Google Play Store
App Store
Bir devrimci öğretmenin ardından: İsmail Yavuz
Fotoğraf: BirGün

Muhammet İKINCİ - Eğitim Sen Trabzon Şube Başkanı

Bazı insanlar yalnızca bir görevi yerine getirmez; bulundukları her alanda bir mücadele kültürü, bir etik ve bir yön duygusu inşa eder. Samsun Eğitim Sen Şube Başkanı, devrimci öğretmen İsmail Yavuz, gençlik yıllarından itibaren yaşamını bu anlayışla kurmuş, devrimci mücadelenin içinde yoğrulmuş bir isimdi. Onun ardından söylenecek sözler, kişisel bir vedanın ötesinde; emek, laiklik ve halk egemenliği mücadelesinin onurlu bir temsilcisini anlatmak zorundadır.

İsmail Hoca, daha öğrencilik yıllarından başlayarak haksızlığa karşı söz söylemeyi, itiraz etmeyi ve örgütlü mücadelenin parçası olmayı bir tercih değil, bir sorumluluk olarak gördü. Gençlik döneminde edindiği devrimci bilinç, yaşamının ilerleyen yıllarında değişmedi; tersine derinleşti, olgunlaştı ve öğretmenlik pratiğiyle bütünleşti. Mücadeleyi dönemsel bir heyecan değil, devrimci bir sorumluluk, ömürlük bir duruş olarak kavradı.

Keskin zekâsını gösteriş için değil; anlamak, dinlemek ve doğruyu birlikte kurmak için kullananlardandı. Bilimsel ve akılcı tutumu, emek alanına dönük çok yönlü saldırılara, eğitimi piyasanın insafına terk eden anlayışlara karşı yürütülen mücadelenin sağlam zeminlerinden biri oldu. O, hakikatin ancak bilgiyle, sabırla ve kolektif akılla savunulabileceğini bilen bir devrimciydi.

Nezaket, zarafet ve kibarlık; onun kişiliğinde mücadeleyle çelişen değil, mücadeleyi derinleştiren değerlerdi. En sert saldırılar karşısında dahi ölçüsünü kaybetmeyen; ancak en temel ilkeler söz konusu olduğunda kararlılıkla ve cesaretle duran bir çizgisi vardı. Bu duruş, ona yalnızca saygı değil; güven de kazandırdı. O, önde yürümekten kaçınmayan ama her zaman kendini sıra neferi olarak gören bir örgüt insanıydı.

İsmail Hoca, temel çelişkinin emek ile sermaye arasında olduğunu bilerek hareket edenlerdendi. Kamusal hizmetlerin özelleştirilmesine paralel olarak istihdamın parçalanmasına, eğitimin ticarileştirilmesine, öğretmenin güvencesizleştirilmesine, öğrencinin müşteri haline getirilmesine karşı verdiği mücadele; bu sınıfsal bilincin somut ifadesiydi. “Üreten biziz, yöneten de biz olacağız” sözü, onun için bir slogan değil; sendikal ve siyasal pratiğin pusulasıydı.

Anti-emperyalist duruşu da bu bütünlüğün ayrılmaz parçasıydı. Emperyalizmi, bugün içinde yaşadığımız yoksulluğun, sömürünün, gerici karanlığın, halk iradesini ve kamusal kazanımları hedef alan çok yönlü bir tahakküm ilişkisi olarak kavrardı. Bu nedenle laiklik savunusu, onun mücadelesinde özel bir yere sahipti. Gericiliğe karşı laiklik, İsmail Yavuz için yalnızca bir ilke değil; sömürünün panzehiri, bağımsızlığın, bilimin, özgür düşüncenin ve eşit yurttaşlığın güvencesiydi.

O, kurtuluşu bireysel çıkış yollarında değil; birleşik mücadelede ve örgütlü halk muhalefetinde görürdü. “Söz, yetki, karar, iktidar halka” şiarı; onun sendikal anlayışının ve siyasal perspektifinin özetidir. Devrimci demokratik cumhuriyet idealini, soyut bir gelecek tasavvuru değil; bugünden adım adım örülmesi gereken bir irade-görev olarak ele aldı.

Eğitim Sen’de yürüttüğü görevleri bir kariyer değil, halkımıza, emekçilere karşı bir sorumluluk olarak taşıdı. O, yüz yılı aşkın eğitim emekçileri hareketinin; Fakir Baykurt’lardan Enver Karagöz’lere Metin Lokumcu’ya uzanan eşitlik, özgürlük, emek, demokrasi ve bağımsızlık mücadelesini fiili, meşru ve militanca bir çizgide bugüne taşıyan sendikal anlayışın temsilcisiydi.

Bugün İsmail abinin ardından şimdiden hissedilen büyük boşluk, onun ne denli sahici bir iz bıraktığının kanıtıdır. O, aramızdan ayrıldı; ancak gençlik yıllarında attığı ilk adımlardan yaşamının son dönemine kadar taşıdığı devrimci kararlılık, savunduğu değerler ve bıraktığı örgütlü miras yaşamaya devam ediyor. Çünkü devrimci öğretmenler ölmez; onlar halkın mücadelesinde yaşar, öğrencilerinde ve yoldaşlarında çoğalır.

İsmail Hoca’yı saygıyla, minnetle ve mücadele sözüyle anıyoruz.

Anısı, yolumuzu aydınlatmayı sürdürecek.