihi değiştiren kadınlar.

Tam da bu tarihin anlamını vurgulayan sanatsal bir farkındalık projesini konuşurken bu hazırlığın kadına yönelik şiddeti önlemek isteyenlere engel olmak için olabileceği aklıma bile gelmedi. İnanın nice 8 Mart’ta kadınlara en sert şekliyle müdahale edilmesine rağmen öznesi kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi olan bir gün için böyle sert, kindar ve kötülük çağrıştıran, şiddete hazırlık yapan, şiddeti olağanlaştıran adeta çağrı çıkartan planlı ve hesaplanmış bir hazırlık olacağını düşünemedim.

∗∗∗

Nitekim ertesi gün polis Taksim Meydanı’ndan Sıraselviler’e ve İstiklal Caddesi’e uzanan çok geniş bir alandan kadınlara karşı tüm unsularıyla şiddete hazırdı. Demir bariyerlere, artık savaşa gider gibi teçhizatlarını kuşanmış ağır silahları ve ellerinde kalkanlarıyla çevik kuvvet ve TOMA’lar da eşlik ediyordu. Kadınların farkındalık çağrısıyla, daha yıl bitmeden bir yılın gün sayısından fazla işlenmiş kadın cinayetini durdurmak için, kadınların maruz kaldığı şiddetin her türlüsüne karşı dayanışma amacıyla düzenlenen eylemde kadınlar polis ablukasındaydı, bir kısmı gözaltına alındı.

Aynı gün, bir yerlerde, ülkeyi yöneten eril dil en üst mertebeden çok anlamlı mesajlar veriyormuş! “Evet, tek bir kayıp bile çoktur, hepimiz adına hüzün vericidir, istatistikler arasında kaybolmasına müsaade edilmeyecek kadar değerlidir. Biz meseleye bu zaviyeden, yani tamamen insan merkezli bakıyoruz. Kadına yönelik şiddetle mücadelede elde ettiğimiz tüm başarılara rağmen, şiddeti sıfırlayamamanın üzüntüsünü her müessif olayda hissediyoruz.”

Terry Eagalton Kötülük Üzerine Bir Deneme kitabında şöyle bir cümle kurmuş: “Kötüler kendilerindeki bir eksikliği tamamlamak için başkalarının hayatlarını sömürürler.” Bizim ülkemizde bu; sevgisizlikle, şiddetle, bencillikle, istismarla büyütülmüş çocukların büyüklüğünü tarif ediyor bence.

Biri Taksim’e 25 Kasım kuşatması için emir veriyor. Bir diğeri bir gün çıkıp sokak hayvanlarına ölüm fermanı veriyor. Ellerine geçirdikleri kamu gücünü; hizmet ya da iyilik için değil katliam emri vermek, yok etmek, ezmek, sömürmek için buyruklara dönüştürüyorlar. Ellerindeki güçle her fenalığı “oldurtabilecekleri”ni bilmek; en zalimce, en mantıksız, en derin kötülükleri yapabilmenin hazzı ile birleşince kibirleriyle göneniyorlar.

∗∗∗

İstanbul Valisi gibi Afyon Valisi de –üstelik bir kadın kendisi- sokak hayvanlarını besleme yasağına ferman çıkarmış. Betona boğdukları kentlerde zaten yiyecek bulamayan hayvanların açlıktan ve can çekişerek ölmesini istiyorlar. Onlar hayvanlara işkence edenleri değil açları doyuranları cezalandırmaya kanun çıkarıyor. Elinde satırla, samuray kılıcıyla gezen adamlar tutuksuz yargılanıyor, yeni canlara kıysınlar diye serbest bırakılıyor, yeni cinayetler işleniyor. Hayvanlara işkence edenler elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Onlar “meseleye bu zaviyeden bakıyorlar.” Kadınların, çocukların, hayvanların, hak savunucularının kötülük “istatistikleri arasında kaybolacakları” tahayyül edilemez kötülük planlarıyla mesaideler.

Brezilya’da hayvanlara kötü muamele edenlere verilen cezaları artıran; New York’ta, İspanya’da hayvanları eşya olmaktan kurtaran koruyucu yasalar yapılıyor. Finlandiya’da her yıl trafikte can alan kazaları önlemek için Ren geyiklerinin boynuzları parlak renklerle boyanıyor. Can kurtarmak için, iyilik için bilim de, fikir de yaratıcı yöntemler peşinde. Bizim ülkemizde o boynuzlara sahip nesli tehlikede geyikler, karacalar av ihalesine çıkıyor. İtalya’da sokak kedileri üşümesin diye bankların altına ısıtıcılı mini barınaklar ekleniyor. İsviçre’de soğuk hava koşularında yiyecek bulamayan kuşların karnını doyurabilmek amacıyla kış günlerinde yollara dökülen buzlanmayı önleyici tuz, özel yiyecek özütleriyle üretiliyor. Havalar soğurken içimizi üşüten korkunç yasaya karşı çıkmak için bizi motive edecek bu iyilik öykülerini vicdanı donuk kalplere ulaşmasını dileyerek ve örnek olmasını umarak paylaşmak isterim. Yolumuz uzun ve zorlu ama yılmayacağız. İyiyle büyüyen, vicdanlı çocukların büyüklüğüyüz ve hiç de az değiliz.

*Metin Altıok / Bir çocuğun büyüklüğü, Bir Acıya Kiracı