Google Play Store
App Store

PowerPoint kötü değildir. Sadece amacını aşan ve bir dünya görüşü haline gelen, tüm kuruluşların düşünme ya da düşünmeme biçimini şekillendiren bir araçtır.

“PowerPoint önce kendisiyle, sonra sunucunun konforuyla ilgilenir. İzleyici ve içerik en son gelir – oysa toplantının sebebi onlardır.”

Edward Tufte

SESSİZ BİR YARADILIŞ HİKAYESİ

Sosyal medyada her ay birileri PowerPoint’in artık öldüğünü ilan ediyor. Onlara göre, yapay zeka artık her şeyi saniyeler içinde araştırıp düzenliyor, siz kahvenizden daha ikinci yudumu almadan, sunumu önünüze koyuyor. Kulağa etkileyici geliyor – ta ki yapay zekanın PowerPoint (PP) kullandığı fark edilene kadar. Yani yazılım aslında sapasağlam yaşıyor; sadece yapay zekanın cazibesiyle mumyalanmış durumda.

Gerçekte elde ettiğimiz şey, aynı eski içeriktir: Bildik bir PP mantığı, parçalanmış taze bir düşünce yığını ve daha fazla grafik çöplüğü. Yapay zeka, uzun süredir var olan bu entellektüel hastalığı sadece hızlandırıyor: PP zehirlenmesi artık yüksek çözünürlükte.

PP YOKSA DURUM TEHLİKELİ – İNSANLAR DÜŞÜNMEYE BAŞLAYABİLİR

Sir Ken Robinson’ın efsanevi TED konuşması “Okullar yaratıcılığı öldürüyor mu?”, TED tarihinin en çok izlenen konuşmasıdır. Robinson, hiç slayt kullanmaz. Dört yaşında geçirdiği çocuk felcinden dolayı, aksayarak sahnenin ortasına gelir, orada durur; izleyicileri esprili, sıcak ve net konuşmasıyla sarıp sarmalar.

 

Sir Ken Robninson “Okullar yaratıcılığı öldürüyor mu?” TED konuşmasında

Diğer en çok izlenen TED konuşmacılarının birçoğu da aynı “suça” ortak olur: Jill Bolte Taylor, Amy Cuddy, Chimamanda Ngozi Adichie gibi konuşmacıların ortak yönü, insani bağlantı, hikaye kurma becerisi ve bilişsel tasarımdır.

BİR HARABENİN ARKEOLOJİSİ: PP DÜNYAYI YÖNETMEDEN ÖNCE

PP, fikirleri dikdörtgen çerçevelere sıkıştırma alışkanlığını icat etmedi. Modern slayt imparatorluğu ortaya çıkmadan önce, sunumlar asetatlara ve 35 mm slaytlara dayanıyordu. O zaman da bilgi statik dikdörtgenlere sıkıştırılıyor, konuşmalar cansız monologlara dönüşüyordu. Mühendisler ve askeri personel, projektör ışığında gerçek düşüncenin buharlaştığını ilk fark edenler arasında olanlardı. Pedagoji dergileri, slayt yazılımının ezbere ders vermeyi teşvik ettiğini, öğrenci katılımını azalttığını ve sonuçta eğitimi yansıtılmış notlara dönüştürdüğünü yazıyordu.

1987’de PowerPoint 1.0 çıktığında, bu rahatsızlık alarm seviyesine yükseldi. Kurumlar, yazılımı tereddütsüz benimsedi ve PP kurumsal iletişimin dili oldu. Bir anda, çalışmak slayt yapmak demek oldu. Toplantılar slayt destesiyle dönmeye başladı. Bir inanç, sessizce yerleşti: Bir şey slaytta değilse ya gerçekte var değildir ya da tartışma değeri taşımıyordur. Eğitim daha da bozuldu; öğretim gittikçe listelerin dersmiş gibi gösterildiği sunumlara dönüştü.

PP RUHUMUZU NASIL ELE GEÇİRDİ?

PP iş yerini, bürokrasi ve psikolojik teslimiyetin bileşiminden oluşan bir yöntemle fethetti. Microsoft onu Office’in içine yerleştirdiği için, PP her yere kolayca sızdı. Yöneticiler, iletişimi standartlaştırdığı ve önceden onaylanmış slaytlarla astların fikirlerini kontrol olanağı sağladığı için, sevdi onu. Bürokrasi, her düşüncenin kurumsal bir şablonun genişliğine göre budandığı bu düzene, adeta bayıldı.

Kurumlar, ekranın üçte birini logo, renk şeritleri ve misyon beyanlarıyla kaplayan şablonlar geliştirdi ve gerçek içerik için dar bir alan kaldı. Slayt desteleri, sürpriz bir şeyin görünmesini engellemenin bir yolu haline geldi. PP metastaz yaptı, toplantı salonlarını, sınıfları ve profesyonellerin hayal gücünü esir aldı. Salt eleştiri, bürokratik ihtiyaçlarla bu kadar uyumlu olan ve her yerde olmazsa olmaz gibi kurulan bir teknolojiyi, yerinden edemezdi.

TUFTE SAHNEYE ÇIKIYOR

Sonra Edward Tufte geldi. Veri görselleştirme öncüsü Tufte, PP’yi bir rahatsızlık değil, entellektüel suistimal olarak ele aldı. The Cognitive Style of PowerPoint broşüründe (2003), yazılımın analitik düşünceye doğrudan zarar verdiğini savundu.

Sorun estetik değil, epistemolojikti. Tipik slayt mimarisi- büyük puntolar, kısa ifadeler, dekoratif başlıklar, basitleştirilmiş grafikler bilginin sistematik olarak zayıflamasına yol açıyor, nüansı düzleştirip argümanın yerini kurumsal tezahürata bırakıyordu. Karmaşık veriler kötü grafiklere indirgeniyor, tablolar slayta sığması için kesilip biçiliyor, kanıtlar süse dönüşüyor, bütün konular anlaşılmayı çarpıtan doğrusal bir sıraya zorlanıyordu. PP’nin hükmü altında analiz performansa dönüşüyor; netlik ise iknacılığın uğruna feda ediliyordu.

Edward Tufte ve 2003’te yayımladığı “PowerPoint’in bilişsel stili” broşürü (Fotoğraf: Facebook)

Tufte’nin en çarpıcı örneği, NASA’nın Columbia Uzay Mekiği felaketine giden aylardaki iletişimiydi. Kritik mühendislik uyarıları karmaşık PP altında gömülmüş, risk önemsizleştirilmişti. PP, temel niceliksel ayrımların gizlenmesine ve bilimsel bir risk değerlendirmesinin bir dizi belirsiz, bürokratik konuşma konusuna dönüşmesine neden olmuş; riskin ölümcül bir şekilde hafife alınmasına katkıda bulunmuştu.

Tufte’nin değerlendirmesinin bir boyutu da psikolojikti. PP, bilgi akış hızını kontrol edemeyen, detaylara geri dönemeyen senkronize bir izleyici kitlesi yaratıyordu. Slayt gösterisi, anlıyor olmasanız da ilerler. Oysa, dağıtılan yazılı bir belge katılımcıya durma, karşılaştırma, yeniden okuma ve sorgulama imkanı tanır. PP bu aktif bilişsel sürecin yerini edilgenliğe bırakır. Sunum bir konveyör bandı gibi çalışır: Bir kişi tıklar, diğerleri onu takip eder; düşünmek, seçenek olmaktan çıkar.

Tufte bunun yerine eksiksiz veriler, açıklamalar ve anlatı mantığı içeren yazılı belgeleri savunuyor. Çünkü bunlar, katılımcılara tam bir analitik manzara sunuyor.

JEFF BEZOS’UN POWERPOİNT AFOROZU

Colin Bryar ve Bill Carr, Working Backwards kitabında, Amazon’un ilk yıllarında sunumların klasik bir kurumsal koreografiyle yapıldığını anlatır: Konuşan biri ve arka planda akan PP slaytları. Çoğu zaman slaytların tek katkısı ortama loş bir ışık katmaktı ve bu formatla bir önceki toplantıdan bu yana gerçek bir gelişme olup olmadığını anlamak güçleşiyordu. Analizlerse çoğu kez yüzeysel kalıyordu.

2004’ün başında bir iş uçuşu sırasında Bezos ve Bryar, Tufte’nin meşhur broşürünü okurken, sorunlarını kusursuz şekilde özetleyen bir cümleyle karşılaştılar: “Analiz daha nedensel, çok değişkenli, karşılaştırmalı, kanıta dayalı ve çözünürlük açısından yoğun hale geldikçe, PP de o kadar zarar verici olur.” Bu ifade, kullandıkları formatın ihtiyaç duydukları düşünme derinliğini karşılamadığını açıkça ortaya koyuyordu.

Tufte yalnızca sorunu tanımlamakla kalmayıp çözüm de sunuyordu: slaytlar yerine, kelimeleri, sayıları, grafik ve görselleri bir arada sunan altı sayfalık yazılı notların kullanılması gerektiğini savunuyordu. Dağıtılan kağıt, okuyucuya kanıtı inceleme ve bağlamı yeniden kurma imkanı tanıyordu. Ve Tufte’nin en pratik öğüdü, büyük bir organizasyonun bu geçişi gerçekten yapmak istediğinde, bir komiteye değil doğrudan bir yönetici emrine ihtiyaç olduğu yolundaydı: “Bundan böyle sunum yazılımınız Microsoft Word’dür. PowerPoint değil. Alışın artık.”

Bezos tam da bunu yaptı ve PP’yi Amazon’un üst düzey toplantılarından kaldırdı. Böylece altı sayfalık anlatı memoları zorunlu hale geldi. Artık toplantılar, herkesin yirmi dakika boyunca bu metni sessizce okumasıyla başlıyor, tüm liderlik ekibi aynı anda bilgiyi sindiriyordu.

Jeff Bezos’un PowerPoint’i yasaklamasından sonra gönderdiği açıklayıcı email

İSVİÇRE BİZİ KURTARMAYA ÇALIŞTI: ANTİ-POWERPOİNT PARTİSİ

2011’de, diplomasi ve çikolatasıyla tanınan İsviçre, alışılmadık bir siyasi fenomene sahne oldu: Anti-PowerPoint Partisi (APPP). Kurucu Matthias Pöhm’e göre, İsviçre ekonomisi her yıl milyarlarca frankı kötü sunumlara kurban ediyordu. APPP’nin temel fikir açıktı: Sorun yazılımın kendisinde değil, ona olan kültürel bağımlılıktaydı. Parti, ismindeki siyasi parti vurgusunu, kurumların PP’ye gösterdiği aşırı ciddiyeti mizahi biçimde eleştirmek için kullanıyordu.

POWERPOİNT’SİZ BİR YAŞAM

Bir toplantı hayal edin: Geçiş efektleri yok, animasyonlar yok, markalı çerçeveler yok.
Fikirler kendi başlarına ayakta duruyor. Bu devrim değil; yalnızca insanların yüzyıllar boyunca konuştuğu doğal hale dönüş.

PP kötü değildir. Sadece amacını aşan ve bir dünya görüşü haline gelen, tüm kuruluşların düşünme ya da düşünmeme biçimini şekillendiren bir araçtır.

Artık asıl soru şudur: Slayt olmadan, fikriniz hala ayakta kalabiliyor mu?